"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Yemen Kralları ve İsfendiyar oğlu Bahman

Ebû Ca‘fer der ki: Daha önce aktarıldığı üzere bazıları, Qabus’un Davud oğlu Süleyman zamanında yaşadığını ileri sürer. Biz ayrıca Süleyman devrinde Yemen krallarını ve İlşarah’ın kızı Belkıs’ın hikâyesini de zikretmiştik.

Hişam b. Muhammed el-Kelbî’ye göre: Belkıs’tan sonra Yemen’de hükümdarlık Ya‘fur oğlu Amr oğlu Yâsir’e geçti. Ona Yâsir En‘am denirdi. “En‘am” (cömert) lakabı, halka verdiği ihsanlardan dolayı verilmişti; bu ihsanlar onların ülkesini güçlendirmiş ve bağlılıklarını artırmıştı.

Yemen halkı der ki: O, batıya doğru seferler düzenledi ve kendisinden önce kimsenin ulaşmadığı Vâdî er-Raml denilen kuru bir vadiye ulaştı. Oraya vardığında, kumun çokluğundan ötürü ötesine geçecek bir yol bulamadı. Fakat orada kaldığı sırada kumlar açıldı. Bunun üzerine ‘Amr adlı bir adamını beraberindekilerle birlikte geçmesi için gönderdi. Onlar geçtiler fakat geri dönmediler. Bunu görünce bakırdan bir heykel yaptırıp vadinin kenarındaki bir kayanın üzerine diktirdi. Heykelin göğsünde Güney Arabistan yazısıyla şu ibare vardı: “Bu, Himyerli Yâsir En‘am’ın heykelidir. Bunun ötesine geçit yoktur. Kimse bunu denemeye kalkışmasın, yoksa helâk olur.”

Ondan sonra Yemen’de bir tübba‘ hüküm sürdü; yani Tiban Es‘ad. Bu kişi, Malkî Karib oğlu Karib b. Malkî Karib Tubba‘ b. Zeyd b. Amr b. Tubba‘ — yani Zû’l-Ezhâr — oğlu İbrahim Tubba‘ Zû’l-Menâr oğlu er-Râ’iş oğlu Kays oğlu Sayfî oğlu Sebe soyundandı. Ona er-Râ’id denirdi.

Bu kral, Biştasb ve İsfendiyar oğlu Erdişir Bahman zamanında yaşamıştır. Yemen’den er-Râ’iş’in izlediği yoldan çıkarak Tayyi’ dağlarına ulaştı. Oradan Enbâr’a yöneldi. Hîre’ye vardığında geceydi; şaşırdı ve durdu. Bu sebeple oraya “Hîre” adı verildi. Orada Ezd, Lahm, Cüzâm, Âmile ve Kudâa kabilelerinden bazı kimseleri bıraktı. Onlar orayı imar edip yerleştiler. Daha sonra Tayyi’, Kelb, Sakkûn, Belhâris b. Ka‘b ve İyâd kabilelerinden insanlar da onlara katıldı. Kral Enbâr’a, oradan Musul’a, ardından Azerbaycan’a ilerledi ve orada Türklerle karşılaştı. Onları bozguna uğrattı, savaşçılarını öldürdü ve çocuklarını esir aldı. Bundan sonra Yemen’e döndü ve uzun yıllar orada kaldı. Krallar ona saygı gösterir, hediyeler gönderirlerdi.

Hindistan kralının bir elçisi ona ipek, misk, öd ağacı ve Hind diyarına ait başka değerli hediyeler getirdi. Kral daha önce görmediği şeyler gördü ve “Gördüğüm bütün bunlar sizin ülkenizde mi bulunur?” dedi. Elçi, “Bir kısmı ülkemizde bulunur, çoğu ise Çin’dendir” dedi ve Çin’i, genişliğini, verimliliğini ve sınırlarının büyüklüğünü anlattı. Bunun üzerine kral Çin’i fethetmeye yemin etti. Himyerlilerle birlikte sahil boyunca ilerleyerek er-Rakâ’ik’e ve siyah başlık giyenlere ulaştı. Thâbit adlı bir adamını büyük bir kuvvetle Çin’e gönderdi. Ancak Thâbit yaralandı. Bunun üzerine kral bizzat ilerledi, Çin’e girdi, savunucularını öldürdü ve bulduğu her şeyi yağmaladı. Rivayet edilir ki Çin seferi, orada kalışı ve dönüşü yedi yıl sürdü ve Tibet’te Himyer’den on iki bin süvari bıraktı. Bunlar Tibet halkıdır ve bugün kendilerini Arap sayarlar; yapı ve renk bakımından Araplara benzerler.

Abdullah b. Ahmed el-Mervezî’nin babası vasıtasıyla Süleyman’dan, o da Abdullah’tan, o da İshak b. Yahya’dan, o da Musa b. Talha’dan nakledildiğine göre: Bir tübba‘, az sayıda Arapla birlikte yola çıktı ve Kûfe dışında yolunu kaybetti. Orası, bazı hasta ve zayıf kimselerin kaldığı bir yer hâline geldi. Yolunu kaybetmelerinden dolayı buraya Hîre adı verildi. Kral yoluna devam etti fakat sonra geri döndü. Bu sırada oradakiler burayı kalıcı bir yerleşim yeri hâline getirmişlerdi. Kral Yemen’e döndü, fakat onlar orada kaldılar. Aralarında Benî Libyân, Hüzeyl, Temîm, Cüfî, Tayyi’ ve Kelb gibi çeşitli Arap kabilelerinden insanlar bulunuyordu.

https://kutsalayet.de/bistasbin-hikayesine-donus-ve-nebukadnezarin-fiilleri/,https://kutsalayet.de/erdisir-bahman-ve-kizi-humani/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız