Teyemmüm almak için mübah olan korku şekli hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Mezhebimizin zahirinde anlaşılan; hastalığın artması, iyileşmenin gecikmesi, sıkıntının ve muhtemel olmayan bir acının peyda olmasından korkulması durumunda teyemmüm almasının mübah olduğudur. Bu, Ebu Hanife ve iki görüşünden birisine göre İmam Şafii’nin kabul ettiği görüştür. İmam Ahmed’den ise sadece yok olma korkusu varsa teyemmüme cevaz vermiştir. Bu da İmam Şafii’nin ikinci görüşünü oluşturmaktadır.
Doğru olan ise birinci görüştür. Çünkü “Hasta yahut yolculuk halinde bulunursanız…” (Maide Suresi: 6) ayet-i kerimesinin genel anlamı bunu ifade etmektedir. Bunun yanında malının bir kısmının telef olmasından, hırsız ya da yırtıcı hayvan sebebiyle kendi canından endişe etmesi halinde veyahut da su bulamadığında, suyu satan kimsenin bu su bedelini mislinden oldukça fazlasıyla satması (ve kendisinin de bunu alamaması) halinde teyemmüm alması yine caiz olur. Şüphesiz bu gibi durumlarda caiz olması daha öncelikli sayılır. Bir de kıyamı terk edip orucu ertelemek, sadece yok olma korkusu konusunda söz konusu olmayabilir; işte burada da durum aynıdır.
Ama suyu kullanacağı vakit kendisine zararı dokunmayacak olan hasta ve yaralı ise bu suyu kullanmak durumundadır. İmam Malik ve Davud (ez-Zahiri)’den, ayet-i kerimenin zahirinden anlaşılan, mutlak olarak hastaya teyemmümün mübah olduğu yönündedir.
Suyu kullanmakla zarar görmediği ve “suyu olan kimse” konumunda bulunduğu için, tıpkı sağlıklı bir kimse gibi, bu teyemmümü almasının caiz olmayacağı şeklinde cevap verilmiştir. Ayet-i kerimede ise suyun olmaması zikredilmiştir. Buna göre orada bir zaruretin gizlenmiş olması gerekir. Zaruret ise ancak zarar meydana geldiği vakit oluşur.