Bu durumda vedia ancak ölünün (ölmeden önceki) ikrarı yahut onun veresesi veyahut da buna şahitlik eden bir belgenin varlığı halinde sabit olur. Kişi ölür ve yanında ayni olarak malum vediası bulunuyorsa, o takdirde veresesi, malı sahibinin almasını geçerli kılması icap eder. Ölümü neticesinde bu bilinmeyecek olursa, bunu vereselerin bildirmesi gereklilik arz eder. Sahibine bunu bildirmeden önce o malı kendi ellerinde tutmaları doğru değildir; çünkü kendilerine henüz bu noktada güven duymamaktadır.
Adam ölür ve yanında da ayni olarak mevcut olmayan emanet eşyası sabit olursa, o zaman bu üzerine bir borç kalır ve o terikesinden de ödettirilir. Bundan başka borcu olursa, vedia da borç da eşit hükme tabidir. Terikesiyle bu ikisi ödenirse ne âlâ, aksi hâlde ikisi vedia’yı hisselere taksim ederler. Bunu, İmam Mâlik, İmam Şâfiî, Ebû Hanîfe ile ashabı ve İshak söylemiştir. Çünkü her ikisi de sahibinin zimmetinde bulunan vacip birer hak olduğundan -tıpkı iki borçta olduğu gibi- onlar da eşitlenirler, ister vedia cinsinden olmak üzere onun terikesinde bu mevcut olsun yahut olmasın, fark etmez.