De ki: “Ortaklarınızdan gerçeğe hidayet eden biri var mı?” De ki: “Allah, gerçeğe hidayet eder. O hâlde, doğruya hidayet eden mi uyulmaya daha layıktır, yoksa hidayet verilmedikçe doğru yolu bulamayan mı? O hâlde size ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz?”
Diyanet Vakfı
De ki: Ortak koştuklarınızdan hakka iletecek olan var mı? De ki: «Hakka Allah iletir.» Öyle ise hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır; yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor? Nasıl (böyle yanlış) hükmediyorsunuz?
Kurtubi Tefsiri
De ki: “Ortak koştuklarınızdan hakkı gösterecek bir kimse var mıdır?” De ki: “Hakkı gösterecek Allah’tır. Acaba hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Ne oluyor size, nasıl hükmediyorsunuz?”
“De ki: Ortak koştuklarınızdan hakkı gösterecek bir kimse var mıdır?”
âyetinde geçen:
“gösterecek” anlamındaki lafızla ayni kökten: “Onu yola iletti, ona yolu gösterdi” denilir. Hideyet’e (yol göstermeye) dair açıklamalar daha önceden (el-Fâtiha, 6. âyetin tefsiri ile el-Bakara, 2/2. âyet, 3. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Yani, sizin koştuğunuz ortaklar arasından İslâm dinine doğru iletecek bir kimse var mı? Onlar: Hayır diyecek olurlarsa, -ki, böyle demeleri kaçınılmazdır- sen de onlara
“de ki: Hakkı gösterecek Allah’tır.” Sonra onlara, azarlayan ve gerçeği söyleten bir üslûpla de ki:
“Acaba hakka ileten mi,” hakkı gösteren mi -ki O da şanı yüce ve eksikliklerden münezzeh olan Allah’tır-
“uyulmaya daha lâyıktır, yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı?”
Bununla hiçbir kimseyi doğru yola iletemeyen, kendileri taşınmadıkça kendiliklerinden yürüyemeyen, başka yere konulmadıkça yönlerini değiştiremeyen putları kastetmektedir. Şair de der ki:
“Gencin kendisiyle yaşadığı bir aklı vardır
Ayağı, bacaklarını nereye götürürse oraya (gider).”
Burada kendileri doğruya iletilmedikçe kendi kendilerini dahi doğruya iletemeyen başkan ve saptırıcıların kastedildiği de söylenmiştir. “Kendi kendine doğru yolu buldu” lâfzında altı ayrı kıraat vardır:
1- Verş dışında Medineliler bu kelimeyi “ye” harfini üstün, “he” harfini sakin, “dal” harfini de şeddeli olarak; şeklinde okumuşlar ve böylelikle yüce Allah’ın şu âyetinde olduğu gibi kıraatlerinde sakin iki harfi bir araya getirmişlerdir:
“Aşırı gitmeyin” (en-Nisa, 4/154) ile
“Çekişirler…”(Yasin, 36/49)
en-Nehhâs der ki: İki sakin harfi bir arada hiçbir kimse telaffuz edemez. Muhammed b. Yezid de der ki: Bu şekilde okumaya çalışan bir kimsenin esreye doğru hafif bir hareke vermesi kaçınılmazdır. Sîbeveyh ise harekeyi bu şekilde çıkartmayı “İlıtilâsu’l-Hareke” diye adlandırır,
2- Ebû Amr ile bir rivâyete göre Kâlûn ihfa ve ihtilastaki’ İhfa Sözlükte örtmek ve gizlemek anlamına gelir. Terim olarak: İhfâ harflerinden önce geten tenvîn veya sakin “nûrTıı, izhâr ile idğâm arasında şeddeden uzak, gunnesi baki kalmakla beraber okunmaya denir. İhtilas: Bir şeyi çubuk yapmak, beyaz ile siyahı karıştırmak demektir. Terim animin: a) Harfin harekesini hafif bir ses ile okumak; b.) Harekenin ekserisini telaffuz etmek; c) Harekenin üçte birini söyleyip üçte birini terketıneye denir. (Yrd. Doç. Dr. Nihat Temel. Kıraat ve Tecvid Istılahları, İstanbul 1997, s. 72). mezhebine uygun olarak fetha ile sükûn arasında okumuşlardır.
3- İbn Âmir, İbn Kesîr, Verş ve İbn Muhaysın, “ye” harfini üstün, “he” harfini üstün, “dal” harfini de şeddeli olarak, diye okumuşlardır. en-Nehhâs der ki: Böyle bir kıraat Arapçada açık ve belirgin bir kıraattir. Bu kıraatte asıl; şeklinde olup, “te” harfi “dal” harfine idğam edilmiş ve harekesi “he”ye kalbedilmiştir.
4- Hafs, Yakub ve Ebû Bekr’den rivâyetle el-A’meş, İbn Kesîr gibi okumuşlardır. Ancak bunlar, “he” harfini esreli okurlar ve şöyle derler: Çünkücezimliolan bir harfi harekelemek zorunluluğu ortaya çıkarsa, esre ile harekelenir. Ebû Hatim der ki: Bu, aşağı Mudarlıların şivesidir,
5- Ebû Bekir, Âsım’dan, “ye” ve “he” harfini esreli, “dal” harfini de şeddeli olarak; diye okumuştur. Bunun böyle olması ise, daha önce el-Bakara Sûresi’nde
“Kapıp alıverir” (el-Bakara, 2/20) âyetinde geçtiği gibi esreyi esreye tabi kılmaktan ötürüdür. Bunun;
“Yardım dileriz” (el-Fâtiha, 1/5) ile;
“Bize ateş asla dokunmaz” (el Bakara, 2/80) ve benzeri şekilde okuyanların şivesi olduğu da söylenmiştir. Ancak Sîbeveyh, şeklinde “ye” ile okuyuşta esreyi câiz kabul etmemekle birlikte; ile ve şeklindeki okuyuşları câiz kabul eder ve şöyle der: Çünkü “ye” harfinde esre ağır gelir.
6- Hamza, el-Kisaî, Halef, Yahya b. Vessâb ve el-A’meş ise “ye” harfini üstün, “he” harfini sakin, “dal” harfini de şeddesiz olarak; şekîtnde; “iletti, iletirMen gelen bir kelime olarak okumuşlardır,
en-Nehhâs der ki: Her ne kadar bu okuyuşun doğruluğu uzak bir ihtimal ise de bunun Arapça’da iki türlü açıklaması vardır. Bu iki açıklamadan birisi şudur; el-Kisaîve el-Ferrâ’; “İletir” kelimesi; “Hidayet bulur” ile aynı anlama gelir. Ancak Ebû’l-Abbas dedi ki: Bu ikisinin aynı anlama geldiği bilinen bir şey değildir. Bunun yerine ifade: “Yoksa başkasına hidayet veremeyen mi?” takdirinde olup burada sona ermektedir. Daha sonra yeni bir cümle ile: “Kendisine hidayet verilmedikçe” diye istisna yapılmaktadır, Yani, ama kendisinin hidayete iletilmeye ihtiyacı vardır, demektir.
O halde bu mankatı’ bir istisna olup; “Filan ki”şi başkasına işittiremez. Ancak, kendisine işittirilmesî hali müstesna.” Yani, kendisinin işitdrilmeye ihtiyacı vardır, anlamındadır,
Ebû İshak da der ki: “Ne oluyor size” ifadesi tam bir İfadedir. Yani: Siz ne diye putlara ibadet ediyorsunuz, bundan ne bekliyorsunuz demektir. Sonra da onlara: “Nasıl hükmediyorsunuz” diye sorulmaktadır. Kendiniz hakkında nasıl böyle bir hüküm verebiliyorsunuz, apaçık batıl olan böyle bir şey hakkında nasıl bu hükmü verebiliyorsunuz? Kendilerine birşeyler yapılmadıkça bizzat kendilerine hiçbir fayda sağlayamayan putlara tapıyorsunuz. Ve dilediğini yapan Allah’a İbadeti terk ediyorsunuz? Buna göre: “nasıl” âyeti; “Hükmediyorsunuz” fiili ile nasb mahallindedir.