İlim ehlinin icmasına göre recmetmek için zina edenin muhsan (evli) olması gerekmektedir. Muhsan olmak için de yedi tane şart vardır:
Cinsel münasebetin önden yapılmış olması. Bunun şartlığı noktasında bir ihtilaf yoktur. Şüphesiz cinsel temasın yapılmadığı bir nikahta muhsanlık hasıl olmuş olmaz. İster aralarında halvet meydana gelmiş olsun veya ferç dışından veya dübürden olmak üzere temas gerçekleşmiş olsun, fark etmez. Yahut da bunlardan hiçbirisi gerçekleşmemiş olsun, yine fark etmez. Çünkü ön taraftan cima etmediği sürece bu, kadını evli yapmadığı gibi, onu bekâretten de çıkartmış olmaz. Onlara “yüz sopa” ve “bir yıl sürgün” cezasını uygun görenler, gelen hadisin gereğini gerekçe göstermişlerdir. (Muhsan olması için) söz konusu olan cinsel temasta ise erkeğin sünnet yerinin, kadının fercine girmiş olması ve onda kaybolması gerekmektedir.
Evlilik halinde olmak gerekir. Çünkü nikah, zaten “ihsan (muhsan olmak)” demektir. Şüphesiz zina ve şüpheli cima yapan bir kimsenin o vakit cinsel temas kurarken muhsan sayılmış olmayacağı noktasında ilim adamları arasında ihtilaf yoktur. el-Muvaffak der ki: Cariye edinmekle taraflardan birisi noktasında ihsan’ın gerçekleşmiş olmayacağı noktasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz; zira bu nikah sayılmadığı gibi buna dair hükümleri de sabit olmaz.
Nikahın sahih (geçerli) olması gerekmektedir. Bu ise ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. Zira o vakit mülkü olmadığı halde bir cima icra etmiş olması hasebiyle –tıpkı şüpheli cima gibi– bununla muhsanlık da hasıl olmamış olur. Ebu Sevr ise: Fâsit bir nikâh da icra edilen cima ile muhsanlık hasıl olur, demiştir. Bu görüş, Leys ve Evzai’den de nakledilmiştir.
Hür olmak. Hürlük, tüm ilim adamlarının görüşüne göre şarttır, ancak Ebu Sevr böyle demez. O ise: Köle ve cariye muhsan olmaları durumunda zina ettikleri vakit recmedilirler, demiştir. Fakat bu görüşe ters icma gelmiştir. Evzai’den nakledildiğine göre, kölenin nikahı altında hür bulunur ve muhsan olur da zina ederse, recmedilir. Nikahı altında cariye olursa recm edilmez. (Ancak) tüm görüşler, nass’a ve icmaya muhaliftir.
ve 6) Buluğa girmek ve akıl sahibi olmak. Öyleyse çocuk yahut deli olduğu halde cima eder, sonra çocuk buluğa erer yahut deli akıllanacak olursa, muhsan olmazlar. Bu, ilim ehlinin çoğunluğunun ve Şafii mezhebine ait olan görüştür. İmam Şafii’nin ashabından bazıları da: O zaman muhsan olurlar, demiştir.
Her iki tarafta da cima esnasında kemal durumda (denk) olmaları şarttır. O vakit hür ve aklı başında olan bir erkek, hür ve aklı başında olan bir kadınla cima eder. Bu ise Ebu Hanife ve ashabının kavlidir. Çünkü o zaman (bu anlamda kemallik ve denklik olmazsa) taraflardan birisi –tıpkı cariye edinmesinde olduğu gibi– muhsan olmamış olacak, dolayısıyla diğerini de muhsan etmemiş olacaktır. İki taraftan birisi, bu anlamda eksik olması hasebiyle cima’yı kemal yönüyle tamamlamış olmaz. Öyleyse muhsan da olamaz, sanki her iki taraf bu noktada kemal (denk) değilmiş gibi değerlendirilirler.
İmam Malik şöyle der: İki taraftan birisi kâmil vasıflı olursa, muhsan olur. Ancak çocuk büyük bir kadınla cima ederse, kadını muhsan etmiş olmaz. Buna yakın bir görüş Evzai’den de gelmiştir. İmam Şafii’den ise bu noktada farklı görüşler gelmiştir. Aktarıldığına göre bunda ona ait iki görüşü vardır: Birinci görüşü: İlkiyle aynıdır. İkincisi ise: Kamil vasıflı olması halinde muhsan olacağı yöndedir. Çünkü o, buluğa ermiş, aklı başında, hür ve sahih bir nikahla cinsel münasebette bulunmuş olduğundan, bu sebeple muhsan olur, sanki diğeri de onun gibi muhsanmış gibi değerlendirilir. Onlardan kimisi de şöyle demiştir: İmam Şafii’nin iki görüşü çocuk değil köle hakkındadır. Zira bir görüşe göre kâmil vasıflı olması halinde muhsan olmuş olur.