Varisten başkasına vasiyet bırakmak, icazet/izin olmaksızın sadece üçte birlik payda bağlayıcı olmaktadır. Bu pay üçte birden fazla olursa, veresenin iznine bağlı olarak tevakkuf eder. Zira izin vermeleri halinde bu caiz olur. Reddedecek (vermeyecek) olursa bu durumda -ilim adamlarının hepsine göre- bu geçersizdir. Çünkü üçte birin dışındaki payda veresenin hakkı vardır. Üçte birlik paydan fazla gelen bölümü vasiyet etmenin geçersizliği görüşü, varis hakkında zikredilen vasiyetteki görüş gibidir. Peki, onların bu noktada icazet vermeleri, bir tenfiz midir yoksa ilk defa verilen bir bağış mıdır?
Ret ve izin, ancak vasiyet bırakanın ölümünden sonra geçerlilik kazanır. Bu durumda, ölmeden evvel (vereseleri) icazet verecek olurlarsa, sonra -hayatta olduğu halde- malın tamamını vasiyet şeklinde mirasçılarına reddeder yahut izin vermiş olurlarsa yahut da onu bazı verese sahiplerine vasiyet ederlerse, akabinde (vuku bulan bir sorunun) baş göstermesi nedeniyle, vasiyet bırakanın ölümünden sonra onlar vasiyeti reddedecek olurlarsa, o takdirde bu vasiyeti reddetme hakları doğar. İster izin vasiyeti bırakanın sağlığında iken gerçekleşmiş olsun, isterse hastalığında iken olsun, fark etmez. Bunu, Ebu Talib’in rivayetiyle İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu, Sevri, İmam Şafii, Ebu Sevr, Ebu Hanife ve ashabının görüşüdür. Çünkü onlar, malik olmadıkları paylardaki haklarını düşürmüş olduklarından, bu onlar için gerekli sayılmamaktadır. Bu, tıpkı nikahtan önce bir kadının kendi mehrini düşürmesine benzemektedir. Bir de bu, vasiyet hakkında dirhemin dahi geçerli olmadığı bir durum olduğundan -vasiyetten önce olduğu gibi- bu durumda onların izin vermeleri geçerli değildir.
İmam Malik ise: Bu durumda ona sağlığında iken izin verecek olursa, o zaman -hastalığında dahi olsa ve malından hacbedildiği (mahrum olduğu) vakitte bile bulunsa- onların rücu etme hakları doğar. Nitekim bu, onlar için caiz sayılmaktadır, demiştir.