Onlara: “Allah’ın size verdiğinden infak edin” denildiğinde inkâr edenler, iman edenlere: “Allah dileseydi onları doyururdu, biz mi doyuracağız?” derler. Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.
Diyanet Vakfı
Allahın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz, denildiğinde, kafirler müminlere dediler ki: Allahın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz.
Kurtubi Tefsiri
Onlara: “Allah’ın size verdiği rızıktan infak edin” denilse, kâfirler îman edenlere derler ki: “Allah dilese idi, kendilerini yedirebileceği kimseleri mi yedirelim! Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.”
“Onlara: Allah’ın size verdiği rızıktan infak edin” yani fakirlere tasadduk edin
“denildiğinde…” âyeti ile ilgili olarak el-Hasen şöyle demektedir: Bununla yahudiler kastedilmektedir. Onlara fakirlere yemek yedirmeleri emredilmişti. Maksadın müşrikler olduğu da söylenmiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın fakir olan ashabı onlara: Bize sizin Allah’a ait olduğunu iddia ettiğiniz mallarınızdan bize veriniz, dediler. Onlar bu sözleriyle yüce Allah’ın:
“Onlar Allah’a yarattığı ekin ve davarlardan bir pay ayırdılar…” (el-En’am, 6/136) âyetine işaret etmiş oluyorlardı. Ancak müşrikler bu isteklerini karşılamayıp onları mahrum bıraktılar ve alay ederek: Allah dileseydi size yemek yedirirdi. Bizim dinimize geri dönmediğiniz sürece size yiyecek bir şeyler vermeyeceğiz, dediler.
“Kâfirler îman edenlere derler ki: Allah dilese idi, kendilerini yedirebileceği kimseleri mi yedirelim?” Biz bunlara mı rızık verelim? Çünkü onlara müslümanların: Rızık veren yüce Allah’tır, dedikleri ulaşmıştı. Onlar da alay olmak üzere: Allah dilediği takdirde muhtaç bırakmayacağı kimselere mi rızık verelim, demişlerdi.
İbn Abbâs der ki: Mekke’de zındıklık yapan kimseler vardı. Bunlara yoksullara sadaka vermeleri emredilince: Allah’a yemin ederiz ki olmaz, dediler. Allah o kimseleri fakir bırakmışken biz nasıl yemek yediririz? Çünkü bunlar mü’minlerin Allah’ın bütün fiillerini, onun meşietine bağlı gördüklerini ve: Allah dilese filanı zengin kılardı, Allah dilese elbette aziz kılar, Allah dilese elbette şöyle olur, dediklerini duyuyorlardı. İşte onlar bu şekildeki bir cevabı mü’minlere alay yollu ve onların işleri Allah’ın meşietine bağlı kabul eden ifadeleri ile alay olsun diye söylemişlerdi.
Bir başka açıklamaya göre de onlar bu sözlerini mü’minlerin kendilerine söyledikleri: “Allah’ın size verdiği rızıktan infak edin” sözlerine sarılarak söylemişlerdi. Yani bize rızkı veren Allah ise, o sizi de rızıklandırmaya kadirdir. Ne diye bizden rızık bulmaya çalışıyorsunuz, demişlerdi.
Böyle bir karşı delil, elbetteki batıldı, çünkü yüce Allah bir kula bir malı mülk olarak verip de sonra da o malda kendisine birtakım hakları vacib kılacak olursa, onun elinden o miktarını almış gibi olur. Dolayısıyla böyle bir itiraz anlamsızdır. Onların: Allah dileseydi onları da yedirirdi, sözleri elbetteki doğrudur, fakat bunu delil göstermeleri bir yalandır. Bu da yüce Allah’ın şu buyruklarına benzer:
“Müşrikler: Allah dileseydi… şirk koşmazdık… diyeceklerdir.” (el-En’am, 6/148);
“Münafıklar: Şehadet ederiz ki, muhakkak sen Allah’ın Rasûlüsün, dediler. Allah da biliyor ki sen hiç şüphesiz O’nun Rasûlüsün ve Allah şahitlik eder ki muhakkak münafıklar yalancıdırlar.” (el-Münafikun, 62/1)
“Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” âyeti, denildiğine göre kâfirlerin mü’minlere söyledikleri sözlerin bir parçasıdır. Yani sizler bizden mal istemek ve Muhammed’e uymakla apaçık bir sapıklık içindesiniz… Bu anlamdaki açıklamayı Mukâtil ve başkaları yapmıştır.
Bir diğer görüşe göre ise bu, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın ashabının onlara söyledikleri bir sözdür.
Üçüncü bir görüşe göre ise bu, böyle bir cevab vermeleri üzerine yüce Allah’ın kâfirlere söylediği bir sözdür.
Denildiğine göre; Ebû Bekr es-Sıddîk (radıyallahü anh) müslümanlardan yoksul olanlara yemek yediriyordu. Ebû Cehil onunla karşılaşmış ve: Ey Ebû Bekir, sen Allah’ın bunlara yemek yedirmeye kadir olduğunu iddia ediyor musun? deyince, Ebû Bekir: Evet, diye cevab vermiş. Ebû Cehil bu sefer: Peki niye bunlara yemek yedirmiyor? deyince, o da: Bir takım kimseleri fakirlikle, bir takım kimseleri zenginlikle imtihan etmiştir. Fakirlere sabretmeyi, zenginlere de vermeyi emretmiştir. Ebû Cehil şöyle demiş: Allah’a yemin ederim ey Ebû Bekir şüphesiz ki sen bir sapıklık içindesin. Allah’ın bunlara yemek yedireceğine kadir olduğunu iddia ediyorsun, bununla birlikte O, bunlara yemek yedirmiyor, kalkmış sen onlara yemek yediriyorsun. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme ile yüce Allah’ın:
“Artık kim (infak edip) verir ve sakınırsa, o el-hüsna’yı (cenneti) de doğrularsa…” (el-Leyl, 92/5-6) buyrukları nazil oldu.
Âyet-i kerimenin bir grub zındık hakkında indiği de söylenmiştir. Bunlar arasında zındıklığa saparak, yaratıcıya îman etmeyen ve bu sözleriyle de müslümanlarla alay eden kimseler de vardı. Bunu da el-Kuşeyrî ve el-Maverdî zikretmiştir.