Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimse imar eder. Umulur ki onlar doğru yolda olanlardır.
Diyanet Vakfı
Allahın mescitlerini ancak Allaha ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allahtan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.
Kurtubi Tefsiri
Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe Îman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler İmar eder. İşte bunların doğru yola ermişlerden olmaları umulur.
Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız:
1. Allah’ın Mescidlerini Kimler îmar Eder:
Yüce Allah’ın:
“Allah’ın mescidlerini ancak… imar eder” âyeti mescidleri imar edenlerin mü’min olduklarına dair tanıklık etmenin sağlıklı ve doğru olduğuna delildir. Çünkü yüce Attan imanı buna bağlı kılmış ve bu işe devam etmenin mü’minlerin işi olduğunu haber vermiştir, Seleften birisi şöyle demiştir: Eğer bir kimsenin mescidi imar ettiğini görürseniz, onun hakkında hüsn-ü zan besleyiniz. Tirmizî de Ebû Said el-Hudrî’den Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: “Siz, bir adamın mescidlere gelmek itiyadında olduğunu görürseniz, onun îman sahibi olduğuna tanıklık ediniz.” Çünkü yüce Allah:
“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe îman eden… kimseler imar eder” diye buyurmuştur. Bir rivâyette de: “Mescide mutad vakitlerinde gidip gelmeyi itiyat haline getirmişse” şeklindedir. Tirmizî, bu hasen garip bir hadistir, der. Tirmizî, Tefsir 9. sûre 9: İbn Mâce, Mesâcid 19: Dârimî, Salât 23; Müsned, III, 68, 76.
İbnü’l-Arabî der ki: Bu husus zahiren bir kimsenin salahı hakkındadır. Yoksa, şahidliklerde bulunacak alanlarla ilgili değildir. Çünkü şahidliklerin bu hususu bilenlerce özel halleri vardır. Şahidin kimisi zeki, kavrayışlı ve bildiği hususu hem inancıyla, hem haber olarak bildirmesiyle gerçek manada elde eder, bilir öğrenir. Kimisi de gafildir (çoğu şeyin farkına varmaz). Bunların herbirisi kendi lâyık olduğu şekilde değerlendirilir ve niteliklerine göre takdir edilir.
2. Allah’tan Başkasından Korkmamak:
Yüce Allah’ın:
“Allah’tan başkasından korkmayan kimseler” âyeti ile ilgili olarak, Allah’tan başkasından da korkmayan hiçbir mü’min yoktur. Mü’minler de Peygamberler de kendilerinin dışında kalan düşmanlardan korkagelmişlerdir, denilecek olursa ona şöyle cevap verilir: Yani, bir kimse kendisine ibadet olunanlar arasında Allah’tan başkasından korkmuyorsa demektir. Çünkü müşrikler putlara tapınıyor, onlardan korkuyor ve onlardan birşeyler umuyorlardı. İkinci bir cevap: Yani din hususunda Allah’tan başka kimseden korkmazsa, demektir.
3. Peygambere îman :
Âyet-i kerimede mescidlerde namaz kılmak suretiyle onları temizlemek ve onların tamiri gerektiren yerlerini düzeltmek suretiyle mescidleri imar edenlerin ve Allah’a îman edenlerin mü’min olacakları sözkonusu edilmekle birlikte, Allah Rasûlüne Îman etmekten ve ona îman etmeyenin imanından sözedilmemektedir diye sorulursa, böylesine şu şekilde cevap verilir: Resûlüllahı (sallallahü aleyhi ve sellem) sözü edilen namaz kılmak ve diğer hususlar delâlet etmektedir. Çünkü bunlar onun getirdiği şeyler arasındadır. Namazın kılınması, zekâtın verilmesi ancak Rasûle îman eden bir kişi tarafından yapılırsa sahih olur. İşte bundan dolayı Rasûl ayrıca sözkonusu edilmemiştir.
“Umulur” kelimesi, İbn Abbâs ve diğerlerinden nakledildiğine göre Allah için vücup ifade eder. Bunun, böyle kimselere yaraşan budur, anlamına geldiği de söylenmiştir. Yani, işte böylelerinin “doğru yola ermişlerden olmaları” yakışır, anlamındadır.