"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Vedia’yı inkâr etmek

Bir kimse (birisine) vedia verdiğini iddia etse ve o da: “Bana vedia (emanet) vermedin.” derse, sonra ona vedia verdiği sabit olsa, bunun üzerine o da: “Tamam, ben vedia aldım (ama) benim koruma alanımda iken o helak oldu.” derse, bu sözü kabul edilmez, vedia’yı ise tazmin etmesi gerekli olur. Bunu, İmam Malik, Evzâî, İmam Şafii, İshak ve rey ashabı söylemiştir. Zira o, ilk sözüyle vedia’yı inkâr etmesiyle yalan konuşmuştur; sonrasında emaneti zedeleyen yalanı bizzat söylediğini ise itiraf etmiştir.

Vedia’yı iddia edip: “Bende olandan sana ne! Yahut senin benden almaya hak sahibi olduğun bir şey yoktur.” derse ve diğeri emanet verdiğine dair belge getirse yahut kendisine emanet bırakılan ikrarda bulunursa, sonra da: “Malın koruma alanımda iken zayi oldu.” derse, bu durumda itibar edilecek söz -yemin etmesinin yanında- onun bu sözü olur ve bunu tazmin etmesi de gerekmez. Çünkü onun bu sözü, belgenin şahitlik ettiği şeyi ortadan kaldıramaz ve onu yalancı da gösteremez. Nitekim -ifrata kaçmadığı hâlde- kendi elinde iken koruma alanından bir vedia’nın telef olması durumunda -ona göre- mal sahibine bir şey yoktur, bu bağlamda bir şey almaya hak sahibi de değildir. Ancak malı inkâr ettikten sonra telef olduğunu iddia ederse yahut belgenin ibrazı inkârdan sonra olmuşsa yahut mal inkâr hâlinde telef ile karşı karşıya gelmiş olursa, o zaman onu telef etmesi gereklilik arz eder. Çünkü malın inkâr edilmesi, onu tazmin etmeyi daha ziyade gerektirmektedir. Zira bu şekilde o, gasbeden kimsenin durumuna düşmüş olur. Şüphesiz kendisine emanet bırakılan kimse güvenilirdir, vedia’nın telef olması bağlamında itibar edilecek söz de onun sözüdür ve bunda da bir ihtilaf bulunmamaktadır.

İbn Münzir der ki: Kendilerinden ilim aldığım her bir ilim adamı, kendisine emanet bırakılan kişinin vedia malını muhafaza ederken, sonradan onu zayi ettiğini zikretmesi hâlinde, itibar edilecek sözün onun sözü olacağı hususunda icma etmişlerdir. İlim ehlinin çoğu ise bunun yanında onun bir de yemin etmesini gerekli görmüşlerdir.

Bu malı sahibine geri verdiğini iddia ederse, bu durumda itibar edilecek söz -yemin etmesinin yanında- yine onun sözüdür. Bunu, Sevrî, İmam Şafii, İshak ve rey ashabı söylemiştir. Bunu, İmam Malik de belge olmaksızın onu geri vermesi hâlinde söylemiştir. Eğer onu belge ile birlikte geri vermişse, o hâlde belge olmadan onu geri verme noktasındaki sözü kabul edilmez.

el-Muvaffak şöyle der: Bize göre o kişi emin/güvenilir olduğundan, bu malı kabzetmiş olmasının ona yönelik bir faydası yoktur; dolayısıyla belge olmadan da onu geri verme noktasındaki sözü kabul edilir. Bu, sanki ona belgesiz olarak geri verilmiş gibi kabul edilir.

Şayet: “O emanet malını senin emrinle filana verdim.” der ve mal sahibi de ona izin verdiğini inkâr edecek olursa, bu durumda itibar edilecek söz, kendisine emanet bırakılan kişinin sözüdür. Bu, İbn Ebî Leylâ’nın görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü o, kendisini emanet malından beri kılacak bir iddiada bulunmuş olur ki, o zaman itibar edilecek söz, kendisinin sözü olur. Sanki malı sahibine geri vermesini iddia etmesi gibi kabul edilir.

İmam Malik, Sevrî, İmam Şafii ve rey ashabı ise; bu durumda itibar edilecek söz, mal sahibinin sözü olur. Çünkü aslolan izin vermemiş olduğudur; dolayısıyla kendisine emanet bırakılan bunu tazmin etmekle de yükümlü tutulur, demişlerdir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/emanet-esyasi-oldugu-halde-kisinin-olmesi/,https://kutsalayet.de/vedia-malini-iki-kisinin-iddia-etmesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız