Kafi 2968:
Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebî Umeyr'den, o Cemîl b. Derrâc'dan, o İbn Bükeyr'den, o da Ebu Abdullah’tan veya Ebu Cafer’den nakletti; şöyle buyurdu: Âdem, “Ey Rabbim! Şeytanı bana musallat ettin ve onu bende kanın dolaştığı gibi dolaştırdın; öyleyse bana bir şey ver” dedi; Allah da, “Ey Âdem! Senin için şunu verdim: Senin soyundan kim bir kötülüğe niyet eder de onu işlemezse aleyhine yazılmaz, eğer onu işlerse aleyhine bir kötülük yazılır; onlardan kim bir iyiliğe niyet eder de onu işlemezse lehine bir iyilik yazılır, eğer onu işlerse lehine on iyilik yazılır” buyurdu. Âdem, “Ey Rabbim! Bana artır” dedi; Allah, “Senin için şunu da verdim: Onlardan kim bir kötülük işler, sonra onun için bağışlanma dilerse onu bağışlarım” buyurdu. Âdem, “Ey Rabbim! Bana artır” dedi; Allah, “Onlar için tövbeyi verdim” yahut “Onlar için tövbeyi, can buraya ulaşıncaya kadar geniş tuttum” buyurdu. Bunun üzerine Âdem, “Ey Rabbim! Bu bana yeter” dedi.
Kafi İman 191
Kafi 2969:
Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed'den, o İbn Faddâl'dan, o da zikrettiği birinden, o da Ebu Abdullah'tan nakletti; şöyle buyurdu: Allah'ın Elçisi şöyle dedi: “Kim ölümünden bir yıl önce tövbe ederse Allah onun tövbesini kabul eder.” Sonra, “Bir yıl çoktur; kim ölümünden bir ay önce tövbe ederse Allah onun tövbesini kabul eder” buyurdu. Sonra, “Bir ay da çoktur; kim ölümünden bir hafta önce tövbe ederse Allah onun tövbesini kabul eder” buyurdu. Sonra, “Bir hafta da çoktur; kim ölümünden bir gün önce tövbe ederse Allah onun tövbesini kabul eder” buyurdu. Sonra, “Bir gün de çoktur; kim ölümü gözleriyle görmeden önce tövbe ederse Allah onun tövbesini kabul eder” buyurdu.
Kafi 2970:
Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebî Umeyr'den, o Cemîl'den, o Zürâre'den, o da Ebu Cafer'den nakletti; şöyle buyurdu: “Can buraya ulaştığında” dedi ve eliyle boğazına işaret etti, “bilen kimse için tövbe kalmaz; fakat bilmeyen kimse için tövbe vardır.”
Kafi 2971:
Muhammed b. Yahya, Ahmed b. Muhammed b. İsa'dan, o Muhammed b. Sinân'dan, o Muaviye b. Vehb'den nakletti; Muaviye şöyle dedi: Mekke’ye doğru yola çıktık; yanımızda ibadet ehli, dindar bir yaşlı adam vardı, fakat bu işi tanımıyordu ve yolculukta namazı tam kılıyordu; yanında Müslüman olan bir yeğeni de vardı. Yaşlı adam hastalandı. Yeğenine, “Şu işi amcana arz etsen, belki Allah onu kurtarır” dedim. Oradakilerin hepsi, “Yaşlı adamı bırakın, kendi hâli üzere ölsün; çünkü görünüşü güzel bir kimsedir” dediler. Fakat yeğeni dayanamadı ve ona, “Ey amca! İnsanlar Allah'ın Elçisi’nden sonra az bir grup dışında geri döndüler; Ali b. Ebî Talib’e itaat, Allah'ın Elçisi’ne itaat gibi idi ve Allah'ın Elçisi’nden sonra hak ve itaat ona aitti” dedi. Bunun üzerine yaşlı adam derin bir nefes aldı, hıçkırdı ve “Ben bunun üzerindeyim” dedi; sonra canı çıktı. Daha sonra Ebu Abdullah’ın yanına girdik; Ali b. Serî bu sözü Ebu Abdullah’a anlattı. Bunun üzerine Ebu Abdullah, “O, cennet ehlinden bir adamdır” buyurdu. Ali b. Serî ona, “O, bu meseleden o andan başka hiçbir şey bilmiyordu” dedi. Ebu Abdullah, “Ondan daha ne istiyorsunuz? Allah'a yemin olsun ki cennete girmiştir” buyurdu.