Bundan sonra artık Mekke’ye gelecek olursa; Mekke’de ikamet eder yahut oradan çıkmak ister. Şayet orada ikamet edecek olursa, onun veda tavafı yapması gerekmez. Çünkü veda tavafı ayrılmadan dolayı icra edilir, yoksa orada kalacak kimse veda yapmaz; ister bu kimse nefirden önce yahut da sonra ikamet etmiş olsun, fark etmez. Bunu, İmam Şafii söylemiştir.
Ebu Hanife ise: Nefir’den gelişiyle Mekke’de ikamet edecek olursa, ondan veda tavafı sakıt olmaz, demiştir. Ama bu doğru değildir. Çünkü oradan ayrılmış sayılmaz; dolayısıyla da veda tavafı yapması icap etmez. Bu kimse, nefirden gelmeyip de Mekke’de kalmaya niyet edenin durumuna benzer. Şüphesiz Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Sakın kimse, son vardığı yer Beytullah olmadıkça bir yere gitmesin.” Burada ise nafir olmuş sayılmaz.
Mekke dışındaki kimsenin ise Beytullah’ı yedi defa dönerek veda tavafı etmeden dışarıya çıkması doğru değildir. Çünkü bu tavaf, vaciptir; terk edilmesi durumunda dem gerekir. Bunu, Sevri, İshak ve Ebu Sevr demiştir. Çünkü bu minvalde gelen İbn Abbas’ın rivayetine göre, o: “İnsanların son olarak veda tavafı yapmakla emrolundular, sadece kadın hayızlı olduğu takdirde veda tavafı yapmadan yola çıkmasına ruhsat verildi.” demiştir. Müslim’in rivayeti ise şöyledir: “İnsanlar her taraftan geri çekilip memleketlerine dönmeye başlayınca, Allah’ın Elçisi: ‘Sakın kimse, son vardığı yer Beytullah olmadıkça bir yere gitmesin.’ buyurdu.”
Mazereti sebebiyle kendisinden bunun sakıt olması, başkasından da sakıt olacağı anlamına gelmez. Mesela namaz hayızlı kadından sakıt olurken, başkasının kılması ise farzdır. Hatta hayızlı kadından veda tavafının sakıt olmasına dair tahsis edilmesi, başkasına vacip olduğuna delildir. Çünkü herkese mazeret sayılsaydı o zaman hayız şeklinde tahsis edilmesinin bir manası olmazdı.
İmam Şafii ise kendisine ait görüşünde; veda tavafını terketmesinden dolayı bir şey gerekmez; çünkü veda tavafı hayızlı bir kadından dolayı bile sakıt olmuş, kudüm tavafı gibi vacip kılınmamıştır. Sanki Beytullah’ı selamlamak gibidir; bu yönüyle kudüm tavafına da benzer, demiştir. Ona ise geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.
Veda tavafının vacip olduğu sabit olunca, ihtilafsız olarak haccın bir rüknü olmadığı ortadadır. Bu nedenle de hayızlı kadından veda tavafı sakıt olurken, ziyaret tavafı ise kendisinden sakıt olmamıştır. Veda tavafına Beytullah’tan veda edildiği için “sader tavafı” da denilmiştir. Çünkü insanlar Mekke’den geri döndükleri için bu ismi almıştır. Bu tavafın yapılma vakti ise tüm işlerini bitirdikten sonra, son olarak Beytullah’ı tavaf ederek bitirmesidir.
Ziyaret tavafını ertelmiş olur da Mekke’den ayrılmadan önce ziyaret tavafını yaparsa, bunun hakkında iki görüş gelmiştir:
Bu tavafı yapmakla, veda tavafı da yerine gelmiş olur. Çünkü son olarak Beytullah’ın tavaf edilmesi emredilmiştir, tavaf etmekle de bu yerine gelmiş oldu. Nitekim tahiyyetu’l-mescid hakkında meşru olan şey, kendi cinsinden bir vacip hakkında da yeterli olmuştur.
Ondan nakledildiğine göre; bu tavafı yapmakla, veda tavafı yerine gelmiş olmaz. Çünkü ikisi de vacip olan ibadetlerdendir ve iki namaz örneğinde olduğu gibi, birinin yerine getirilmesi diğerinin de yerine geldiği anlamına gelmez.
Şayet veda tavafı yapsa ve sonrasında alışverişle meşgul olsa yahut ikamet etse, onun bu tavafı iade etmesi gerekir. Bunu, Ata, İmam Malik, Sevri, İmam Şafii ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü Nebi: “Sakın kimse, son vardığı yer Beytullah olmadıkça bir yere gitmesin.” buyurmuştur. Çünkü o sonrasında ikamet etse normal şekilde veda eden kimse kapsamından çıkmış olarak addedilir ki bu da veda tavafı için yeterli olmaz; tıpkı nefirden önce tavaf etmesi gibidir.
Rey ashabı ise şöyle demiştir: Şayet nefirden sonra veda tavafı yahut nafile bir tavaf yapmış olursa, bu onun veda tavafı için yeterli gelmiş olur, hatta bir ay ya da daha fazla kalmış da olsa… Çünkü o, nefirden sonra veda tavafı yapmıştır; dolayısıyla da nefrin hemen peşine yapmış gibi ona bu tavafı iade etmesi de gerekli olmaz.
Ama yolda giderken def-i hacetini giderir ya da yine yolunda seyrederken erzak veyahut kendisi için bir şeyler satın alacak olursa, bu durumda veda tavafını tekrar etmez. Çünkü bu, tavafını çıkartan bir ikamet demek değildir ve Beytullah’tan son olarak ayrılmasına engel de teşkil etmez. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. el-Muvaffak der ki: Bu hususta ikisine muhalefet edeni bilmiyoruz.
Şayet veda tavafı yapmadan Mekke’den dışarı çıkıp gitse, bu durumda yakında ise geri döner, değilse o zaman dem cezasını gönderir. Bu, Ata, Sevri, İmam Şafii, İshak ve Ebu Sevr’in görüşünü oluşturur. Buradaki yakın mesafe ise kişi ile Mekke arasında kasr mesafesinin altındaki mesafedir. Uzun mesafe ise kasr mesafesine ulaşmış olmasıdır. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu, aynı zamanda İmam Şafii’nin de görüşüdür.
Ata ise Taif’i yakın mesafe hükmünde görmüştür. Sevri ise şöyle der: Bunun sınırı harem sınırıdır. Dolayısıyla kim, Harem içindeyse yakındadır; kim de Harem’in dışındaysa uzaktadır, demektir.
Birinci görüşün dayanağı; kasr mesafesinin altında olması, o kimsenin mukim olduğu, namazı kısaltmadığı ve orucu da bozmadığı mesafe hükmünde olduğunu göstermektedir. Bu nedenledir ki biz, bu kimseyi Mescid-i Haram civarında bulunan kimselerden saydık.
Bir özür sebebiyle dönemeyecek durumda olan kimse ise uzakta olan kimse hükmündedir. Bunun yanında geri dönme durumu olduğu halde dönmeyen yakındaki bir kimseye ise dem cezasından fazlası düşmez. Özür ya da başkası sebebiyle, kasden yahut hatayla bunu işleyen kimse arasında bir fark yoktur. Çünkü bu, haccın vaciplerindendir ve diğer vaciplerde olduğu gibi bu hususta kasden yapan, hata ile işleyen, mazeretli olan ve olmayan kimseler aynı hükmdedir.
Kadın veda tavafı yapmadan önce hayız olursa, o takdirde çıkar gider, veda ve fidye cezası da yoktur. Bu, belde fakihlerinin genelinin görüşüdür. Nitekim Safiyye hadisinde geldiği üzere hayızlı kadın için bir hafifletme söz konusudur. Sahabe: “Ey Allah’ın Resulü! Hz. Safiyye hayız oldu” deyince, Allah Resulü: “İşte o, bizi yolumuzdan alıkoyar.” buyurdu. Bunun üzerine sahabe: “Ey Allah’ın Resulü! O ifada tavafını yapmıştı” dediler. Allah’ın Elçisi: “Öyleyse yoluna koyul.” buyurdu. Ona ne fidye vermesini ne de başkasını emretmiştir.
İbn Abbas hadisinde ise: “Sadece kadın hayızlı olduğu takdirde veda tavafı yapmadan yola çıkmasına ruhsat verildi.” şeklinde gelmiştir. Nifas halindeki kadınlar da hayızlı kadınlar hükmündedir.