Hangi iş içinde olsan, Kur’an’dan ne okusan ve ne iş yapsanız, Biz size şahidiz. Hiçbir zerre Rabbinin bilgisinden kaçmaz; yerde ve gökte ne küçük ne büyük, hepsi apaçık bir kitaptadır.
Diyanet Vakfı
Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kurandan bir şey okusan ve siz ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın.
Kurtubi Tefsiri
Herhangi bir işte bulunsan, ona dair Kur’ân’dan bir şey okusan ve siz her ne yaparsanız yapınız, o işe daldığınızda Biz mutlaka üzerinize şahidiz. Yerde olsun, gökte olsun zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de muhakkak apaçık bir kitaptadır.
Yüce Allah’ın:
“Her hangi bir işte bulunsan” âyetindeki; …….edatı olumsuzluk bildirir. Yani, hangi işte olursan ol. Bu da şu demektir: İster ibadet türünden, ister başka türden her ne durumda olursan ol, yüce Rabbin mutlaka seni görür.
“İş” kelimesi, hal, durum gibi anlamlara gelip, çoğulu; şeklindedir.
el-Ahfeş der ki: Araplar, ben onun yaptığı işi yapmadım, anlamında: derler.
“Ona dair Kur’ân’dan bir şey okusan” âyeti ile ilgili olarak el-Ferrâ’ ve ez-Zeccâc derler ki:
“Ona dair” deki zamir, “iş”e aittir. Yani, her hangi bir iş yapıp ondan dolayı bir Kur’ânî hüküm sana okunup ve böylelikle hükmünün nasıl olduğu bilinirse, yahut da onun hakkında tilavet olunacak bir Kur’ânî âyet inecek olursa… demektir.
Taberî der ki:
“Ona dair” yüce Allah’ın Kitabına dair, O’nun Kitabından demektir. İkinci defa
“Kur’ân’dan” buyurulmak suretiyle bunun tekrar edilmesi ise, tefhim (şanını yüceltmek, yüceliğine dikkat çekmek) İçindir. Yüce Allah’ın:
“Muhakkak Ben… olan Allah’ım” (el-Kasas, 28/30) âyetinde olduğu gibi.
“Ve siz, her ne yaparsanız yapınız” âyeti ile de hem Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e, hem de onun ümmetine hitap edilmektedir.
“Her hangi bir işte bulunsan” âyeti da ona hitap olmakla birlikte maksat, o ve ümmetidir. Nitekim kimi zaman Rasûle hitab edilmekle birlikte, kendisiyle birlikte ona tabi olanlar da kastedildiği olur. Burada Kureyş kâfirlerinin kastedildiği de söylenmiştir.
“O İşe daldığınızda” yani o işi yapmaya başladığınızda -görüldüğü gibi buradaki zamir
“iş”e aittir-
“Biz mutlaka üzerinize şahidiz” yani, o yaptığınız işi biliyoruz. Bunun bir benzeri de yüce Allah’ın şu âyetidir:
“Üç kişi fısıldaşmayıversin muhakkak O, onların dördüncüleridir.”(el-Mücadele, 58/7)
“O işe daldığınızda” ile aynı kökten olmak üzere; “Filan kişi söze, işe daldı, başladı” denilir. Çobanın birisi şöyle demiş:
“el-Hakîl denilen yerde (veya bitkiyi) otladıkları Zu’l-Ebâtın’dan itibaren
Gevişlerini yuttuktan sonra yollarına koyuldular.
İbn Abbâs der ki:
“O işe daldığınızda” o işi yaptığınızda demektir. el-Ahfeş’e göre; onunla ilgili olarak konuştuğunuzda, anlamına gelir. İbn Zeyd ise, o işe daldığınızda anlamındadır, der. İbn Keysan, sözü yaygınlaştırdığınızda diye açıklamıştır. ed-Dahhâk der ki:
“O” zamiri Kur’ân’a aittir. Yani siz, Kur’ân ile ilgili olarak yalanları yaydığınızda… anlamındadır.
“Yerde olsun, gökte olsun zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden gizli kalmaz.” İbn Abbâs der ki: O’ndan gaip olmaz, kaçmaz. Ebû Ravk, O’ndan uzak düşmez, İbn Keysan, O’ndan kaçmaz diye açıklamışlardır. el-Kisaî ise, “Gizli kalır” fiilini Kur’ân-ı Kerîm’in neresinde geçerse geçsin “ze” harfini esreli olarak okurken, diğerleri ötreli okumuşlardır. Her ikisi de fasih söyleyişlerdir fiili gibi. “Ağırlığınca” kelimesindeki; …….edatı burada sıla (zaid ve ulama edatı) olarak gelmiştir. Yani, senin Rabbinden
“zerre” ağırlığı kadar bir şey dahi kaybolmaz. Zerre ise, oldukça küçük kırmızı renkli bir karıncacıktır. en-Nisa Sûresi’nde (4/40. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
“Yerde olsun, gökte olsun… bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de muhakkak apaçık bir kitaptadır” âyetinde isimler,
“ağırlığınca” anlamındaki kelimeye atfedilmiştir. “Zerre”ye atf da olabilir.
Yakub ve Hamza; Daha küçüğü” kelimesi ile; “Daha büyüğü” kelimelerindeki “ra” harflerini “mıskal: ağırlığınca” kelimesinin mahalline acf ile merfu okumuşlardır. Çünkü ……edatı, te’kid için fazladan gelmiştir.
ez-Zeccâc ise, mübtedâ olarak merfu olması da mümkündür, demiştir. Haberi İse “muhakkak apaçık bir kitaptadır” anlamındaki âyettir. Bu kitaptan kasıt ise, yüce Allah’ın bu işi bilmesi ile birlikte Levh-i Mahfuzdur. el-Curcânî der ki: Buradaki; “Muhakkak” kelimesi, “nesak vav’ı” anlamındadır. Yani, “Ve elbette o apaçık bir kitaptadır,” takdirindedir. Allah’ın şu âyetinde olduğu gibi:
“Çünkü Benim katımda Rasûller korkmaz. Zulmedenler müstesna.” (en-Neml, 27/10-11) “Ve zulmedenlere gelince” takdirindedir. Yüce Allah’ın:
“Ta ki insanların size karşı bir delilleri kalmasın. Aralarından zulmedenler müstesna” (el-Bakara, 2/150) âyeti ise, “… ve onlardan zulmedenlere gelince”; takdirindedir. Buna göre burada; istisna edatı “nesak vav’ı” anlamındadır. Bu edattan sonra ise, hazfedilmiş “o” zamiri vardır.
Yüce Allah’ın:
“Ve hıtta deyiniz” (el-Bakara, 2/58) âyeti; Oo(sözünüz) hıtta’dır, takdirindedir. Yine;
“Üçtür demeyiniz” (en-Nisa, 4/171) da, onlar üçtür demeyiniz, takdirindedir.
Âyetin açıkladığımız bölümünün bir benzeri de yüce Allah’ın şu âyetidir:
“Bir yaprak düşmeye görsün mutlaka onu bilir. Yeryüzünün karanlıklarında tek bir tane (bile olsa) onu bilir. Yaş ve kuru müstesna olmamak üzere hepsi muhakkak apaçık bir kitaptadır” (el-En’âm, 6/59) Burada; Müstesna olmamak üzere hepsi muhakkak apaçık bir kitaptadır” âyetinde geçen istisna edatından sonra; O(nların hepsi) zamiri takdirî olarak vardır.