el-Muvaffak şöyle demiştir: İlim adamları arasında ihtilafsız olarak nakledildiğine göre, dul kadının nikahı için kendisinin sözüne bakılır; çünkü gelen hadisler bunu ifade etmektedir. Çünkü bu halde dilden çıkacak olan söz, gönlünde bulunanı açığa çıkartan bir ölçü olur. İznin kendisinde itibar edildiği tüm yerlerde onun bu sözü muteber kabul edilir. Sadece susmasının öngörüldüğü bazı küçük arizi durumlar, bundan istisna edilmiştir.
Bekar kıza gelirsek, ilim adamlarının geneline göre onun izni ise susmasıdır. Şafii ashabı der ki: Babasından başkasının hakkı noktasında kızın susmasında ise iki görüş gelmiştir. Bunlardan birisi de bunun izin olmayacağı yönündedir. Çünkü susmalar, izin vermek anlamında olmayabilir, bu durumda izin sayılmaz. Bir de bu susması, razı olmasına, utanmasına yahut başka anlamlara gelmesine de sirayet edebilir ki, o zaman dul hakkında bu bir izin olmaz. Ama izni, babanın olması halinde yeterlidir. Çünkü bu durumda razı olması muteber olmaz. (Ancak) bu görüş, ilim ehline göre şazdır, kural dışıdır. Sahih olarak gelen sünneti de terk etmektir. İmam Şafii’nin bu görüşe izafe edilmesi ve mezhebine ait kılınması uygun kaçmamıştır. Nitekim onların ifade ettikleri bu görüş, aynı zamanda babası hakkında da kadının susmasının izin anlamına gelmeyeceği hükmüne sürükler; çünkü onlar, baba mevcut olsa dahi sanki yokmuş gibi değerlendirmektedirler. Öyleyse bu görüşleri, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kavlini tamamen yok saymış oluyor, gelen açık hadisleri ortadan kaldırmış ve ümmetin icmasını da zedelemiş oluyor.