Kafi 733:
Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o İbn Ebî Nasr’dan rivayet etti. İbn Ebî Nasr şöyle dedi: Ebû’l-Hasan Rızâ’ya, “İmam öldüğünde ondan sonra gelen kimse ne ile tanınır?” diye sordum. O şöyle buyurdu: “İmamın birtakım alametleri vardır; bunlardan biri, babasının çocukları içinde en büyüğü olması, kendisinde fazilet ve vasiyet bulunması, yolculardan bir kafile geldiğinde ‘Falanca kime vasiyet etti?’ diye sorulunca ‘Falancaya’ denilmesidir. Silah ise bizim aramızda, İsrailoğulları içindeki tabut konumundadır; silah nerede bulunursa imamet de onunla birlikte oradadır.”
Kafi Hücce 60
Kafi 734:
Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Yezîd Şa‘r’dan, o Hârûn b. Hamza’dan, o Abdüla‘lâ’dan rivayet etti. Abdüla‘lâ şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Bu işe atılıp onu kendisi için iddia eden kimseye karşı hüccet nedir?” diye sordum. O, “Helal ve haramdan sorulur” buyurdu. Sonra bana dönerek şöyle dedi: “Hüccetten olan üç şey vardır ki bunlar bir kimsede toplanırsa, o kimse bu işin sahibidir: Kendisinden önceki kimseye insanların en yakını olması, yanında silahın bulunması ve açık vasiyetin sahibi olması; öyle ki Medine’ye geldiğinde halktan ve çocuklardan ‘Falanca kime vasiyet etti?’ diye sorduğunda, ‘Falanca oğlu falancaya’ derler.”
Kafi 735:
Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebî Umeyr’den, o Hişâm b. Sâlim ve Hafs b. el-Bahterî’den, onlar da Ebû Abdullah’tan rivayet etti. Ona, “İmam hangi şeyle tanınır?” denildi. O şöyle buyurdu: “Açık vasiyet ve faziletle tanınır. Şüphesiz imam öyle biridir ki hiç kimse onun aleyhine ağız, karın veya cinsel organ konusunda bir kusur isnat edemez; ona ‘yalancıdır, insanların mallarını yer’ ve buna benzer şeyler denilemez.”
Kafi 736:
Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. İsmail’den, o Ali b. Hakem’den, o Muâviye b. Vehb’den rivayet etti. Muâviye şöyle dedi: Ebû Cafer’e, “İmamdan sonra gelen imamın alameti nedir?” diye sordum. O şöyle buyurdu: “Doğumunun temiz olması, yetiştiği yerin ve terbiyesinin güzel olması, eğlenceye dalmaması ve oyunla meşgul olmamasıdır.”
Kafi 737:
Ali b. İbrahim, Muhammed b. Îsâ’dan, o Yûnus’tan, o Ahmed b. Ömer’den, o da Ebû’l-Hasan Rızâ’dan rivayet etti. Ahmed şöyle dedi: Ona bu işin sahibine delalet eden şey hakkında sordum. O şöyle buyurdu: “Ona delalet eden şey yaşça büyük olması, fazilet sahibi olması ve vasiyettir. Bir kafile Medine’ye geldiğinde ‘Falanca kime vasiyet etti?’ diye sorduklarında ‘Falanca oğlu falancaya’ denilir. Silah nereye dönerse siz de onunla birlikte dönün. Sorulara gelince, onlarda kesin bir hüccet yoktur.”
Kafi 738:
Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ebû Yahyâ el-Vâsıtî’den, o Hişâm b. Sâlim’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Bu iş, kendisinde bir kusur bulunmadığı sürece yaşça büyük olandadır.”
Kafi 739:
Ahmed b. Mihrân, Muhammed b. Ali’den, o Ebû Basîr’den rivayet etti. Ebû Basîr şöyle dedi: Ebû’l-Hasan’a, “Sana feda olayım, imam ne ile tanınır?” diye sordum. O şöyle buyurdu: “Birtakım özelliklerle tanınır. Bunların ilki, babasından onun hakkında daha önce geçmiş bir şeyin, yani ona işaretin bulunmasıdır ki bu insanlar üzerinde hüccet olsun. Kendisine soru sorulduğunda cevap verir; kendisine soru sorulmadığında ise kendisi söze başlar. Yarın olacak şeyi haber verir ve insanlarla her dilde konuşur.” Sonra bana, “Ey Ebû Muhammed! Kalkmadan önce sana bir alamet vereceğim” dedi. Çok geçmeden Horasan halkından bir adam yanımıza girdi. Horasanlı adam onunla Arapça konuştu; Ebû’l-Hasan ise ona Farsça cevap verdi. Horasanlı adam, “Allah’a yemin olsun, sana feda olayım, seninle Horasan diliyle konuşmamı engelleyen tek şey, onu iyi bilmediğini sanmamdı” dedi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Sübhanallah! Eğer sana güzelce cevap veremesem, benim sana karşı ne üstünlüğüm olur?” Sonra bana şöyle buyurdu: “Ey Ebû Muhammed! Şüphesiz imamdan insanların hiçbirinin konuşması gizli kalmaz; ne kuşun, ne hayvanın, ne de içinde ruh bulunan herhangi bir şeyin dili ona gizli kalır. Kimde bu özellikler yoksa o imam değildir.”