Ali b. Muhammed [el-Medâinî] – Avâne rivayetine göre, Muaviye, en-Nu‘mân b. Beşîr’i iki bin kişiyle Ayn et-Temr’e gönderdi. Orada Malik b. Ka‘b, Ali adına bin kişiyle sınır nöbetindeydi. Fakat Malik adamlarının Kûfe’ye gitmelerine izin vermişti. En-Nu‘mân onun üzerine geldiğinde yanında yalnız yüz kişi kalmıştı. Bunun üzerine Malik, en-Nu‘mân ile topluluğunun durumunu Ali’ye yazdı. Ali insanlara hitap etti ve onlara Ayn et-Temr’e gitmelerini emretti; fakat onlar buna isteksiz davrandılar. Bunun üzerine Malik, iki bin kişilik en-Nu‘mân kuvvetine karşı yalnız yüz adamıyla savaşmak zorunda kaldı. Malik adamlarına yerleşim yerinin duvarına sırtlarını vererek savaşmalarını emretti. Ayrıca yakınlarda bulunan Mihnef b. Süleym’e yazarak ondan takviye göndermesini istedi. Malik b. Ka‘b, yanında bulunan adam grubuyla en-Nu‘mân’ın kuvvetine karşı olabilecek en şiddetli şekilde savaştı. Mihnef de oğlu Abdurrahman’ı elli kişiyle ona gönderdi. Onlar yetiştiklerinde Malik ile arkadaşları kılıçlarının kınlarını kırmış ve ölümün eşiğine gelmişlerdi. Şamlılar yeni gelenleri görünce — akşam vaktiydi — bunları Malik’in adamlarına gelen ciddi bir takviye sandılar ve kaçtılar. Malik onları takip etti ve içlerinden üç kişiyi öldürdü; Şamlılar da kaçtı.
Abdullah b. Ahmed b. Şebbûyeh el-Mervezî – babası – Süleyman [b. Salih] – Abdullah – Abdullah b. Ebi Muaviye – Amr b. Hassan – Benî Fezâre’den yaşlı bir zata göre: Muaviye, en-Nu‘mân b. Beşîr’i iki bin kişiyle gönderdi. Bunlar Ayn et-Temr’e geldiler ve oraya saldırdılar. Ali’nin orada falanca oğlu el-Erhabî denilen bir valisi vardı; yanında üç yüz kişi bulunuyordu. O da Ali’ye yardım isteyerek yazdı. Ali insanlara bu valiye yardıma gitmek için hazırlanmalarını emretti. Fakat onlar buna isteksiz davrandılar. Bunun üzerine Ali minbere çıktı. Ben de onun yanına gittim. Ben vardığımda o kelime-i şehadeti getirmiş ve şöyle diyordu:
“Ey Kûfe halkı! Şam süvarilerinden bir birliğin size doğru geldiğini her duyduğunuzda, içinizden her biri evine saklanıyor ve kapısını kapatıyor; yuvasına giren keler gibi, inine çekilen sırtlan gibi. Size güvenen aldanır; sizi kura çekişine sokan da boş bir pay çekmiş olur. Savaşa çağrı yapıldığında gerçek erkekler değilsiniz; sır verilecek güvenilir kardeşler de değilsiniz. Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz. Sizinle ne büyük bir imtihana tutulmuşum! Siz görmeyen körlersiniz, konuşmayan dilsizlersiniz, işitmeyen sağırlarsınız. Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz.”
Medâinî’nin Avâne’den naklettiği rivayet devam ediyor:
Bu yıl içinde Muaviye, Süfyan b. Avf’ı altı bin kişiyle gönderdi. Ona Hit’e gitmesini, oradan geçip baskın yapmasını, sonra Enbar’a ve Medâin’e ilerleyerek oralardaki kuvvetlerin üzerine çullanmasını emretti. O da Hit’e gitti; fakat orada kimseyi bulamadı. Sonra Enbar’a gitti. Orada Ali’ye ait bir sınır birliği vardı. Aslında beş yüz kişiydiler; fakat dağılmışlardı ve yalnız yüz kişi kalmıştı. Süfyan onlarla savaştı. Ali’nin adamları az sayılarına rağmen dayandılar. Sonra Süfyan’ın süvari ve piyadeleri birlikte onların üzerine hücum ettiler ve sınır birliğinin kumandanı Eşres b. Hassan el-Bekrî’yi otuz adamıyla birlikte öldürdüler. Enbar’da bulduklarını ve halkın mallarını alıp Muaviye’ye döndüler.
Ali bunu duydu ve Nuhayle’ye çıktı. İnsanlar ona, “Bize güvenebilirsin” dediler. Fakat o, “Siz bana da kendinize de yetmezsiniz” dedi. Sonra Saîd b. Kays’ı Süfyan’ın adamlarının peşine gönderdi. O da onların peşinden gitti, fakat Hit’i geçinceye kadar onlara yetişemedi ve geri döndü.
Yine bu yıl Muaviye, Abdullah b. Mes‘ade el-Fezârî’yi bin yedi yüz kişiyle Teymâ’ya gönderdi. Ona uğradığı bedevîlerden sadakayı almasını ve malının sadakasını vermeyi reddedenleri öldürmesini emretti. Sonra Mekke’ye, Medine’ye ve Hicaz’a gidip aynı şeyi yapacaktı. Kabiledaşlarından birçoğu da ona katıldı.
Ali bunu duyunca el-Müseyyeb b. Necebe el-Fezârî’yi gönderdi. O, İbn Mes‘ade’ye Teymâ’da yetişti. Güneş batıncaya kadar bütün gün şiddetle savaştılar. El-Müseyyeb, İbn Mes‘ade’nin üzerine atıldı ve ona, öldürmek kastı taşımaksızın, “Kaç, kaç!” diyerek üç kere vurdu. İbn Mes‘ade ve yanındakilerin çoğu kaleye girdiler; geri kalanlar ise Suriye’ye doğru kaçtı.
Bedevîler, İbn Mes‘ade’nin yanında bulunan sadaka develerini yağmaladılar. El-Müseyyeb, onu ve adamlarını üç gün kuşattı. Sonra kapının önüne odun yığdı ve üstüne ateş attı; kapı tutuştu. İçeridekiler helak olacaklarını anlayınca yukarı çıktılar ve el-Müseyyeb’e, “Bunlar senin kabiledaşların!” diye seslendiler. O da onlara acıdı ve helak olmalarını istemedi. Ateşin söndürülmesini emretti. Sonra adamlarına, “Bana casuslar geldi ve Suriye’den bir ordunun yaklaşmakta olduğunu haber verdiler. Bir yerde toplanın” dedi. Bunun üzerine İbn Mes‘ade ve adamları geceleyin çıkıp kaçtılar ve Suriye’ye kurtuldular. Abdurrahman b. Şebib, el-Müseyyeb’e, “Gel, peşlerine düşelim” dedi. Fakat o buna izin vermedi. İbn Şebib ona, “Müminlerin Emirine hile yaptın ve onlar hakkında oyun çevirdin” dedi.
Yine bu yıl Muaviye, ed-Dahhâk b. Kays’ı gönderdi ve ona, Vâkısa’nın aşağı taraflarından geçmesini, yolda Ali’nin otoritesini tanıyan her bedevîye saldırmasını emretti. Onunla birlikte üç bin kişi de gönderdi. İlerledikçe halkın mallarını alıyor ve karşılaştığı bedevîleri öldürüyordu. Sa‘lebiyye’den geçti ve Ali’nin sınır birliklerine saldırıp mallarını aldı. Kulkulâne’ye vardığında, Ali’ye bağlı süvarilerden bir kısmıyla birlikte ve ailesi önünde olduğu halde hacca gitmek isteyen Amr b. Umeys b. Mes‘ûd geldi. Ed-Dahhâk onunla beraber olanlara saldırdı ve onun yoluna devam etmesini engelledi.
Ali bunu duyunca Hucr b. Adî el-Kindî’yi dört bin kişiyle gönderdi ve onlara ellişer dirhem verdi. Hucr, ed-Dahhâk’a Tedmür’de yetişti ve onun adamlarından on dokuzunu öldürdü. Kendi adamlarından da iki kişi öldürüldü. Gece olunca savaşın sürmesine engel oldu. Ed-Dahhâk ve adamları kaçtılar; Hucr ve yanındakiler de geri döndüler.
Yine bu yıl Muaviye bizzat Dicle’ye doğru yürüdü; fakat onu görür görmez geri dönüp çekildi. Bunu İbn Sa‘d, Muhammed b. Ömer – İbn Cüreyc – İbn Ebi Müleyke’den rivayet etti. 39 yılında Muaviye onu görecek kadar yaklaşmıştı. Ahmed b. Sâbit – hocası – İshak b. İsa – Ebu Ma‘şer yoluyla da buna benzer bir rivayet gelmiştir.
Bu yıl hac merasimini kimin yönettiği konusunda ihtilaf vardır. Bazıları, Ali adına Ubeydullah b. Abbas’ın yönettiğini söyler; bazıları da Abdullah b. Abbas’ın yönettiğini söyler. Ebu Zeyd Ömer b. Şebbe’ye göre şöyle denilmektedir: Ali, 39 yılında hac mevsiminde hazır bulunup namazları kıldırması için Abdullah b. Abbas’ı gönderdi; Muaviye de Yezid b. Şecere er-Rehâvî’yi gönderdi. Fakat İbn Şebbe der ki: Ebu’l-Hasan el-Medâinî bunun yanlış olduğunu, Abdullah b. Abbas’ın Ali öldürülünceye kadar hac mevsiminde resmî bir görevle bulunmadığını ileri sürmüştür. Yezid b. Şecere’nin görev konusunda çekiştiği kişi Kusem b. Abbas idi. Sonunda ihtilaflarını Şeybe b. Osman’ın merasimi yönetmesi üzerinde uzlaşarak çözdüler. Bu sebeple 39 yılında namazları Şeybe kıldırdı.
Bana, Ebu Zeyd’in İbn Şebbe’den, onun da Ebu’l-Hasan el-Medâinî’den naklettiği bu rivayete benzer şekilde Ebu Ma‘şer’in rivayeti de ulaşmıştır. Bunu da Ahmed b. Sâbit er-Râzî – hocası – İshak b. İsa – Ebu Ma‘şer yoluyla aldım.
Vâkıdî’ye göre 39 yılında Ali, hac mevsimini yönetmesi için Ubeydullah b. Abbas’ı gönderdi; Muaviye de halka haccı yaptırması için Yezid b. Şecere er-Rehâvî’yi gönderdi. İkisi Mekke’de karşılaştıklarında bu konuda çekiştiler; her biri diğerine boyun eğmeyi reddetti. Sonunda Şeybe b. Osman b. Ebi Talha üzerinde uzlaştılar.
Ali’nin bu yıl garnizon şehirlerindeki valileri, 38 yılı için bildirdiklerimizin aynısıydı. Şu kadar var ki, İbn Abbas bu yıl Basra’daki görevinden ayrılmış ve mali işlerin başına Ziyad’ı — yani babasının oğlu Ziyad’ı —, adlî işlerin başına da Ebu’l-Esved ed-Düelî’yi getirmişti.
Yine bu yıl İbn Abbas, Kûfe’de Ali’yi ziyaret edip Basra’ya döndüğünde, Ali’nin emri üzerine Ziyad’ı Fars ve Kirman’a gönderdi.