Allah seni affetsin! Neden onlara izin verdin? Ta ki doğru söyleyenleri bilip yalancıları öğrenesin.
Diyanet Vakfı
Allah seni affetti. Fakat doğru söyleyenler sana iyice belli olup, sen yalancıları bilinceye kadar onlara niçin izin verdin?
Kurtubi Tefsiri
Allah affetsin seni. Doğru söyleyenler senin için belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar niçin onlara İzin verdin?
Yüce Allah’ın;
“Allah affetsin seni… niçin onlara izin verdin” âyetinin yeni bir söz başlangıcı olduğu söylenmiştir. “Allah seni ıslah etsin, seni aziz kılsın, sana rahmet buyursun. Şu şu oldu” demeye benzer. Bu açıklamaya göre yüce Allah’ın:
“Allah affetsin seni” anlamındaki; âyeti üzerinde vakıf (durak) yapmak güzel olur. Bunu Mekkî, el-Mehdevî ve en-Nehhâs nakletmiştir.
Yüce Allah, Hazret-i Peygamber’e korku ve sabırsızlıktan dolayı kalbi rahatsızlanmasın diye günahını sözkonusu etmeden affettiğini haber vermektedir.
Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir; Onlara izin vermekten ötürü günahını Allah affetmiştir. O takdirde bu âyet üzerinde vakfetmek güzel olmaz. Bunu da el-Mehdevî nakletmiş, en-Nehhâs da bunu tercih etmiştir.
Burada sözü geçen
“izin” ile ilgili iki görüş ileri sürülmüştür.
Birinci görüşe göre seninle birlikte Savaşa çıkmaları hususunda “niçin onlara izin verdin” demektir. Çünkü onların gerekli hazırlıkları yapmaksızın ve samimi bir niyetleri bulunmaksızın Savaşa çıkışları bir bozgunculuk (fesat )dır.
İkinci görüşe göre ise, onlar bir takım mazeretler ileri sürünce, oturmaları için “niçin onlara izin verdin” anlamındadır.
Bu iki açıklamayı el-Kuşeyrî sözkonusu ettikten sonra şöyle der: Bu, oldukça lütufkârane bir sitemdir. Çünkü “Allah affetsin seni” diyerek başlamıştır. Hazret-i Peygamber de bu hususta nâzil olmuş bir vahiy bulunmaksızın onlara izin vermişti.
Katade ve Amr b. Meymun derler ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) emrolunmaksızın iki iş yapmıştır: Birisi kendisiyle birlikte Savaşa çıkmayıp geride kalmaları için münafıklardan bir kesime izin vermesi, halbuki vahiy olmaksızın herhangi bir iş yapmaması gerekirdi. Diğeri ise, (Bedir) esirlerinden fidye almasıdır. İşte Kur’ân-ı Kerîm’in ilgili âyetinde duyduğunuz şekilde bundan dolayı Allah ona serzenişte bulunmuştur.
Bazı âlimler de şöyle demektedirler: Hazret-i Peygamberin acele edip yaptığı bu işler, evlâ olanı terketmekten ibaretti. O bakımdan yüce Allah sitem şeklindeki hitaptan önce onu affettiğini belirtmektedir.
“Doğru söyleyenler senin için belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar…” âyeti de, ileri sürdüğü mazeretinde doğru söyleyen ile münafıklık edeni birbirinden ayırt edinceye ve açıkça ortaya çıkıncaya kadar…demektir. İbn Abbâs der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) o gün münafıkları şahıslarıyla tanımıyordu. et-Tevbe Sûresi’nin nüzulünden sonra şahıslarıyla onları tanımış oldu.
Mücahid der ki: Bunlar: Cihada çıkmayı; oturmak hususunda izin istiyelim. Bize izin verirse otururuz. İzin vermeyecek olsa bile yine otururuz, diyen kimselerdi .
Katade de der ki: Yüce Allah bu âyet-i kerimeyi en-Nûr Sûresi’nde yer alan:
“Bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan kime istersen izin ver” (en-Nûr, 24/62) âyeti ile nesh etmiştir. Bunu en-Nehhâs, “Meâni’l-Kur’ân” adlı eserinde zikretmektedir.