İhramlı bir kimse başını tıraş edecek olursa, fidye vermesi icap eder. Bunda bir ihtilaf yoktur. Bunun temeli Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir.”
Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem), Kab b. Ucra’ya: “Başındaki haşereler sana eziyet veriyor mu?” diye sordu. O da: “Evet.” cevabını verince, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem): “O zaman tıraş ol. Buna karşılık, üç gün oruç tut. Veya altı fakiri doyur. Yahut da bir kurban kes.” buyurdu. Başka bir lafız da şöyledir: “Ya da her bir yoksul için yarım sa’ olmak üzere altı yoksulu doyur.”
Saçların tıraş edilerek ya da usturaya vurularak izale edilmesi arasında bir fark yoktur. el-Muvaffak der ki: Bu noktada bir hilaf bilmiyoruz.
Mezhebimizin açık görüşüne göre kasden yapan ile bunu hataen yapan, özrü bulunan ve özrü bulunmayan arasında bir fark yoktur. Bu, İmam Şafii’nin görüşüdür. Çünkü bu şekilde saçlar yok edildiği için, kasden yapan ile hatayla yapan eşit sayılır. Avı öldürmede olduğu gibi. Bir de Yüce Allah, mazur olduğu halde başındaki bir eziyetten dolayı tıraş olan bir kimseye, fidye vermesini dahi vacip kılmıştır. Bu şekilde mazur olmayan kimseye tıraş olması halinde bu fidyenin vacip olacağı tenbih edilmiş, başka bir şekilde de mazur kimseye fidyenin vacip olduğuna dair delil gösterilmiştir.
Bu konuda başka bir görüş daha gelmiştir ki; unutarak saçını tıraş eden kimseye fidyenin gerekmeyeceğidir. Bu ise İshak’ın kavlidir.
Fidye ise ayet-i kerimede ve haberde zikri geçen üç maddeden birisidir, istediği ile de amel edebilir. Çünkü muhayyerlik anlamındaki lafızla gelmiştir. Mazur olanla olmayan, kasden tıraş olanla hataen olan arasında da bir ayrım yoktur. Bu ise İmam Malik ve İmam Şafii’nin görüşüdür. Çünkü hüküm, mazur olmayan kimse hakkında sabit olmuştur ve başkası kendisine tenbih amacıyla uymaktadır. Uyan da aslına muhalif değildir.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre; kişi özürsüz olarak tıraş olursa, muhayyer olmaksızın ona dem cezası gerekli olur. Bu ise Ebu Hanife’nin mezhebini oluşturur. Çünkü Yüce Allah, özür şartına bağlı kılarak muhayyer kılmıştır. Buna göre şart olmadığında, muhayyerlik de söz konusu olmaması gerekir. Bu görüşe, geçenlerle cevap verilmiştir.
Dem cezasının vacip olmasını gerektiren miktar, dört kıl ve daha fazlasının koparılması ya da kesilmesidir. Diğer bir görüşe göre ayette zikri geçen üç madde, başın tıraş edilmesinde vacip olur.
el-Kadı der ki: Mezhebimizin görüşü de budur. Bu, aynı zamanda İmam Şafii ve Ebu Sevr’in de kabul ettiği görüştür. Çünkü mutlak çoğul ismi vaki olduğundan, başın dörtte birlik bölümü gibi onda dem cezasının gerekebileceğini söylemek caiz olur.
Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Başın dörtte birlik bölümünden az kesilmiş olursa, bundan dolayı dem cezası gerekmez. Çünkü dörtte birlik miktar, başın tümü yerine geçmektedir.
Şöyle cevap verilmiştir: Dörtte birlik miktarın, başın tümü yerine geçmiş olduğu şeklindeki istidlal doğru değildir. Çünkü “dörtte bir” ifadesi bunu tam olarak kayıtlamaz ve bu sadece bir mecaz olarak gelmiştir, azı da çoğu da içermektedir.
İmam Malik ise; başındaki eziyet veren şeyi alırken saçını da tıraş edecek olursa, bu nedenden dolayı dem gerekir, demiştir.
Baştaki saçlar ile başka yerdeki saç ve kıllar, fidyenin vacip olması noktasında aynıdır. Çünkü başın dışında bulunan kıl ve saçlar, tıraş edilmesiyle ve temizlenip alınmasıyla bir tür konfora sürüklemiş olacağından bu yönüyle tıpkı başın tıraş edilmesi hükmü gibidir.
Başın tıraş edilmesiyle vacip olan fidye, Kab hadisinde geçmektedir: Üç gün oruç tutmak ya da altı yoksulu doyurmak veyahut koyun kesmek. Bunu İmam Malik, İmam Şafii ve Rey ashabı söylemiştir.
Fidye olarak buğday, arpa ve kuru üzüm vermek de yeterlidir. Çünkü kendisinde hurmanın yeterli geldiği her şeyde bunların verilmesi de yeterli gelmektedir. Tıpkı fıtır sadakasında ve yemin kefaretinde olduğu gibi. Bu sınıflardan üç sa’ miktarının altında verilmesi yeterli olmaz; ancak buğday başka. Çünkü buğday hakkında iki görüş gelmiştir:
Birincisi; yemin kefaretinde olduğu gibi, her yoksul için başkasından yarım sa’ yerine bir müd buğday vermek yeterlidir.
İkincisi; yarım sa’ vermek de yeterlidir. Çünkü söz konusu hüküm, tenbih yoluyla sabit olmuştur. Ya da kıyas ve detay, aslını temsil etmekte ve ona muhalefet etmemektedir. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söyler. Bu kimse arpadan azı için her arpa için yemekten bir müd miktarı verir. Bu ise İmam Şafii’nin kavlidir. İmam Ahmed’den nakledildiğine göre; bir arpada bir dirhem verir, iki arpada ise iki dirhem verir. Yine ondan nakledildiğine göre; her arpada bir avuç yemek verir. Buna benzer bir görüş de İmam Malik ve Rey ashabından gelmiştir. İmam Malik’ten nakledildiğine göre; az bir arpayı zail eden kimseye tazmin etmesi gerekmez. Evla olan yemek yedirmesidir. Müd miktarı vermesi gerekir. Zira şeriatın en az olarak vacip kıldığı şey fidyedir ve arpanın en azında vacip olmuştur.