İbn Munzir der ki: Kendilerinden ilim bellediğim her bir ilim adamı, dengi olduğu sürece babanın küçük kız çocuğunu evlendirmesinin caiz olduğu hususunda icma etmişlerdir. Bunun yanında kızı istemese ve çekinse dahi onu evlendirmesi caizdir.
Aklı başında olup, buluğ çağına girmiş olan bir bekar kız çocuğu hakkında ise İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir:
Baba, onu nikaha zorlayabilir ve kızın izni olmadan da onu -küçük kız çocuğunda olduğu gibi- evlendirebilir. Bu, Malik’in, Şafii ve İshak’ın mezhebidir. Şüphesiz bu minvalde İbn Abbas’ın naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Dul kadın, kendisine velisinden daha maliktir. Bekarın da kendisi hakkında izni alınır. Onun izni de susmasıdır.” Böylece kadınlar iki kısma ayrıldıklarından dolayı, (evlendirme) hakkının ikisinden birisinde sabit olacağı anlaşıldığından, bu da gösteriyor ki diğeri bu özellikten nefy edilmiş oluyor ki, o da bekar kız çocuğudur. Öyleyse bu kızın velisi, kendisi hakkında daha ziyade hak sahibi olmuş oluyor.
Onu nikaha zorlayamaz. Bu da Evzfü, Servi, Ebu Ubeyd, Ebu Sevr ve rey ashabının mezhebidir. Zira bu hususta gelen Ebu Hureyre’nin rivayetine göre, Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Dul kadın, kendisi emir vermedikçe nikahı kıyılmaz. Bekar da kendisi izin vermedikçe nikahı kıyılmaz.” Bu hadis hakkında Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Çünkü bu kız çocuğu, mali tasarrufları geçerlilik arz ettiği için, ona evlilik konusunda zorlama yapmak caiz olmaz. O, bu yönüyle bir dul ve erkeğin nikahtaki hükmüne benzemektedir.
Baba’dan başkasının büyük kız çocuğunu nikaha zorlama hakkı yoktur. Dede de olsa başkası da olsa, küçük kız çocuğunu evlendirme hakları yoktur. Bunu, İmam Malik, Ebu Ubeyd, Sevri ve İbn Ebu Leyla söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Buluğa ermemiş yetim kızın izni alınır. Onun susması, kabul etmesidir. Kabul etmeyecek olursa, ona karşı haddi aşmak yoktur.” Zira babadan başkasının şefkat etmesi eksik kalır; dolayısıyla -sanki yabancıymış gibi- küçük kız çocuğuna velayet edemez. Bunu, -dede hariç olmak üzere- İmam Şafii söylemiştir. Çünkü kendisi, dede’yi, baba hükmünde saymıştır. Zira dede’nin velayeti doğum yönünden bir velayet sayıldığından dolayı -baba gibi- dede de bu kız çocuğunu nikaha zorlayabilir.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa dede, bu kız çocuğunun malına velayet edemediğinden ötürü -sanki yabancıymış gibi- kız çocuğunun nikahına zorlama da yapamaz. Çünkü dede, başkasının velayetine sahiplik eder, bu yönüyle de diğer asabeler gibi sayılır. Bunun yanında dede, baba ile ayrılır; çünkü baba, vasıtasız olarak delaleti ve sahipliği vardır. Dolayısıyla dede ve kardeşleri de düşürmektedir.
Evzfü ve Ebu Hanife: Baba’dan başkası da küçük kız çocuğunu evlendirebilir. Kız, buluğ çağına girdiğinde ise muhayyerlik hakkı doğar, demişlerdir. Ebu’l Hattab der ki: Ebu Hanife’nin bu görüşünün aynısını Abdullah, babasından (yani İmam Ahmed) aktarmıştır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: “Eğer yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helal olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın.” (Nisa Suresi 3) Ayetin mefhumundan anlaşılan, korkulacak bir durum olmadığı takdirde yetim kızı evlendirebileceğidir. “Yetim” ise henüz buluğ çağına ermeyen kimsedir.
Ayet-i kerimedeki kız çocuğun, buluğa ermiş olan yetim olduğu şeklinde cevap verilmiştir. Nitekim buna dair delil Yüce Allah’ın: “Kitap’ta, kendileri için yazılmışı (mirası) vermeyip nikahlamak istediğiniz yetim kadınlar…” (Nisa Suresi: 127) şeklindeki buyruğudur. Zira bu, ancak büyüdüklerinde kendilerine verilir.
Eğer baba, buluğa ermiş olan kızından izin alacak olursa bu güzel bir davranış olur. el-Muvaffak şöyle demiştir: Kız çocuğundan izin almanın müstehap olduğu noktasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), bunu emretmiş ve bu olmadan icra edilen nikahı da nehy etmiştir. Bu durumda izin alınmasının en asgari ölçüsü müstehap sayılır. Bir de izin almakla kız çocuğun gönlü hoş edilmiş ve ihtilaftan da çıkılmış olunur.
Dul kadına gelince: O da büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılır. Büyük olan dula gelince, ilim ehlinin çoğunluğuna göre ne babanın ne de başkasının -onun izni olmadığı halde- dul kadını evlendirmeleri caiz değildir. Ancak el-Hasen: Kadın istemese dahi onu evlendirebilir, demiştir. İsmail b. İshak der ki: Ben bu noktada bir kız çocuğu hakkında el-Hasen gibi düşünen kimseyi bilmiyorum. Onun bu görüşü, kural dışıdır, şazdır ve bu, ilim ehli ve sabit sünnete göre ters bir görüştür.
Küçük olan dula gelince, bunda da iki görüş gelmiştir:
Onu (zorla) evlendirmesi caiz değildir. Bu, Şafii mezhebine ait görüştür. Çünkü gelen hadislerin umumi manası bunu ifade etmektedir. Bunun yanında zorlamak, bekarlık ve dulluk noktasında değişkendir, ancak küçük ve büyüklük noktasında değişken değildir. Halbuki buradaki kadın, duldur. Bu durumdaki kadının nikah için ertelenmesinde fayda da vardır; zira o buluğa erince artık kendi başına karar verme hakkı olur, o zaman da kendi iznine itibar edilir. Öyleyse onun nikahının -bekar kızın tersine- ertelenmesi zorunluluk ifade eder.
Kızın babası, onu evlendirebilir ve ondan izin alması da zorunlu değildir. Bu ise İmam Malik ve Ebu Hanife’nin kavlini oluşturmaktadır. Çünkü henüz küçüktür, öyleyse -bekar ve çocukmuş gibi- babasının kendisini nikaha zorlaması caiz olur. Söz konusu olan hadisler, kızın büyük olmasına yorumlanmıştır. Bu durumda velisinden ewel kızın kendisinin nikahını kıyması hakkıdır, ama küçük çocuğun böyle bir hakkı yoktur.