"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Yahudi ve Hıristiyanlardan alınan öşürler

Başka beldelerde bulunup da zimmet ehlinden olanlardan ise senede bir defa olmak üzere öşrün yarısı, yani yirmide biri alınır. Bu uygulama Hz. Ömer tarafından meşhur ve sahih bir rivayetle nakledilmiştir. Ona bu hususta karşı çıkan da olmamıştır; dolayısıyla bu bir icma halini de almış oldu. Nitekim ondan sonraki halifeler de bununla amel etmişlerdir.

İmam Şafii ise şöyle der: Bunların sadece cizye vermesi gerekir; ancak Hicaz topraklarına girecek olurlarsa başka. O takdirde onların durumuna bakılır; eğer bir mesaj yollamak yahut erzak transferi için o topraklardan geçmek isterlerse, onlara izin verilir ve bir şey ödemeleri gerekmez. Ama Hicaz ehlinin ihtiyacı olmadığı hâlde sırf ticaret yapmak için gelecek olurlarsa, onlara izin verilmez; sadece uygun gördükleri miktarda bir bedel ödemeleri şartıyla izin verilir. Evla olan, Hz. Ömer’in tatbikatında olduğu gibi, öşrün yarısını yani yirmide birini vermelerini şart koşmaktır.

el-Muvaffak der ki: Bildiğimiz kadarıyla ne hadislerde, ne Hz. Ömer ne de başka bir sahabe-i kiram tarafından, Hicaz topraklarında öşrün yarısına dair bir tahsis ifadesi gelmiş değildir. Belki bu noktada ileri sürdükleri hadislerin zahiri, Hicaz dışındaki yerler için söz konusudur. Nitekim Hicaz’da verilmesi gerekli olan bir mal –borç ve sadakalarda olduğu gibi– başka yerlerde de vacip olur.

Onlardan, yani zimmilerden, yılda bir kez öşür alınır. Çünkü Hz. Ömer, görevlendirdiği memuruna: “Onlardan yılda bir defa öşür almalarını” yazmıştır. Bu, İmam Şafii’nin, Hicaz topraklarına girenler hakkında verdiği kavlidir.

Onlardan her ne zamanki bu vergi alınacak olursa; bunu verdiklerine dair bir kayıt tutulur, ikinci defa öşrü vermemeleri için yazılır ve bu şekilde aralarında bir vesika hüviyeti kazanmış olur. Çünkü ikincisinde daha fazla mal ile gelmiş olursa, söz konusu fazlalıktan bu vergi alınır; çünkü bunun öşrü henüz alınmamıştır.

Onlara ait ticaret mallarının dışındakinden bir şey alınmaz. Buna göre, şayet öşür alınacak olur da yanında katmış oldukları mal ve sürü hayvanlardan olursa, sadece ticaret eşyalarından öşür alınır, diğerlerinden alınmaz. Ama hayvanlar sürü değil de ticarete katılmış davar hayvanlardan olursa, bunlardan öşrün yarısı yani yirmide biri alınır.

Öşrün yarısından alınan miktar hakkında İmam Ahmed’den farklı görüşler gelmiştir. İmam Ahmed’den nakledildiğine göre; her yirmi dinarda bir dinar verilir. Yirmi dinarın altına düşerse, ona da bir şey gerekmez. Çünkü nisabın altında bir Müslüman’a da zekât vacip olmayacağından, dolayısıyla bir zimmîye de bir şey vermesi vacip olmaz. Sanki öşrün altındaymış gibi hüküm alır.

İmam Ahmed’den başka bir rivayete göre; öşürde yarım dinar vermek gerekir, öşrün altında olursa bir şey vermek icap etmez. Çünkü öşürde vacip olan yarım dinar miktarına ulaşmak olduğundan, bunda –Müslüman hakkında yirmi öşürdeki gibi– vermesi icap eder. Ya da ona “öşür hükmü verilmiş mal vermesi gerekir” deriz, o takdirde ondan alınacak öşür, harbî (savaşçı) olanın malı gibi addedilir.

Onlardan olan ve eman almış harbî bir tâcir bize gelecek olursa, ondan öşür (onda bir) alınır. Çünkü az önce geçen meselede bunun izahı geçmişti. Hz. Ömer de bu kimselerden öşür almıştır. Bu tatbikat meşhur şekilde geldiği gibi, bu ümmetin halifeleri de Hz. Ömer’den sonra bu amel üzere her dönemde devam etmişlerdir, onlara karşı çıkan da olmamıştır. Peki, durum böyle iken, hangi icma bundan daha kuvvetli olabilir ki?

Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Onlardan bir şey alınmaz. Ancak onlar bizden bir şey almış olurlarsa, onun mislini kendilerinden (geri) alırız. Çünkü bu minvalde Ziyad b. Hudayr’ın rivayet ettiğine göre, o: “Biz ne Müslümandan ne de antlaşmalı zimmîden öşür alırız.” deyince; “Peki, siz kimden öşür alırsınız?” diye birisi sordu. Bunun üzerine: “Harp ehli bize gelip de bizden öşür alarak ticaret yaptıklarında, biz de onlara gittiğimiz vakit kendilerinden öşür alırız.” şeklinde cevap verdi.

İmam Şafii şöyle demiştir: Şayet bu harbî, Müslümanların ihtiyacı yokken bizim topraklarımıza ticaret amacıyla girmiş olursa, İmam onun girmesine izin vermez; ancak şart koşacağı bir bedel karşılığında izin verir. Ve bunu da ne zaman şart koşacak olursa, bu caiz olur. Bunun yanında öşrü şart koşması da müstehaptır; çünkü Hz. Ömer’in tatbikatına uymuş olur.

Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa Hz. Ömer’in, onların bu şekilde İslam topraklarına girmeleri için bir şeyi şart koştuğu nakledilmiş değildir. Nakil olmadığı halde bunu tahminlere dayanarak söylemenin de bir sabitesi yoktur. Eğer bu kayıtlı bir ifade şeklinde gelmiş olsaydı, o zaman bizden aldıkları gibi biz de onlardan alırdık. Şu halde her vakit içinde bunun sorulması lazım gelir. Çünkü sorulmaksızın bunun alınmasıyla sorun devam etmiş olacaktır.

el-Kadı der ki: Eğer insanların ihtiyacı olan erzak transferi için o topraklara gelecek olursa, onlardan (normalde) alınan öşür vergisi alınmaksızın içeriye girmelerine izin verilir. Bu, İmam Şafii’nin görüşüdür. Çünkü onların bu durumda girişleri, Müslümanların menfaatindedir. Nitekim Malik’in, İbn Şihap’tan, onun da Salim b. Abdullah’tan, onun da babasından yaptığı rivayete göre; “Hz. Ömer, Hıristiyan tüccarların buğday ve zeytinlerinden öşrün yarısı (yirmide bir) gümrük vergisi alırdı. Bunu düşük almasının nedeni ise Medine’ye bu malların çok gelmesini sağlamak içindi. Halbuki baklagillerden onda bir vergi alırdı.” Bu da gösteriyor ki (İmam) bir maslahat gördüğü takdirde zimmilerden bu vergileri hafifletebilmektedir.

Sene içerisinde sadece bir kez kendilerinden öşür alınabilir ve on dinardan daha azından ise alınmaz.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/cizye-vermesi-vacip-oldugu-halde-musluman-olursa/,https://kutsalayet.de/antlasmaya-muhalefet-ederek-ahdi-bozmalari/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız