Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten menedenler ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar; müminleri müjdele.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Et-tâibûne (tevbe edenler) el-âbidûne (ibadet edenler) el-hâmidûne (hamd edenler) es-sâihûne (oruç tutanlar/gezenler) er-râkiûne (rükû edenler) es-sâcidûne (secde edenler) el-âmirûne (emredenler) bi’l-ma’rûfi (iyiliği) ve’n-nâhûne (ve yasaklayanlar) ani’l-munkeri (kötülüğü) ve’l-hâfizûne (ve koruyanlar) li hudûdillâhi (Allah’ın sınırlarını). Ve beşşiri (ve müjdele) el-mu’minîn (müminleri).
Mukatil Tefsiri
Sonra onların amellerini niteleyerek buyurdu: Günahlardan tövbe edenler, ibadet edenler, yani Allah’ı birleyenler, hamd edenler, oruç tutanlar, farz namazda rükû edenler ve secde edenler, iyiliği, yani Allah’ın tevhidine iman etmeyi emredenler, kötülükten, yani şirkten menedenler ve Allah’ın sınırlarını, yani bu ayette cihad ehli için zikredilenleri koruyanlar; bu şartı doğrulayan müminleri cennetle müjdele.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah buyuruyor ki: Allah, tövbe eden ve ibadet eden müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır; ancak tövbe edenler sözü, kendisinden önceki benzeri bir cümle tamamlandıktan sonra yeni bir başlangıç olduğu için merfu kılınmıştır. Araplar bunu yaparlar; daha önce sağırlar, dilsizler, körler sözünde bunu açıklamıştık ve burada tekrar etmeye ihtiyaç yoktur. Tövbe edenlerin anlamı, Allah’ın hoşlanmadığı ve gazap ettiği şeylerden, sevdiği ve razı olduğu şeylere dönenlerdir. Nitekim bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Hakkâm b. Selem, Sa‘lebe b. Süheyl’den rivayet etti; Sa‘lebe dedi ki: Hasan, Allah’ın tövbe edenler sözü hakkında: Bütün günahlardan Allah’a tövbe edenlerdir, dedi. Bize Sevvâr b. Abdullah el-Anberî rivayet etti, dedi ki: Bana babam, Ebü’l-Eşheb’den, o da Hasan’dan rivayet etti; Hasan, tövbe edenler, ibadet edenler ayetini okudu ve: Şirkten tövbe ettiler, nifaktan uzaklaştılar, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Seleme, Ebü’l-Eşheb’den rivayet etti; Hasan, tövbe edenler, ibadet edenler ayetini okudu ve: Şirkten tövbe ettiler, nifaktan uzaklaştılar, dedi. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Mansûr b. Hârûn, Ebû İshâk el-Fezârî’den, o Ebû Recâ’dan, o da Hasan’dan rivayet etti; Hasan: Tövbe edenler, şirkten tövbe edenlerdir, dedi. Bize Hâris rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülazîz rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr b. Hâzim rivayet etti; Cerîr dedi ki: Hasan’ı bu ayeti, tövbe edenler, ibadet edenler, diye okurken işittim; Hasan: Allah’a yemin ederim ki onlar şirkten tövbe ettiler ve nifaktan uzaklaştılar, dedi. Bize Bişr b. Muâz rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den, tövbe edenler sözü hakkında rivayet etti; Katâde: Şirkten tövbe ettiler, sonra İslam’da nifaka düşmediler, dedi. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Haccâc, İbn Cüreyc’den rivayet etti; İbn Cüreyc, tövbe edenler sözü hakkında: Günahlardan tövbe edip sonra onlara dönmeyenlerdir, dedi. İbadet edenler sözüne gelince, bunlar Allah korkusuyla O’na boyun eğen, O’nun karşısında tevazu gösteren ve O’na kulluk etmekte gayret eden kimselerdir. Nitekim bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den, ibadet edenler sözü hakkında rivayet etti; Katâde: Bunlar gecelerinde ve gündüzlerinde bedenlerini ibadetle yoran bir topluluktur, dedi. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Hakkâm, Sa‘lebe b. Süheyl’den rivayet etti; Sa‘lebe dedi ki: Hasan, Allah’ın ibadet edenler sözü hakkında: Bollukta ve darlıkta bütün vakitlerinde Allah’a ibadet ettiler, dedi. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Mansûr b. Hârûn, Ebû İshâk el-Fezârî’den, o Ebû Recâ’dan, o da Hasan’dan rivayet etti; Hasan, ibadet edenler hakkında: Rablerine ibadet edenlerdir, dedi. Hamd edenler sözüne gelince, bunlar Allah’ın kendilerini hayır veya şer ile imtihan ettiği her durumda O’na hamd eden kimselerdir. Nitekim bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den, hamd edenler sözü hakkında rivayet etti; Katâde: Bunlar her durumda Allah’a hamd eden bir topluluktur, dedi. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Hakkâm, Sa‘lebe’den rivayet etti; Sa‘lebe dedi ki: Hasan, hamd edenler hakkında: Bollukta ve darlıkta bütün vakitlerinde Allah’a hamd edenlerdir, dedi. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Mansûr b. Hârûn, Ebû İshâk el-Fezârî’den, o Ebû Recâ’dan, o da Hasan’dan rivayet etti; Hasan: Hamd edenler, İslam nimeti sebebiyle hamd edenlerdir, dedi.
Oruç tutanlar sözüne gelince, bunlar oruç tutanlardır. Nitekim bana Muhammed b. Îsâ ed-Dâmegânî ile İbn Vekî‘ rivayet ettiler, dediler ki: Bize Süfyân, Amr’dan, o da Ubeyd b. Umeyr’den rivayet etti. Bana Yûnus da rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Amr b. Hâris, Amr’dan, o da Ubeyd b. Umeyr’den haber verdi; Ubeyd dedi ki: Peygamber’e oruç tutanlar hakkında soruldu, o da: Onlar oruç tutanlardır, dedi. Bana Muhammed b. Abdullah b. Bezî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Hakîm b. Hizâm rivayet etti, dedi ki: Bize Süleyman, Ebû Sâlih’ten, o da Ebû Hüreyre’den rivayet etti; Ebû Hüreyre dedi ki: Allah’ın Resulü bana: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize İsrâil, A‘meş’ten, o Ebû Sâlih’ten, o da Ebû Hüreyre’den rivayet etti; Ebû Hüreyre: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, Âsım’dan, o Zirr’den, o da Abdullah’tan rivayet etti; Abdullah: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. İbn Beşşâr dedi ki: Bize Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân rivayet etti, dedi ki: Bana Âsım, Zirr’den, o da Abdullah’tan bunun benzerini rivayet etti. Bana Muhammed b. Umâre el-Esedî rivayet etti, dedi ki: Bize Ubeydullah rivayet etti, dedi ki: Bize Şeybân, Ebû İshâk’tan, o da Ebû Abdurrahman’dan haber verdi; Ebû Abdurrahman: Seyahat, oruçtur, dedi. Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Atıyye rivayet etti, dedi ki: Bize İsrâil, Eş‘as’tan, o Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan rivayet etti; İbn Abbâs: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. Bana İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, babasından ve İsrâil de Eş‘as’tan, o Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan rivayet etti; İbn Abbâs: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Hammânî rivayet etti, dedi ki: Bize İsrâil, Eş‘as’tan, o da Saîd b. Cübeyr’den rivayet etti; Saîd: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. Bize Ahmed b. İshâk rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Ahmed rivayet etti, dedi ki: Bize İsrâil, Eş‘as b. Ebî Şa‘sâ’dan, o Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan bunun benzerini rivayet etti. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Süfyân’dan, o Zirr’den, o da Abdullah’tan bunun benzerini rivayet etti. İbn Vekî‘ dedi ki: Bize babam, babasından, o İshâk’tan, o da Abdurrahman’dan rivayet etti; Abdurrahman: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti, dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs’tan rivayet etti; İbn Abbâs, oruç tutanlar hakkında: Bununla oruç tutanlar kastedilmiştir, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah, İsrâil’den, o İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti; Mücâhid: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet etti, dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti; Mücâhid: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. Müsenna dedi ki: Bize Abdullah rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbâs’tan rivayet etti; İbn Abbâs: Allah’ın Kur’an’da seyahat diye zikrettiği her yerde bununla oruç tutanlar kastedilir, dedi. Müsenna dedi ki: Bana babam, Mes‘ûdî’den, o Ebû Sinân’dan, o İbn Ebî Hüzeyl’den, o da Ebû Amr el-Abdî’den rivayet etti; Ebû Amr: Oruç tutanlar, müminlerden orucu devamlı sürdürenlerdir, dedi. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Hakkâm, Sa‘lebe b. Süheyl’den rivayet etti; Sa‘lebe dedi ki: Hasan, oruç tutanlar hakkında: Oruç tutanlardır, dedi. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Mansûr b. Hârûn, Ebû İshâk el-Fezârî’den, o Ebû Recâ’dan, o da Hasan’dan rivayet etti; Hasan: Oruç tutanlar, Ramazan ayında oruç tutanlardır, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Hâlid, Cüveybir’den, o da Dahhâk’tan rivayet etti; Dahhâk: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. İbn Vekî‘ dedi ki: Bize Ebû Üsâme, Cüveybir’den, o da Dahhâk’tan rivayet etti; Dahhâk: Kur’an’da geçen oruç tutanlar ifadesinin tamamında kastedilen oruç tutanlardır, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Amr b. Avn rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym, Cüveybir’den, o da Dahhâk’tan haber verdi; Dahhâk: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. Bana Hüseyin b. Ferec’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ı, oruç tutanlar sözü hakkında: Yani oruç tutanlar, derken işittim. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Nümeyr, Ya‘lâ ve Ebû Üsâme, Abdülmelik’ten, o da Atâ’dan rivayet ettiler; Atâ: Oruç tutanlar, oruç tutanlardır, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Amr b. Avn rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym, Abdülmelik’ten, o da Atâ’dan bunun benzerini haber verdi. Müsenna dedi ki: Bize İshâk rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Zübeyr, İbn Uyeyne’den rivayet etti, dedi ki: Bize Amr, Vehb b. Münebbih’i şöyle derken işittiğini rivayet etti: İsrailoğullarında seyahat vardı; bir adam kırk yıl seyahat ettiğinde kendisinden önce seyahat edenlerin gördüklerini görürdü. Bir fahişenin oğlu kırk yıl seyahat etti, fakat hiçbir şey görmedi. Bunun üzerine: Ey Rabbim, anne babam kötü amel işlemiş, ben ise iyi amel işlemişsem ne olacak? dedi; sonra kendisinden önce seyahat edenlerin gördükleri ona gösterildi. İbn Uyeyne dedi ki: Bir kimse yiyeceği, içeceği ve kadınları terk ederse işte o seyahat edendir. Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den rivayet etti; Katâde: Oruç tutanlar, Allah için oruç tutarak bedenlerinden pay alan bir topluluktur, dedi. Bize Ahmed b. İshâk rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Ahmed rivayet etti, dedi ki: Bize İbrâhim b. Zeyd, Velîd b. Abdullah’tan, o da Âişe’den rivayet etti; Âişe: Bu ümmetin seyahati oruçtur, dedi.
Rükû edenler ve secde edenler sözüne gelince, bununla namaz kılan, namazlarında rükû ve secde edenler kastedilmektedir. Nitekim bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Mansûr b. Hârûn, Ebû İshâk el-Fezârî’den, o Ebû Recâ’dan, o da Hasan’dan rivayet etti; Hasan, rükû edenler ve secde edenler hakkında: Farz namazdır, dedi. İyiliği emredenler ve kötülükten menedenler sözüne gelince, bunun anlamı, insanların dinlerinde hakka, doğru yolu ve hidayeti izlemeye ve bunlarla amel etmeye çağrılmaları; kötülükten menedilmeleri ise Allah’ın kullarına yasakladığı her türlü fiil ve sözden insanların menedilmesidir. Hasan’dan bu hususta şöyle rivayet edilmiştir: Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Mansûr b. Hârûn, Ebû İshâk el-Fezârî’den, o Ebû Recâ’dan, o da Hasan’dan rivayet etti; Hasan: İyiliği emredenler, Allah’tan başka ilah yoktur sözünü emredenlerdir; kötülükten menedenler ise şirkten menedenlerdir, dedi. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Hakkâm, Sa‘lebe b. Süheyl’den rivayet etti; Sa‘lebe dedi ki: Hasan, iyiliği emredenler sözü hakkında: Şunu bilin ki onlar kendileri iyilik ehlinden olmadan insanlara iyiliği emretmediler, dedi; kötülükten menedenler sözü hakkında da: Şunu bilin ki kendileri kötülükten uzaklaşmadan başkalarını kötülükten menetmediler, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize İshâk rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Ebî Ca‘fer, babasından, o Rebî‘den, o da Ebü’l-Âliye’den rivayet etti; Ebü’l-Âliye: Kur’an’da iyiliği emretmek ve kötülükten menetmek nerede zikredilmişse, iyiliği emretmek şirkten İslam’a çağırmak, kötülükten menetmek ise putlara ve şeytanlara ibadet etmekten menetmektir, dedi. Daha önce, iyiliği emretmenin Allah’ın veya Resulünün kullara emrettiği her şeyi, kötülükten menetmenin de Allah’ın veya Resulünün kullara yasakladığı her şeyi kapsadığı yönündeki sözümüzün doğruluğunu delilleriyle açıklamıştık. Durum böyle olduğuna ve ayette bunun geneli değil de belirli bir kısmı kastettiğini gösteren bir delil, Resulden gelen bir haber veya aklın fıtratında buna dair bir delil bulunmadığına göre, kitaplarımızın başka yerlerinde de açıkladığımız üzere bunun genel anlamda alınması daha uygundur. Allah’ın sınırlarını koruyanlar sözüne gelince, bununla Allah’ın farzlarını yerine getiren, O’nun emir ve yasaklarının sınırında duran, yerine getirmeleri kendilerine yüklenen hiçbir şeyi zayi etmeyen ve işlemeleri yasaklanan hiçbir şeyi işlemeyen kimseler kastedilmektedir. Nitekim bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbâs’tan, Allah’ın sınırlarını koruyanlar sözü hakkında rivayet etti; İbn Abbâs: Allah’a itaat üzere duranlardır; bu, Allah’ın cihad ehline koştuğu bir şarttır, onlar Allah’ın şartını yerine getirdiklerinde Allah da kendilerine verdiği sözü yerine getirir, dedi. Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti, dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs’tan, Allah’ın sınırlarını koruyanlar sözü hakkında rivayet etti; İbn Abbâs: Allah’a itaat üzere duranlardır, dedi. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Hakkâm, Sa‘lebe b. Süheyl’den rivayet etti; Sa‘lebe dedi ki: Hasan, Allah’ın sınırlarını koruyanlar sözü hakkında: Allah’ın emrini yerine getirenlerdir, dedi. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Mansûr b. Hârûn, Ebû İshâk el-Fezârî’den, o Ebû Recâ’dan, o da Hasan’dan rivayet etti; Hasan: Allah’ın sınırlarını koruyanlar, Allah’ın farzlarını koruyanlardır, dedi. Müminleri müjdele sözüne gelince, bunun anlamı, Allah’ın kendilerine vaat ettiği şeye iman edenleri, Allah’a verdikleri sözü yerine getirdikleri takdirde Allah’ın da onları cennete sokma vaadini yerine getireceğiyle müjdelemektir. Nitekim bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Hevze b. Halîfe rivayet etti, dedi ki: Bize Avf, Hasan’dan rivayet etti; Hasan, Şüphesiz Allah müminlerden canlarını… (Tevbe 111) ayetini sonuna kadar okudu ve: Bunlar biatlarına vefa gösterenlerdir, dedi; sonra tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler sözünden ayetin sonuna kadar okudu ve: Bu, onların bolluk zamanındaki amelleri ve yaşayışlarıdır; sonra düşmanla karşılaştıklarında Allah’a verdikleri sözü doğruladılar, dedi. Bazıları ise bunun anlamının, gazaya çıkmamış olsalar bile bu fiilleri işleyen kimseleri müjdelemek olduğunu söylemiştir; yani tövbe edenler, ibadet edenler… sözünden ayetin sonuna kadar zikredilenleri yapanlar. Bunu söyleyenlerin zikri: Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Mansûr b. Hârûn, Ebû İshâk el-Fezârî’den, o Ebû Recâ’dan, o da Hasan’dan, Müminleri müjdele sözü hakkında rivayet etti; Hasan: Gazaya çıkmamış olanları da, dedi.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…