"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Talak’ın Açıkça Söylenmesi

Talak, lafız olarak söylenmekle meydana gelir. Lafız olarak söylenmediği halde sadece kalben buna niyet edecek olursa, ilim ehlinin geneline göre bu talak vaki olmaz. Bu konuda lafız, sarih ve kinaye olarak ikiye ayrılır. Sarih (açık) olan lafızda niyet olmadan da talak gerçekleşir. Kinaye olan lafızda ise niyetini yahut niyetiyle neyi ikame ettiğini (kasdettiğini) ifade etmedikçe talak gerçekleşmez.

Sarih (açık) talak lafızları üçtür: Talak (boşama), Fırak (ayırma), Serah (salma) ve bu lafızların (kökleriyle) çekimi yapılanlar… Bu, Şafiî mezhebine aittir. Zira bu lafızlarla ilgili kitapta (Kur’an-ı Kerim’de) karı-kocanın arasının ayrılması anlamında “fırak ve serah” lafızları da gelmiştir. Bu durumda bunlar da -talak lafzı gibi- sarih lafızlardan sayılmaktadırlar.

İbn Hamid ise sarih talak lafzının sadece “talak” lafzı ve bu lafzın (kökü ile) çekimi yapılan lafızlar olduğunu, başkasının olmayacağını ifade etmiştir. Bu, Ebu Hanife ve İmam Malik’in de mezhebidir. Ancak İmam Malik, niyet olmadan da bu lafızla talakın gerçekleşeceğini belirtmiştir. Çünkü açık kinayelerde niyetin belirtilmesine gerek yoktur. Bu görüşün gerekçesi ise “fırak” ve “serah” lafızlarının talak anlamında çoğu kez kullanılmadıklarıdır. O vakit bu iki lafız, talak noktasında sarih (açık) sayılmazlar, diğer kinayeler gibi kabul edilirler.

el-Muvaffak şöyle demiştir: İbn Hamid’in görüşü daha doğrudur. Çünkü hakkında kesinliği olmadığı sürece bir şeyde sarih lafzın başkasına muhtemel olması söz konusu değildir, olsa da çok uzak bir ihtimalle olur. Nitekim “fırak” ve “serah” lafızları, her ne kadar Kur’an-ı Kerim’de karı-kocanın arasının ayrılması anlamında kullanılsa da yine Kur’an’da bu anlamın dışında kullanıldığı da vardır. Zira örfen de böyle kullanıldığı çoktur. Yüce Allah buyurur ki: “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılmayın (ve la teferrakû).” (Ali İmran Suresi 103) Şöyle de buyurur: “Kendilerine kitap verilenler, ancak o açık delil (Peygamber) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler (Ve ma teferrakû).” (Beyyine Suresi 4)

Öyleyse “fırak” ifadesinin “talak” olarak tahsis edilmesinin bir anlamı yoktur; zira: “Ve ya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın.” (Talak Suresi 2) buyruğundaki “ayrılın” buyruğu “talak” olarak varit olmamış, bu sadece karısından erkeğin ricat etmeyi terk etmesi anlamında gelmiştir. Aynı şekilde “ya da güzellikle salıvermektir” (Bakara Suresi: 229) buyruğu da böyledir. Buradaki salıvermek anlamına gelen “serah” ifadesini “talak”a kıyas etmek doğru değildir. Çünkü talak ifadesinin kendisine has bir manası vardır, karine ve delalet olmaksızın zihinlerde beliren gerçek manasına gitmektedir, ama “fırak” ve “serah” lafızları bunun tersinedir.

Öyleyse her iki durumda da: “Talaktuki (seni boşadım), boşsun yahut benden boşsun.” derse, niyet olmadan da boşama vaki olur. “Fıraktuki (senden ayrıldım), sen benden ayrısın.” diyecek de olsa veyahut “Serrahtuki (seni saldım.)” derse durum yine aynıdır. Bunu, sarih (açık) bir lafız olarak görenler -niyet olmasa dahi- talakı geçerli saymış olurlar. Bunu, sarih bir lafız olarak görmeyenler ise niyetiyle neyi kasdettiği bilinmedikçe talakı geçerli saymazlar.

Eğer: “Fıraktuki (senden ayrıldım)” sözüyle, bedenim, kalbim, mezhebim senden ayrıldı yahut elimden çıkıp gittin, salındın, engellendim yahut sana olan hislerim gitti vb. demeyi kasdetmiş olursa, bu dedikleri kabul edilir. “Benden boşsun.” derken kastlı eğer “Sana olan güvenimden boşsun.” ise yahut “Seni talep ediyorum, istiyorum.” derken dilimin sürçmesi sebebiyle “Seni talak ediyorum (boşuyorum.)” şeklinde çıkmışsa vb., o vakit bunlara dair hüküm, onun Yüce Allah’a olan borcu noktasında baş gösterir. Kendisi bunu bilecek olursa, Rabbine karşı olan bu borcunu ifa etmiş olur.

Peki, boşadığını iddia ederken, bu hüküm kabul edilir mi? Bakılır, eğer öfkeli halde iken yahut karısı kocasının kendisini boşamasını talep etmiş olursa, o vakit boşama hükmü kabul edilmez. Çünkü onun bu lafzı talak noktasında aşikar olabilir, delalet haline dair karinesi de mevcut olabilir, ama bu durumdaki iddiası, söz konusu olan her iki yönden de (yani öfkeli olması ve kadının öfkesi sebebiyle boşamayı istemesi) zahire açıkça ters olduğu için, onun bu boşaması makbul değildir.

Fakat bu halde olmayacak olursa, el-Kadı (İyaz): O vakit iki görüş vardır, demiştir. Birincisi: Bu boşaması, makbuldür. Bu, İmam Ahmed’in açık görüşünü oluşturur. Zira uzak bir ihtimal dışında bu sözünü açıklamış sayıldığı için, dolayısıyla bu boşaması da kabul olur. İkincisi ise: Bu boşaması kabul olmaz. Bu ise Şafiî mezhebinin görüşüdür. Çünkü bu, örf açısından da zahirin tersine baş gösteren bir boşama şekli olur, öyleyse hüküm açısından bu boşama makbul değildir. Tıpkı on günü kabul ettiği halde sonrasında çıkıp: “Bir aya kadar vb.” demesine benzer. Ama lafız olarak bunu açıkça söylediği halde: “Seni güvenimden talak edip, ayırdım, bedenen senden fırak ettim yahut elimden çıkıp gittin, salındın.” demiş olursa, bu talakın gerçekleşmeyeceği noktasında bir şüphe yoktur. Zira söze bitişen bu ifadeler -istisna ve şart gibi- farklı manalara onu sarf edebilir.

Mutlak ifadeler ise talak konusunda sarih lafızlardan sayılmazlar. Çünkü şeriat örfünde ve kullanımda bunun boşama hakkında sabit olduğu yoktur. Bu yönüyle diğer kinaye lafızlarına benzemektedir. Bu, Şafiî mezhebinin görüşünü oluşturmaktadır.

Eğer: “Sen talaksın.” diyecek olursa, el-Kadı (İyaz) bu durumda, niyet etmiş olsa da olmazsa da -İmam Ahmed’e göre- talakın gerçekleşeceği noktasında bir ihtilafın olmadığını belirtmiştir. Ebu Hanife ve İmam Malik de bunu kabul etmişlerdir. Şafiî ashabının ise bu konuda iki görüşü gelmiştir: Birincisi, “talak” lafzının sarih olmadığıdır. Çünkü “talak” kelimesi (dil bilgisi olarak) masdar şekliyle gelmiştir. Halbuki insanlar masdar olarak nitelenmezler, ancak bu mecazen mümkün olur. İkincisi ise talak lafzının sarih olduğudur. O vakit -tasarrufta bulunan kimsede olduğu gibi bunun söylenmesinde niyete gerek yoktur. Bu yanında söz konusu olan bu kelime, onların (Arapların) örfünde de kullanılmaktadır.

Bu kelimenin “mecaz” olduğuna dair ileri sürdükleri görüşe gelince, bir defa bunu mecaza çevirecek bir durumun olmayacağı, açıkçası bu manaya hamledilmemiş olduğu da ortadadır. Öyleyse mecaz olmayacağı kesinleşmiş olur, şeklinde cevap verilir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/ikrahin-siniri/,https://kutsalayet.de/ofke-halinde-kinaye/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız