"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Kafi İlm 19

Kafi 160: Hüseyin b. Muhammed el-Eş‘arî’nin, Muallâ b. Muhammed’den, onun Hasan b. Ali el-Veşşâ’dan; ayrıca ashabımızdan bir grubun Ahmed b. Muhammed’den, onun İbn Faddâl’dan, hepsinin Âsım b. Humeyd’den, onun Muhammed b. Müslim’den, onun da Ebu Cafer’den rivayet ettiğine göre Ebu Cafer şöyle dedi:

Emîru’l-Mü’minîn insanlara hitap ederek şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Fitnelerin başlangıcı, peşinden gidilen hevesler ve ortaya çıkarılan hükümlerdir. Bu hükümlerde Allah’ın kitabına muhalefet edilir ve insanlar birbirlerine bağlanıp birbirlerini desteklerler. Eğer batıl tamamen saf hâlde bulunsaydı, akıl sahibi kimselere gizli kalmazdı. Eğer hak tamamen saf hâlde bulunsaydı, ihtilaf ortaya çıkmazdı. Fakat bundan bir tutam, ondan bir tutam alınır ve birbirine karıştırılır. İşte o zaman şeytan kendi dostlarına hâkim olur. Allah tarafından kendileri için önceden güzellik ve kurtuluş takdir edilmiş olanlar ise kurtulurlar.”
Kafi 161: Hüseyin b. Muhammed’in, Muallâ b. Muhammed’den, onun Muhammed b. Cumhur el-Ammî’den merfû olarak rivayet ettiğine göre Resûlullah şöyle buyurdu:

“Ümmetimde bid‘atlar ortaya çıktığında âlim ilmini ortaya koymalıdır. Kim bunu yapmazsa Allah’ın laneti onun üzerine olsun.”
Kafi 162: Aynı isnadla Muhammed b. Cumhur’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre şöyle buyurulmuştur:

“Bir bid‘at sahibine gidip onu yücelten kimse, İslam’ın yıkılması için çalışmış olur.”
Kafi 163: Aynı isnadla Muhammed b. Cumhur’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurdu:

“Allah, bid‘at sahibine tevbe nasip etmeyi kabul etmemiştir.”

Kendisine:

“Ey Allah’ın Resûlü! Bu nasıl olur?” diye sorulunca şöyle buyurdu:

“Çünkü onun kalbi bid‘at sevgisiyle dolmuştur.”
Kafi 164: Muhammed b. Yahya’nın, Ahmed b. Muhammed b. İsa’dan, onun Hasan b. Mahbûb’dan, onun Muaviye b. Vehb’den rivayet ettiğine göre Muaviye b. Vehb şöyle dedi:

Ebu Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim:

Resûlullah şöyle buyurdu:

“Benden sonra ortaya çıkacak ve imanla mücadele etmek için kullanılacak her bid‘atin karşısında, Ehl-i Beytimden onunla görevlendirilmiş bir veli bulunur. O, Allah’tan gelen bir ilhamla konuşur; hakkı açıklar ve aydınlatır; hile kuranların tuzaklarını boşa çıkarır ve zayıflar adına konuşur. Ey basiret sahipleri! Bundan ibret alın ve Allah’a tevekkül edin.”
Kafi 165: Muhammed b. Yahya’nın bazı ashabından ve Ali b. İbrahim’in babasından, onun Harun b. Müslim’den, onun Mes‘ade b. Sadaka’dan, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre; ayrıca Ali b. İbrahim’in babasından, onun İbn Mahbûb’dan naklettiği rivayette Ebu Abdullah, Emîru’l-Mü’minîn’den şöyle rivayet etmiştir:

“Allah katında yaratılmışların en nefret edileni iki kişidir.

Birincisi, Allah’ın kendi hâline bıraktığı kişidir. O, doğru yoldan sapmıştır; bid‘at sözlerine gönlünü kaptırmıştır. Oruç ve namaza düşkün görünür. Bu sebeple kendisine aldananlar için bir fitne olur. Kendisinden önceki doğru yol sahiplerinin hidayetinden sapmıştır. Hayatında da ölümünden sonra da kendisine uyanları saptırır. Başkalarının günahlarını yüklenir ve kendi günahına da rehin kalır.

İkincisi ise insanların cahilleri arasında cehalet toplamış olan kimsedir. Fitnelerin karanlıkları içinde kalmıştır. İnsan suretindeki bazı kimseler ona ‘âlim’ adını vermişlerdir; hâlbuki bir gün bile gerçek ilimle yaşamamıştır. Sabah erkenden çıkıp, azı çoğundan daha hayırlı olan şeyleri terk ederek değersiz bilgileri çoğaltmaya çalışır. Nihayet bozulmuş ve kokmuş bir sudan kana kana içmiş, faydasız şeyleri biriktirmiştir.

Sonra insanların arasına oturur ve başkalarına karışık gelen meseleleri çözmeyi üzerine alan bir hâkim kesilir. Kendisinden önce hüküm vermiş bir hâkime muhalefet ettiğinde, kendisinden sonra gelecek bir başkasının da kendi hükmünü bozmasından emin olamaz; tıpkı kendisinin öncekilerin hükmünü bozduğu gibi. Kendisine kapalı ve zor meselelerden biri geldiğinde, kendi görüşünden birtakım şeyler uydurur, sonra da kesin hüküm verir.

O, şüphelerin karmaşası içinde örümcek ağı gibi dolaşır. İsabet mi etti, hata mı etti bilmez. Kendisinin bilmediği şeylerde ilmin bulunabileceğini düşünmez. Ulaştığı görüşün ötesinde başka bir hakikatin olabileceğini kabul etmez. Bir şeyi başka bir şeyle kıyasladığında kendi kanaatini yalanlamaz. Bir mesele karanlık ve kapalı kaldığında, cahilliğinin farkında olduğu için onu gizler; kendisine ‘bilmiyor’ denilmesinden korkar. Sonra da cesaret göstererek hüküm verir.

O, körlüklerin anahtarıdır; şüphelerin binicisidir; cehaletlerin içine dalıp çıkan biridir. Bilmediği şeyi itiraf edip kurtulmaz; ilme sağlam bir şekilde sarılıp kazanç elde etmez.

“Onun yüzünden miraslar ağlar, dökülen kanlar feryat eder. Onun verdiği hükümlerle haram olan namuslar helâl sayılır, helâl olan namuslar da haram sayılır. Kendisine getirilen meselelerden çıkış yolu gösterebilecek yeterlilikte değildir. Üstlendiği görevi yerine getirmeye ehil olmadığı hâlde, hakkın ilmini bildiğini iddia eder.”
Kafi 166: Hüseyin b. Muhammed’in, Muallâ b. Muhammed’den, onun Hasan b. Ali el-Veşşâ’dan, onun Aban b. Osman’dan, onun Ebu Şeybe el-Horasânî’den rivayet ettiğine göre Ebu Şeybe şöyle dedi:

Ebu Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim:

“Kıyas ehli ilmi kıyas yoluyla elde etmeye çalıştılar; fakat kıyas onları haktan daha da uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramadı. Şüphesiz Allah’ın dini kıyaslarla elde edilemez.”
Kafi 167: Ali b. İbrahim’in babasından ve Muhammed b. İsmail’in Fazl b. Şâzân’dan, onun da Ebu Cafer ve Ebu Abdullah’a ulaştırdığı rivayete göre onlar şöyle buyurdular:

“Her bid‘at sapıklıktır; her sapıklığın yolu da ateşe çıkar.”
Kafi 168: Ali b. İbrahim’in, babasından, onun İbn Ebi Umeyr’den, onun Muhammed b. Hakîm’den rivayet ettiğine göre Muhammed b. Hakîm şöyle dedi:

Ebu’l-Hasan Musa’ya şöyle dedim:

“Size feda olayım! Siz bizi dinde fakih kıldınız ve Allah sizin sayenizde bizi insanlara muhtaç olmaktan kurtardı. Hatta bazen birkaçımız bir mecliste bulunuyoruz; içimizden birine bir mesele soruluyor ve Allah’ın sizin sayenizde bize öğrettiği bilgiler sayesinde onun cevabı hemen aklına geliyor. Fakat bazen bize öyle bir mesele geliyor ki ne sizden ne de atalarınızdan onun hakkında bir rivayet ulaşmış oluyor. Biz de elimizde bulunan rivayetlere en uygun ve en güzel gördüğümüz görüşü seçip onunla amel ediyoruz.”

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Hayır! Hayır! Allah’a yemin ederim ki bu konuda helâk olanlar helâk olmuştur ey İbn Hakîm!”

Daha sonra şöyle buyurdu:

“Allah Ebu Hanife’ye lanet etsin. O, ‘Ali şöyle dedi; ben ise şöyle diyorum’ derdi.”

Muhammed b. Hakîm şöyle dedi:

“Allah’a yemin ederim ki ben bu sözü söylerken sadece bana kıyas yapma ruhsatı vermesini istemiştim.”
Kafi 169: Muhammed b. Ebi Abdullah’ın, Yunus b. Abdurrahman’dan ulaştırdığı rivayete göre Yunus şöyle dedi:

Ebu’l-Hasan el-Evvel’e şöyle dedim:

“Allah’ı nasıl birlemeliyim?”

Buyurdu ki:

“Ey Yunus! Sakın bid‘at ehli olma. Kendi görüşüyle hareket eden helâk olur. Peygamberinin Ehl-i Beytini terk eden sapar. Allah’ın kitabını ve peygamberinin sözünü terk eden ise kâfir olur.”
Kafi 170: Muhammed b. Yahya’nın, Ahmed b. Muhammed’den, onun Veşşâ’dan, onun Müsenna el-Hannât’tan, onun Ebu Basîr’den rivayet ettiğine göre Ebu Basîr şöyle dedi:

Ebu Abdullah’a şöyle dedim:

“Bize bazen Allah’ın kitabında ve sünnette hükmünü bulamadığımız meseleler geliyor. Biz de onlar hakkında düşünüp görüş belirliyoruz.”

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Hayır! Çünkü eğer isabet etsen bile sevap kazanamazsın; hata edersen de Aziz ve Celîl olan Allah adına yalan söylemiş olursun.”
Kafi 171: Ashabımızdan bir grubun, Ahmed b. Muhammed b. İsa’dan, onun Ali b. Hakem’den, onun Ömer b. Ebân el-Kelbî’den, onun Abdurrahim el-Kasîr’den, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

Resûlullah şöyle buyurdu:

“Her bid‘at sapıklıktır ve her sapıklık ateştedir.”
Kafi 172: Ali b. İbrahim’in, Muhammed b. İsa b. Ubeyd’den, onun Yunus b. Abdurrahman’dan, onun Semâa b. Mihrân’dan, onun da Ebu’l-Hasan Musa’dan rivayet ettiğine göre Semâa şöyle dedi:

Ebu’l-Hasan Musa’ya şöyle dedim:

“Allah seni ıslah etsin! Biz bir araya geliyor ve elimizde bulunan rivayetleri müzakere ediyoruz. Karşımıza çıkan meselelerin çoğu hakkında elimizde yazılı bir bilgi bulunuyor. Bu da Allah’ın sizin vasıtanızla bize verdiği nimetlerdendir. Fakat bazen küçük bir mesele ortaya çıkıyor ve onun hakkında elimizde bir şey bulunmuyor. Bunun üzerine birbirimize bakıyor, benzer meseleleri dikkate alıyor ve onları en uygun gördüğümüz meseleye kıyas ederek hüküm vermeye çalışıyoruz.”

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Sizin kıyasla ne işiniz var? Sizden öncekiler ancak kıyas yüzünden helâk oldular.”

Sonra şöyle buyurdu:

“Size bildiğiniz bir şey gelirse onunla konuşun. Bilmediğiniz bir şey gelirse...” Sonra eliyle ağzını işaret etti ve susmayı kastederek şöyle buyurdu: “Susun.”

Ardından şöyle dedi:

“Allah Ebu Hanife’ye lanet etsin. O, ‘Ali şöyle dedi, ben ise şöyle diyorum; sahabe şöyle dedi, ben ise şöyle diyorum’ derdi.”

Sonra bana:

“Sen onun meclisinde bulunur muydun?” diye sordu.

“Hayır, fakat onun sözü budur.” dedim.

Bunun üzerine şöyle dedim:

“Allah seni ıslah etsin! Resûlullah insanlara, kendi dönemlerinde ihtiyaç duydukları şeyleri getirdi mi?”

Buyurdu:

“Evet; hatta kıyamet gününe kadar ihtiyaç duyacakları şeyleri de getirdi.”

Dedim ki:

“Peki bunlardan bir şey kayboldu mu?”

Buyurdu:

“Hayır. O bilgi, ehlinin yanında bulunmaktadır.”
Kafi 173: Ali b. İbrahim’in, Muhammed’den, onun Yunus’tan, onun Aban’dan, onun Ebu Şeybe’den rivayet ettiğine göre Ebu Şeybe şöyle dedi:

Ebu Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim:

“İbn Şübrüme’nin ilmi, Câmia’nın yanında yok olup gitmiştir. Câmia, Resûlullah’ın imlâ ettirdiği ve Ali’nin kendi eliyle yazdığı kitaptır. Câmia, hiç kimseye söz bırakmamıştır. Helâl ve harama dair bütün ilim ondadır. Kıyas ehli ilmi kıyas yoluyla elde etmeye çalıştılar; fakat haktan daha da uzaklaşmaktan başka bir şey kazanmadılar. Şüphesiz Allah’ın dini kıyasla elde edilemez.”
Kafi 174: Muhammed b. İsmail’in, Fazl b. Şâzân’dan, onun Safvân b. Yahya’dan, onun Abdurrahman b. Haccâc’dan, onun Aban b. Tağlib’den, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“Şüphesiz sünnet kıyas edilemez. Görmüyor musun ki kadın, tutamadığı orucu kaza eder fakat kılamadığı namazı kaza etmez. Ey Aban! Sünnet kıyas edilmeye başlanırsa din ortadan kalkar.”
Kafi 175: Ashabımızdan bir grubun, Ahmed b. Muhammed’den, onun Osman b. İsa’dan rivayet ettiğine göre Osman şöyle dedi:

Ebu’l-Hasan Musa’ya kıyas hakkında sordum.

Buyurdu ki:

“Sizin kıyasla ne işiniz var? Allah’a, ‘Neden bunu helâl kıldı, neden şunu haram kıldı?’ diye sorulmaz.”
Kafi 176: Ali b. İbrahim’in, Harun b. Müslim’den, onun Mes‘ade b. Sadaka’dan rivayet ettiğine göre Mes‘ade şöyle dedi:

Cafer, babasından rivayet ettiğine göre Ali şöyle buyurmuştur:

“Kendisini kıyasa adayan kimse, ömrü boyunca karışıklık ve şaşkınlık içinde kalır. Allah’a kendi görüşüyle kulluk eden kimse de ömrü boyunca sapkınlık içinde bocalar.”

Ebu Cafer de şöyle buyurmuştur:

“Kim insanlara kendi görüşüyle fetva verirse, bilmediği bir şeyle Allah’a kulluk etmiş olur. Kim bilmediği bir şeyle Allah’a kulluk ederse, helâl ve haram konusunda bilgisizce hüküm vermek suretiyle Allah’a karşı gelmiş olur.”
Kafi 177: Muhammed b. Yahya’nın, Ahmed b. Muhammed’den, onun Hasan b. Ali b. Yaktîn’den, onun Hüseyin b. Meyyâh’tan, onun babasından, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“İblis, kendisini Âdem ile kıyasladı ve şöyle dedi: ‘Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.’ Eğer Allah’ın Âdem’i yarattığı özü ateşle kıyaslasaydı, o özün ateşten daha parlak ve daha aydınlık olduğunu anlardı.”

(A‘râf 12, Sâd 76)
Kafi 178: Ali b. İbrahim’in, Muhammed b. İsa b. Ubeyd’den, onun Yunus’tan, onun Harîz’den, onun Zürâre’den rivayet ettiğine göre Zürâre şöyle dedi:

Ebu Abdullah’a helâl ve haram hakkında sordum.

Şöyle buyurdu:

“Muhammed’in helâli kıyamet gününe kadar helâldir. Onun haramı da kıyamet gününe kadar haramdır. Bunun dışında başka bir hüküm olmayacak ve başka bir hüküm gelmeyecektir.”

Ardından şöyle buyurdu:

Ali şöyle demiştir:

“Hiç kimse bir bid‘at ortaya koymaz ki onun karşılığında bir sünneti terk etmiş olmasın.”
Kafi 179: Ali b. İbrahim’in, babasından, onun Ahmed b. Abdullah el-Akîlî’den, onun İsa b. Abdullah el-Kureşî’den rivayet ettiğine göre şöyle dedi:

Ebu Hanife, Ebu Abdullah’ın yanına girdi. Ebu Abdullah ona:

“Ey Ebu Hanife! Bana ulaştığına göre sen kıyas yapıyormuşsun.” dedi.

Ebu Hanife:

“Evet.” dedi.

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Kıyas yapma. Çünkü ilk kıyas yapan İblis’tir. O, ‘Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın’ dedi. Ateş ile çamuru kıyasladı. Eğer Âdem’in nurunu ateşin nuruyla kıyaslasaydı, iki nur arasındaki üstünlüğü ve birinin diğerine olan saflığını anlardı.”

(A‘râf 12, Sâd 76)
Kafi 180: Ali’nin, Muhammed b. İsa’dan, onun Yunus’tan, onun Kuteybe’den rivayet ettiğine göre Kuteybe şöyle dedi:

Bir adam Ebu Abdullah’a bir mesele sordu. O da cevap verdi. Bunun üzerine adam:

“Peki şöyle olursa ne dersin, böyle olursa hüküm ne olur?” dedi.

Ebu Abdullah ona şöyle buyurdu:

“Dur! Sana verdiğim her cevap Resûlullah’tandır. Biz din konusunda ‘Sen ne düşünüyorsun?’ veya ‘Şöyle olsaydı ne olurdu?’ tarzı görüş yürütmelere dayanmayız.”
Kafi 181: Ashabımızdan bir grubun, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, onun babasından mürsel olarak rivayet ettiğine göre Ebu Cafer şöyle buyurdu:

“Allah’tan başka sırdaşlar ve dayanaklar edinmeyin; aksi hâlde mümin olmazsınız. Çünkü her bağ, soy bağı, akrabalık, dostluk, bid‘at ve şüphe ortadan kalkacaktır. Ancak Kur’an’ın geçerliliğini ve devamını onayladığı şeyler kalacaktır.”
https://kutsalayet.de/kafi-180/,https://kutsalayet.de/kafi-182/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız