Bizzat kendisi hakkında tasarrufu sahih olan ve başkasının yerine de niyâbet işini gerçekleştirebilecek herkesin vekâlette bulunması sahihtir. İster bu kişi erkek, kadın, hür yahut köle olsun; isterse Müslüman yahut kâfir bir kimse olsun, fark etmez.
Kendisine izin verilmiş olan köle, vekil ve mudarib gibi izne bağlı tasarrufu bulunan kimselere gelince; bunlar, söz konusu kapsama dâhil değildirler. Ancak kölenin -efendisinin izni dışında- boşama ve hul’ gibi temellük ettiği hususlarda vekil kılması sahihtir. Aynı şekilde, hacr altına alınmış olan sefihin hükmü de böyledir. O da boşama, hul’ ve kısas talebi gibi kendisinin icra ettiği hususlarda vekil kılabilir. Nitekim kendisinin gerçekleştirmesi geçerli olan her şeyde niyâbet de geçerlidir; dolayısıyla bu noktada başkasını vekil tutması sahihtir.
Kendisi hakkında tasarruf etmeye malik olmayan kimselere gelince; vekil kılınmaları sahih olmaz. Mesela nikâh akdi yahut kabulü noktasındaki kadının durumu gibi burada vekil kılmak sahih değildir. Kâfir erkeğin Müslüman bir bayanın evlendirilmesindeki vekâleti de böyledir. Çocuk ve deli de tüm haklar noktasında bu hükümde ele alınmaktadır.