Yemin, onu eden kişinin niyetine göre bina edilir. Buna göre yemini ile muhtemel olan şeye niyet edecek olursa, bu yemin o şeye dönmüş olur, ister bu niyeti lafzın zahirine uygun düşmüş olsun veya ters düşmüş olsun, fark etmez. Zahire uygun düşen, asıl mevzuun lafzıyla niyette bulunmasıdır. Mesela genel konularda genel lafızla ve mutlak konularda da mutlak lafızla niyet etmesidir. Muhalif olan ise birtakım kısımlara ayrılır. Bunlardan birisi, özel olanı genel bir lafızla niyet etmesidir, mesela et ve meyve yemediğine dair yemin etmesi… Bunu söylemekle kastı özellikle et ve özellikle meyveyi yemediğidir. Bunlardan birisi de işiten kişinin anlamayacağı bir tarzda yeminine niyetlenmesidir, tıpkı bir meselede yemininde tevil edecek olursa, o vakit tevili geçerli olur. Bunlardan birisi de genel olanı has bir lafızla niyet etmesidir, mesela et ve meyve yemediğine dair yemin etmesi… Karısının ördüğü elbiseyi giymeyeceğine yemin etmesi ki, kasdı ona minnet etmemektir. Bu durumda adamın yemini, kadının üzerinde minneti bulunan noktada onunla faydalanmış olduğuna veya semenini elde edeceğine taalluk etmiş olur. Bunu, İmam Malik söylemiştir. Çünkü o bu sözüyle buna muhtemel bir ifadede bulunmuş sayılır ve lügatte bunun yorumuna sirayet edecek duruma gelmiş olur ki, o vakit adamın yemini buna sarf edilir. Tıpkı (tevriye gibi) üstü kapalı sözler söylemesi gibi değerlendirilir.
Ebu Hanife ve İmam Şafii ise: Bu hususta niyete itibar edilmez. Nitekim sebep yemin lafzının farklılığı hakkında söz konusu olur. Çünkü yeminin bozulması, yeminin üzerinde icra edilip bağlandığı akde terstir. Yemin ise sahibinin söylediği lafızdır. Bu durumda biz, diğer yeminini bozmuş kabul edersek, o takdirde onun niyet ettiğini bozmuş oluruz, yoksa yemin ettiği şeyi bozmuş olmayız. Zira niyet yalnız başına yemin akdini bağlamaz (mutlaka yeminin de söylenmesi gerekir.) Aynı şekilde niyete muhalefet edilmesiyle de yemin bozulmuş sayılmaz, demişlerdir.
el-Muvaffak ise şöyle demiştir: Onların “Yeminin bozulması, yeminin üzerinde icra edilip bağlandığı akde terstir.” şeklindeki sözlerine gelince, biz deriz ki: Buradaki durumda da aynı şekildedir. Çünkü yemin kişinin yaptığı niyete göre akdedilir ve lafzı da ona göre sarf edilir. Bu, sadece bir niyet değildir, bilakis muhtemel olup kendisiyle niyet edilmiş bir lafızdır. Dolayısıyla niyet olmadığında, yeminin sebebine ve niyeti üzere oluşan delaletinin izlerine bakarız. Bu, meseledeki ihtilaf, öncesindeki ihtilaf gibidir. Sebep ise niyete delalet edeceğinden, bu durumda yemin de buna taalluk eder. Sebep ve niyet de ihtilaf edilecek olursa, bu durumda niyet sebebin önüne geçer; çünkü niyet lafza muvafıktır.
Şüphesiz sebep, ancak maksada olan delaleti için itibar görür, o vakit gerçek maksada muhalif olması halinde, buna itibar edilmez.
Bir eve gireceğine veya bir şey yapacağına dair yemin etse, o zaman hepsini icra etmedikçe veya genel anlamda eve girmediği sürece bu yemininden beri olamaz. el-Muvaffak şöyle der: Bu hususta mezhebimiz ihtilaf etmemiştir. Aynı şekilde bu konuda ilim ehli arasında bir ihtilafın olduğunu da bilmiyoruz. Çünkü yemin (yeminde sirayet eden) tüm amelleri icra etmesini içermektedir; dolayısıyla yeminde geçen işlerin hepsini icra etmedikçe yeminden kurtulamaz. Bu, sanki Yüce Allah’ın icra edilmesini emir buyurduğu bir amel hakkında, onun tamamen icra edilmedikçe emrinin yerine getirilmiş olmayacağı gibi kabul edilir. Ama eve girmeyeceğine dair kişi yemin eder de evin yalnız bir bölümüne girerse yahut amelin sadece bir kısmını icra ederse, bunun durumu hakkında ise iki görüş gelmiştir:
Bu durumda yemini bozmuş sayılır. Bu görüş, İmam Malik’ten aktarılmıştır. Zira yemin, hakkında yemin edilen şeyin icra edilmesinden kaçınmasını gerektirir; dolayısıyla o işi yapmamasını ortaya koyar, sanki yasakmış gibi kabul edilir.
Evin her yerine girmesi halinde yemini bozmuş olmaz. Bu ise Ebu’l Hattab, Ebu Hanife ve İmam Şafii’nin mezhebinin tercih ettiği görüştür. Nitekim yapmayacağına dair yemin ettiği bir amelin bir kısmını icra ederken, akabinde hepsini icra edecek olursa yeminini bozmuş olmaz. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), itikaflı iken başını dışarı çıkarır ve Hz. Aişe de hayız olduğu halde O’nun saçını tarardı. Halbuki itikaflı olan kimsenin mescidden dışarı çıkması yasaktır ve aynı şekilde hayızlı kadının mescidde beklemesi de yasaktır.
Bu ihtilaflar, mutlak olan yemin hakkındadır. Ama (amel ve işin) hepsi yahut bir kısmına dair yemin edecek olursa, onun bu yemini niyet ettiği şeye göre olur. Aynı şekilde buna iki durumdan birisini gerektirecek bir karine de bitişecek olursa, bu durumda ona yemin taalluk eder. Mesela: “Vallahi bu akarsuyu veya bu pınarı içmedim.” derse, onun bu yemini -bir görüşe göre- bir kısmına taalluk eder. Çünkü hepsini içmesi mümkün olmayacağından, o vakit yeminin buna sarf edilmesi söz konusu da olamaz. Eğer yemin ederken hepsini yapacağına dair niyet etse veya kullandığı lafızda bunu gerektirecek bir ifade varsa, yeminini bozmuş sayılmaz, ancak hepsini icra etmiş olursa bu müstesnadır. Mesela: “Vallahi bir gün oruç tutmadım.” diyecek olursa yeminini bozmuş olmaz; çünkü bu ve benzeri ifadeler onun hepsini icra etmek istediğini gösterir, öyleyse yeminin buna taalluk etmesi zorunlu olur.
Oruç tutmayacağına dair yemin ederse, o vakit oruç tutmaya niyet ettiği fecrin doğuşuyla birlikte orucu noktasında yeminini bozmuş olur. Bunu, Ebu Hanife ve İmam Şafii söylemiştir. Onu herhangi bir vakit içinde kaza edeceğine dair yemin etse ve onu öncesinde kaza etmiş olsa, bu durumda yemini ile bu vakti aşmamayı kasdetmiş olursa, yemini bozmuş sayılmaz. Bunu da Ebu Hanife, Muhammed ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü bu yeminin gereksinimi, yarına gireceği vakit geçmeden evvel orucu kaza etmekte acele etmektir. Öyleyse öncesinde o orucu kaza etmiş olursa, o zaman yarına gireceği vakit geçmeden önce kazayı ifa etmiş ve hayrı da ziyadesiyle elde etmiş olur. Zira yeminler, niyet üzere bina edilirler. İşte bu yeminin niyeti de yarına gireceği vakit geçmeden evvel kazayı acele yapmaktır, öyleyse yemini de bu anlama taalluk etmiş olur, sanki onu açıkça ifade etmiş gibi değerlendirilir.
İmam Şafii ise: Öncesinde o orucu kaza etmiş olursa, yemini bozulmuş olur, demiştir. Çünkü üzerinde yeminini gerçekleştirmiş olduğu ameli kendi isteğiyle terk etmiş olduğundan, o vakit sanki onu sonradan kaza etmesine benzeyeceğinden, bu yemini bozulmuş sayılır. (Ama) buna geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.
Adamın bir niyeti yoksa, o zaman yeminin sebebine rücu edilir. Eğer acele etmesini gerektirecek bir durum söz konusu ise bu durumda sanki ona niyet etmiş gibi kabul edilir. Çünkü sebep niyete delalet eder. Buna niyet etmiş olmaz ve bunu gerektirecek bir sebebi de olmazsa, o vakit el-Haraki’nin sözünün zahirinden anlaşılacağı üzere, öncesinde kaza etmiş olmakla onun bu yemini beri olmuş sayılmaz.
el-Kadı (İyaz) ise: Her halükarda bu yemininden beri olur, demiştir. Çünkü yemin etmek o amele teşvik etmek demektir, buna göre ne zaman onu icra etmek için acele etse, maksadı da yerine getirmeye koyulmuş sayılır ve dolayısıyla da yemininden beri olmuş olur, sanki niyet etmiş gibi kabul edilir.
el-Muvaffak ise şöyle demiştir: İnşallah birinci görüş daha doğrudur; zira bu, haddi zatında lafız olarak yemini içermeyen amelin terki demektir, ne niyet ne de sebep bu yemine sarf edilmiş değildir. Öyleyse yemini bozulmuş olur, sanki Şaban ayını oruçla geçireceğine dair yemin edip de Recep ayını tutmasına benzemektedir.
Hakkı kaza etme dışındaki mesela bir şeyi yemesi, içmesi, bir şeyi satması veya satın alması vb. gibi durumlara gelince, kendisi ne zamanki bunların vaktini tayin eder, hemen kaza edilmesine dair niyeti de etmiş olmazsa ve bunu gerektirecek yemininin sebebi de yoksa, o vakit içinde o ameli icra etmedikçe yemininden beri olamaz. Çünkü hakkında yemin etmiş olduğu hususta yeminini sarf edecek niyeti olmadığı ve sebebi de bulunmadığı halde amelde bulunmuştur; dolayısıyla -oruç örneğinde olduğu gibi- yemini de bozulmuş olur.