Vekâlet, kitap, sünnet ve icmâ ile câizdir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara… mahsustur.” (Tevbe Sûresi 60)
Zekât toplama işinin câiz olduğu ve bunun da hak sahibi olanlar adına niyâbet (vekâlet) etme hükmüyle teşekkül ettiği anlamına gelmektedir.
Allah (c.c.) şöyle de buyurmuştur:
“Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin.” (Kehf Sûresi 19)
İşte bu da vekâlet anlamına gelir.
Urve’den nakledildiğine göre:
“Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine bir koyun satın alması için bir dinar verdi. O da iki koyun satın alıp birini bir dinara sattı. Bir koyun ve bir dinarı Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e getirdi. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), Urve’ye ticaretinin bereketli olması için dua etti. Artık o, toprak satın alsa kâr ederdi.”
Ümmet, genel olarak vekâletin câiz olduğu noktasında icmâ etmiştir. Zira buna ihtiyaç vardır. Çünkü ihtiyaç duyulan bir işi herkesin kendisinin bizzat yerine getirmesi mümkün olmayabilmektedir. Bu nedenle vekâlete ihtiyaç duyulur.