Şüphesiz bu, kesin gerçeğin ta kendisidir.
Diyanet Vakfı
Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.
Kurtubi Tefsiri
Şüphesiz ki bu, kesin bilgi veren hakkın ta kendisidir.
“Şüphesiz ki bu, kesin bilgi veren hakkın ta kendisidir.” Bizim sana bu anlattıklarımız katıksız ve kesin bilgidir. Burada -ki her ikisi de aynı şey oldukları halde-
“hak”ın yakîn (kesin bilgi)’e izafe edilmesi lâfızlarının farklı oluşundan dolayı uygundur. el-Müberred dedi ki: Bu senin “aynu’l-yakîn, mahzu’l-yakîn (hakkın ta kendisi, katıksız kesin hak, gerçek)” demene benzer, O halde böyle bir tabir Kûfelilere göre bir şeyin kendi kendisine izafe edilmesi kabilindendir. Basralılara göre ise İşin gerçeği Kesin bilgi yahut kesin haberdir” takdirindedir.
Bunun tekid olduğu da söylenmiştir.
“Yakîn: kesin bilgi” lâfzının aslında
“hak: gerçek”in sıfatı olduğu, mevsufun sıfata -mecaz ve kullanım genişliği imkânı ile- böyle geldiği de söylenmiştir ki; bu Oa yüce Allah’ın:
“Âhiret yurdu” (Yusuf, 12/109) âyetine benzemektedir. Orada el-Ferrâ’’nın yurdun âhiret ile aynı şey olduğuna dair görüşü zikredilmiştir. Bu yftntiyle benzerlik gözetilmektedir.
Katade de bu âyet-i kerîme hakkında şunları söylemektedir: Yüce Allah bu Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiklerinin kesin bilgiler olduklarını göstermedikçe hiçbir kimseyi bırakmaz. Mü’min dünyada iken buna kesin olarak inanır, bu inancının da kıyâmet gününde ona faydası olacaktır. Kâfir ise kesin bilgi ve inancın kendisine fayda vermeyeceği bir zaman olan kıyâmet gününde buna kesin olarak inanacaktır.