"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Kafi İlm 16

Kafi 127: Ali b. İbrahim’in, babasından, onun İbn Ebi Umeyr’den, onun Hafs b. Bahtarî’den mürsel olarak rivayet ettiğine göre Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyururdu:

“Kendinizi hikmetin güzel ve ince örnekleriyle dinlendirin. Çünkü bedenler nasıl yoruluyorsa, nefisler de yorulur.”
Kafi 128: Ashabımızdan bir grubun, Ahmed b. Muhammed’den, onun Nuh b. Şuayb en-Nîsâbûrî’den, onun Ubeydullah b. Abdullah ed-Dehkân’dan, onun Dürüst b. Ebi Mansûr’dan, onun Urve b. Şuayb el-Akarḳûfî’den, onun Şuayb’dan, onun da Ebu Basîr’den rivayet ettiğine göre Ebu Basîr şöyle dedi:

Ebu Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim:

Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyururdu:

“Ey ilim talibi! İlim pek çok fazilete sahiptir. Onun başı tevazudur. Gözü hasetten uzak olmaktır. Kulağı anlayıştır. Dili doğruluktur. Onu korumak araştırıp incelemektir. Kalbi güzel niyettir. Aklı eşya ve olayları tanımaktır. Eli merhamettir. Ayağı âlimleri ziyaret etmektir. Gayesi selamettir. Hikmeti vera ve sakınmadır. Karargâhı kurtuluştur. Rehberi afiyet ve esenliktir. Bineği vefadır. Silahı yumuşak sözdür. Kılıcı rızadır. Yayı insanlarla iyi geçinmektir. Ordusu âlimlerle müzakere etmektir. Malı edeptir. Hazinesi günahlardan kaçınmaktır. Azığı iyilik yapmaktır. Suyu uzlaşma ve barıştır. Kılavuzu hidayettir. Yol arkadaşı ise iyi insanları sevmektir.”
Kafi 129: Muhammed b. Yahya’nın, Ahmed b. Muhammed b. İsa’dan, onun Ahmed b. Muhammed b. Ebi Nasr’dan, onun Hammâd b. Osman’dan, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

Resûlullah şöyle buyurdu:

“İmanın ne güzel yardımcısı ilimdir. İlmin ne güzel yardımcısı hilimdir. Hilmin ne güzel yardımcısı yumuşaklıktır. Yumuşaklığın ne güzel yardımcısı da sabırdır.”
Kafi 130: Ali b. Muhammed’in, Sehl b. Ziyad’dan, onun Cafer b. Muhammed el-Eş‘arî’den, onun Abdullah b. Meymûn el-Kaddâh’tan, onun Ebu Abdullah’tan, onun da babalarından rivayet ettiğine göre şöyle buyurulmuştur:

Bir adam Resûlullah’ın yanına geldi ve:

“Ey Allah’ın Resûlü! İlim nedir?” diye sordu.

Resûlullah:

“Susup dinlemektir.” buyurdu.

Adam:

“Sonra nedir?” dedi.

Buyurdu:

“İyi dinlemektir.”

Adam:

“Sonra nedir?” dedi.

Buyurdu:

“Ezberlemektir.”

Adam:

“Sonra nedir?” dedi.

Buyurdu:

“Onunla amel etmektir.”

Adam:

“Sonra nedir ey Allah’ın Resûlü?” dedi.

Buyurdu:

“Onu yaymaktır.”
Kafi 131: Ali b. İbrahim’in Ebu Abdullah’a ulaştırdığı rivayete göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“İlim talipleri üç kısımdır. Onları hem şahıslarıyla hem de sıfatlarıyla tanıyın. Bir grup ilmi cehalet ve tartışma için talep eder. Bir grup üstünlük kurmak ve hile yapmak için talep eder. Bir grup ise anlayış ve akıl sahibi olmak için talep eder.

Cehalet ve tartışma için ilim talep eden kimse, insanlara eziyet veren, sürekli münakaşa eden bir kimsedir. Erkeklerin meclislerinde ilimden söz ederek ve kendisini hilm sahibi göstermeye çalışarak öne çıkmak ister. Huşu elbisesine bürünmüştür fakat vera ve takvadan soyunmuştur. Allah da böyle bir kimsenin burnunu yere sürter ve belini kırar.

Üstünlük kurmak ve hile yapmak için ilim talep eden kimse ise hilekâr ve dalkavuktur. Kendi benzerlerine karşı büyüklük taslar, fakat kendisinden üstün gördüğü zenginlere karşı tevazu gösterir. Onların tatlı nimetleri uğruna dinini parçalar ve onların çıkarları için kendi dinini yıkar. Allah da böyle bir kimsenin basiretini kör eder ve âlimlerin izleri arasındaki izini siler.

Fıkıh ve akıl için ilim talep eden kimse ise hüzünlü, düşünceli ve geceleri uykusuz kalan bir kimsedir. İbadete yönelmiş, gecenin karanlığında ayakta durmuş, amel eden, korkan, endişe duyan, dua eden, kendi işiyle meşgul olan, zamanının insanlarını tanıyan ve en güvendiği kardeşlerinden bile sakınan bir kimsedir. Allah böyle bir kimsenin dayanaklarını sağlamlaştırır ve kıyamet günü ona güvenlik verir.”

Bu hadisi bana ayrıca Muhammed b. Mahmud Ebu Abdullah el-Kazvînî de Kazvin’de, aralarında Cafer b. Muhammed es-Saykal’in de bulunduğu bir grup hocadan, onların Ahmed b. İsa el-Alevî’den, onun Abbâd b. Suheyb el-Basrî’den, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ederek nakletmiştir.
Kafi 132: Ali b. İbrahim’in, babasından, onun Muhammed b. Yahya’dan, onun Talha b. Zeyd’den rivayet ettiğine göre Talha b. Zeyd şöyle dedi:

Ebu Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim:

“Kitabı rivayet edenler çoktur; fakat onu koruyup gözetenler azdır. Nice hadis öğrenmek isteyen kimse vardır ki Kitab’a karşı samimi değildir. Âlimleri üzen şey, ilmin gereğini yerine getirmenin terk edilmesidir. Cahilleri üzen şey ise sadece rivayetleri ezberlemektir. Bir çoban vardır ki hayatını gözetir; bir çoban da vardır ki helâkini gözetir. İşte bu noktada iki çobanın yolu ayrılır ve iki grup birbirinden farklı hâle gelir.”
Kafi 133: Hüseyin b. Muhammed el-Eş‘arî’nin, Muallâ b. Muhammed’den, onun Muhammed b. Cumhur’dan, onun Abdurrahman b. Ebi Necran’dan, onun zikrettiği bir raviden, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“Bizim hadislerimizden kırk hadis ezberleyen kimseyi Allah kıyamet gününde âlim ve fakih olarak diriltir.”
Kafi 134: Ashabımızdan bir grubun, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, onun babasından, onun zikrettiği bir raviden, onun Zeyd eş-Şahhâm’dan, onun da Ebu Cafer’den rivayet ettiğine göre Ebu Cafer, Allah’ın şu sözü hakkında:

“İnsan yediğine bir baksın.” (Abese 24)

şöyle buyurdu:

Ben:

“Onun yiyeceği nedir?” diye sordum.

Buyurdu:

“Onun yiyeceği, kimden aldığına dikkat etmesi gereken ilimdir.”

(Abese 24)
Kafi 135: Muhammed b. Yahya’nın, Ahmed b. Muhammed b. İsa’dan, onun Ali b. Nu‘mân’dan, onun Abdullah b. Müskân’dan, onun Dâvûd b. Ferkad’dan, onun Ebu Saîd ez-Zührî’den, onun da Ebu Cafer’den rivayet ettiğine göre Ebu Cafer şöyle buyurdu:

“Şüpheli bir konuda durup beklemek, helâke atılmaktan daha hayırlıdır. Rivayet etmediğin bir hadisi terk etmen, tam olarak kavrayıp koruyamadığın bir hadisi rivayet etmenden daha hayırlıdır.”
Kafi 136: Muhammed’in, Ahmed’den, onun İbn Faddâl’dan, onun İbn Bükeyr’den, onun Hamza b. Tayyâr’dan rivayet ettiğine göre Hamza b. Tayyâr, Ebu Abdullah’a babasına ait bazı hutbeleri arz etti. Bir yere gelince Ebu Abdullah ona:

“Yeter, sus.” dedi.

Sonra şöyle buyurdu:

“Başınıza gelen ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız konularda size düşen, o konuda durmak, dikkatli davranmak ve onu hidayet imamlarına götürmektir. Ta ki onlar sizi orta yola yöneltsin, körlüğü sizden kaldırsın ve size hakkı açıklasınlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

‘Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.’ (Nahl 43; Enbiyâ 7)”
Kafi 137: Ali b. İbrahim’in, babasından, onun Kasım b. Muhammed’den, onun Minkarî’den, onun Süfyan b. Uyeyne’den rivayet ettiğine göre Süfyan şöyle dedi:

Ebu Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim:

“İnsanların bütün bilgisini dört şeyde toplu buldum. Birincisi Rabbini tanımandır. İkincisi O’nun senin hakkında ne yaptığını bilmendir. Üçüncüsü senden ne istediğini bilmendir. Dördüncüsü ise seni dininden çıkaracak şeyleri bilmendir.”
Kafi 138: Ali b. İbrahim’in, babasından, onun İbn Ebi Umeyr’den, onun Hişam b. Sâlim’den rivayet ettiğine göre Hişam şöyle dedi:

Ebu Abdullah’a:

“Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir?” diye sordum.

Buyurdu:

“Bildikleri şeyi söylemeleri ve bilmedikleri şeyler hakkında susmalarıdır. Bunu yaptıkları zaman Allah’ın üzerlerindeki hakkını yerine getirmiş olurlar.”
Kafi 139: Muhammed b. Hasan’ın, Sehl b. Ziyad’dan, onun İbn Sinân’dan, onun Muhammed b. Mervân el-İclî’den, onun Ali b. Hanzala’dan rivayet ettiğine göre Ali b. Hanzala şöyle dedi:

Ebu Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim:

“İnsanların derecelerini, bizden rivayet ettikleri hadislerin miktarına göre tanıyın.”
Kafi 140: Hüseyin b. Hasan’ın, Muhammed b. Zekeriyyâ el-Gallâbî’den, onun İbn Âişe el-Basrî’den mürsel olarak rivayet ettiğine göre Emîru’l-Mü’minîn hutbelerinden birinde şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Biliniz ki kendisi hakkında söylenen yalan sözlerden rahatsız olmayan kimse akıllı değildir. İnsanların cahilce övgülerinden hoşlanan kimse de hikmet sahibi değildir. İnsanlar, iyi bildikleri şeylerin çocuklarıdır. Her kişinin değeri de iyi bildiği şey kadardır. O hâlde ilim hakkında konuşun ki değerleriniz ortaya çıksın.”
Kafi 141: Hüseyin b. Muhammed’in, Muallâ b. Muhammed’den, onun Veşşâ’dan, onun Aban b. Osman’dan, onun Abdullah b. Süleyman’dan rivayet ettiğine göre Abdullah b. Süleyman şöyle dedi:

Ebu Cafer’in yanında, Basralı ve Osman el-A‘mâ diye bilinen bir adam bulunurken onun şöyle dediğini işittim:

“Hasan-ı Basrî, ilmi gizleyenlerin karınlarından çıkan kokunun cehennem ehline eziyet vereceğini iddia ediyor.”

Bunun üzerine Ebu Cafer şöyle buyurdu:

“O hâlde Firavun ailesinden olan mümin de helâk olmuş olurdu. Çünkü Allah Nuh’u gönderdiğinden beri ilim zaman zaman gizli tutulmuştur. Hasan sağa da gitse sola da gitse, Allah’a yemin ederim ki ilim ancak burada bulunur.”
https://kutsalayet.de/kafi-140/,https://kutsalayet.de/kafi-142/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız