Vekâlet, ancak îcap ve kabul ile geçerli olur. Çünkü bu, her iki tarafın da hakkına taalluk eden bir akittir; bu nedenle de alım-satım konusunda olduğu gibi îcap ve kabule gerek duyar.
Îcabın, izin anlamına gelen; meselâ bir şeyi emretmeye dair anlamı ifade eden yahut da “Şunu yapmana izin verdim.” demesi gibi her bir lafızla câizdir. Çünkü bu lafızlar, izin verdiğini gösteren ve “Seni vekil kıldım.” anlamında kullanılan ifadelerdir.
Kabulün de “kabul ettim” şeklinde ve bu anlama gelen her lafızla söylenmesi câizdir. Aynı şekilde, kabul anlamı taşıyan her bir eylem ve yapılması emredilen bir iş ve amel ile de bu câizdir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in vekil kıldığı kimselerden nakledilenler, hep onun emri doğrultusunda bu minvalde olmuştur. Söz konusu kabulün fevrî (hemen) ve terâhî (sonradan) olması da câizdir. Çünkü bu, tasarruf noktasındaki bir izindir. İzin ise dönüş olmadığı sürece hâlihazırda devam eder, bu yönüyle de serbestlik anlamı taşır. Tüm bu görüşler Şâfiî mezhebine aittir.