Bedevilerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler; Allah’a ve Resulüne yalan söyleyenler ise oturup kaldılar; onlardan inkâr edenlere acı bir azap erişecektir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve câe (ve geldi) el-muazzirûne (mazeret ileri sürenler) mine’l-a’râbi (bedevilerden) li yu’zene (izin verilmesi için) lehum (onlara). Ve kaade (ve oturdu kaldı) ellezîne (o kimseler ki) kezebullâhe (Allah’a yalan söylediler) ve rasûlehû (ve elçisine). Se yusîbu (yakında dokunacaktır) ellezîne keferû (inkâr edenlere) minhum (onlardan) azâbun (bir azap) elîm (acı verici).
Mukatil Tefsiri
Bedevilerden mazeret ileri sürenler, oturmalarına izin verilmesi için Peygamber’e geldiler ve bunlar elli kişiydi, onlardan biri bedevi Ebû’l-Havvâs idi; Allah’a yalan söyleyenler, yani Allah’ın tevhidi hakkında yalan söyleyenler ve Resulüne, onun resul olmadığını söyleyerek yalan söyleyenler ise gazadan geri oturdular; onlardan inkâr edenlere, yani münafıklara acı bir azap erişecektir, yani elem verici bir azap.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah buyuruyor ki: Bedevilerden mazeret ileri sürenler, geri kalmalarına izin verilmesi için Allah’ın Resulüne geldiler; Allah’ın Resulüne gelmekten ve onunla birlikte cihad etmekten ise Allah’a ve Resulüne yalan söyleyen, yalan söz söyleyen ve bu hususta bâtıl mazeretler ileri süren kimseler geri kaldılar. Yüce Allah buyuruyor ki: Onlardan Allah’ın tevhidini ve Peygamberi Muhammed’in peygamberliğini inkâr edenlere acı bir azap erişecektir. Eğer bir kimse: Arapların sözünde mazeret hususunda kusurlu davranan kimse, ancak bir işte gevşek davranan, onda gayret göstermeyen ve onu sağlam yapmayan kimse olduğu hâlde nasıl mazeret ileri sürenler geldi denilmiştir? Oysa sen bilirsin ki bu, onların sıfatı değildir; onların sıfatı, Allah’ın Resulü ile birlikte düşmanlarına karşı çıkmalarını sağlayacak şeyi aramakta gayret göstermiş, buna çok istekli olmuş fakat buna bir yol bulamamış olmalarıdır; dolayısıyla onların, mazeretlerini tam olarak ortaya koymuş kimseler diye nitelenmeleri, mazeret hususunda kusurlu davranmış kimseler diye nitelenmelerinden daha uygun ve daha yerindedir. Böyle nitelendirildiklerinde, bu husustaki doğru kıraat İbn Abbâs’ın okuduğu kıraat olmaz mı? Bu da bize Müsenna’nın rivayet ettiği şu haberdir: Bize Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize İshâk rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Ebî Hammâd rivayet etti, dedi ki: Bize Bişr b. Ammâr, Ebû Ravk’tan, o da Dahhâk’tan rivayet etti; Dahhâk dedi ki: İbn Abbâs, mazeret sahipleri geldi ifadesini şeddesiz okur ve: Bunlar mazeret sahibi kimselerdir, derdi; Mücâhid ve başkaları da ona bu hususta muvafakat etmişlerdir, denilirse şöyle cevap verilir: Bunun anlamı senin düşündüğünden başkadır; bunun anlamı, bedevilerden mazeret beyan edenler geldi demektir, fakat te harfi zel harfine komşu olunca, iki harfin çıkış yerlerinin birbirine yakın olması sebebiyle te, zel harfine idgam edilmiş ve ikisi şeddeli bir zel hâline getirilmiştir; tıpkı hatırlıyorlar anlamındaki kelimede ve hatırlıyor anlamındaki kelimede olduğu gibi. Mazeret ileri sürenler kelimesindeki ayn harfi de üstün okunmuştur; çünkü mazeret beyan edenler kelimesindeki te harfinin harekesi olan üstün ona aktarılmış ve te hangi harekeyle harekelenmişse ayn da onunla harekelenmiştir. Araplar mazeret beyan etme anlamında mazeretini ortaya koyma ifadesini de kullanırlar ve: Falan kimse şu hususta mazeret beyan etti, derler; bununla mazeretini ortaya koydu anlamını kastederler. Lebîd’in şu sözü de bundandır: Bir yıl geçince size selam olsun; kim tam bir yıl ağlarsa mazeretini ortaya koymuş olur. Burada mazeret beyan etti sözünü, mazeretini ortaya koydu anlamında söylemiştir. Bununla beraber tevil ehli, Allah’ın Resulüne mazeret ileri sürerek geldiklerini bildirdiği bu topluluğun niteliği hususunda ihtilaf etmişlerdir; bazıları onların ileri sürdükleri mazeretlerde yalancı olduklarını ve Allah’ın onları mazur görmediğini söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Bana Ebû Ubeyde Abdülvâris b. Abdüssamed rivayet etti, dedi ki: Bana babam, Hüseyin’den rivayet etti; Hüseyin dedi ki: Katâde, bedevilerden mazeret ileri sürenler geldi ifadesini okur ve: Yalanlarla mazeret ileri sürdüler, derdi. Bana Hâris rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülazîz rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Zekeriyyâ, İbn Cüreyc’den, o da Mücâhid’den rivayet etti: Bedevilerden mazeret ileri sürenler geldi; Benî Gıfâr’dan bir grup gelip mazeret ileri sürdü, fakat Allah onları mazur görmedi. Böylece zikrettiğimiz bu kimseler, bu topluluğun haklı bir mazeret değil, bâtıl bir mazeret ileri süren kimseler olduğunu haber vermişlerdir; bundan dolayı, ancak bâtıl mazeret ileri sürmekte sonuna kadar çaba gösterdikleri şeklinde nitelendirilmeleri hâlinde onların mazeretlerini hakkıyla ortaya koymuş kimseler diye nitelenmeleri mümkündür.
Fakat sözlerini aktardığımız bu kimselerin söylediği şekilde haklı bir mazeret bakımından onların böyle nitelenmeleri mümkün değildir. Bazıları ise onların ciddi olmayarak mazeret ileri sürmek için geldiklerini, yapmayı istemedikleri şeyi yapacakmış gibi gösterdiklerini söylerdi; kim bunu bu tevile yöneltirse bunda bir güçlük yoktur, ancak Kur’an’ın tevili konusunda ilim sahibi olanlardan herhangi birinin bu ifadeyi bu şekilde tevil ettiğini bilmiyorum; bundan dolayı bu görüşü söylemeyi tercih etmiyorum. Ayrıca şehirlerin kıraat imamlarının mazeret ileri sürenler kelimesindeki zel harfini şeddeli okumaları, bunu mazeret beyan etme anlamında tevil edenlerin tevilinin doğruluğuna delildir; çünkü bu şekilde nitelenen topluluk, kendilerine yüklenen ve yerine getirmekte kusurlu davrandıkları bir işle yükümlü tutulmuş değillerdi; onlar ancak iki gruptu: Ya gayret gösteren ve itaat eden kimseler yahut Allah’ın emrine karşı gelen fâsık münafıklar. Dolayısıyla bu iki gruptan hiçbirisi Allah’ın Resulü ile birlikte sefere çıkma hususunda gevşeklik gösteren kimse diye nitelenemez; o ancak mazeretini tam olarak ortaya koyan yahut mazeret ileri süren kimsedir. Durum böyle olduğuna ve kıraat ehlinin hüccet kabul edilen çoğunluğu mazeret ileri sürenler kelimesindeki zel harfinin şeddeli okunmasında birleştiğine göre, bunun anlamının açıkladığımız tevil olduğu anlaşılır. Mücâhid’den de bu hususta İbn Abbâs’a uygun bir görüş nakledilmiştir. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize İshâk haber verdi, dedi ki: Bize Abdullah b. Zübeyr, İbn Uyeyne’den, o da Humeyd’den rivayet etti; Humeyd dedi ki: Mücâhid, mazeret sahipleri geldi ifadesini şeddesiz okudu ve: Bunlar mazeret sahibi kimselerdir, dedi. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Seleme, İbn İshâk’tan rivayet etti; İbn İshâk dedi ki: Mazeret ileri sürenler…
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…