Zıhar kefaretinin cinsel temastan önce ödenmesinin vacip oluşu hakkında bir ihtilaf yoktur. Ama diğer yeminlere dair kefaretlere gelirsek, bunların yeminin bozulmasından öncesinde veya sonrasında ödenmesi caizdir. İlim ehlinin çoğunluğuna göre bu kefaretler oruç tutmak olsun başkası olsun hiç fark etmez. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “(Bozduğun) yemininden dolayı kefaret ver, sonra ise daha hayırlı olanını yerine getir.” buyruğu bunu göstermektedir. Çünkü bu, sebebin varlığından sonra ödenmiş bir kefarettir, nitekim sebep ise bizzat o yeminin kendisidir. Zira “Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin kefareti işte budur.” (Maide Suresi 89) kavli de buna delil teşkil etmektedir. Tesmiye edilen “yeminimin kefaretini verdim” veya “yeminine kefaret ver” sözlerinden kasıt yemin kefaretidir.
Rey ashabı ise: Yemin bozulmadan kefaret ödemek yeterli değildir, demişlerdir. Şüphesiz o vakit bu, sebebinden evvel onu ödemek, kefaretini vermek anlamına gelir. Bu yönüyle de yemin etmeden kefaret vermesi gibi kabul edilmiş olur. Buna dair delil ise kefaretin sebebinin, yemini bozmak demek olduğudur. Çünkü bu, hürmete layık büyük bir ismin (yeminin) yitirilmesi demektir, halbuki burada henüz yemin edilmemiştir. (Ancak) buna, geçen açıklamalarla cevap verilmiştir. Zira bu noktada yeminin bozulması bir şarttır, bir sebep değildir. O nedenle sebebinin meydana gelmesinden sonra ve şartının da meydana gelmesinden önce malı erken vermek caiz olur. Buna dair delil, nisabın oluşmasından sonra ve senenin de dolmasından önce verilen zekât caizdir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: İmam Şafii, köle azadı, yoksul doyurmak ve giydirmek konusunda bizim gibi düşünürken, oruç tutma konusunda ise onlar gibi düşünmektedir. Nitekim bunun bedeni bir ibadet olmasından hareketle –namazda olduğu gibi– zorluk olmaması halinde vacip olmasından evvel yerine getirilmesini caiz görmez.
el-Muvaffak der ki: Şafii ashabına gelince, onlar da birtakım hadisleri ileri sürmüş, onları gerekçe göstermişlerdir. Bunun yanında kimi hadislerle delil getirirken, kimisiyle de farklı düşünmüşlerdir. Akabinde cem edenlerin arasını ayırıp, nassın beyan ettiğini öne sürdüler. Zira oruç tutmak, kefaret türünden sayılır; dolayısıyla yeminin bozulmasından evvel tutulması caizdir, tıpkı mal ile kefaret ödemeye benzer. Haddi zatında kefaretin başka bir kefaret üzere kıyas edilmesi, onun farz bir namaz üzerine kıyas edilmesinden daha evladır.