Mervân’ın yürüyüşü ve ‘Ayn el-Cerr’deki savaşın sebebi:
Bu yıl meydana gelen olaylar arasında Mervân b. Muhammed’in Suriye’ye yürüyüşü ve onunla Süleyman b. Hişâm arasında ‘Ayn el-Cerr’de gerçekleşen savaş da vardır.
Ebû Ca‘fer et-Taberî’ye göre bu savaşın sebebi daha önce kısmen anlatılan gelişmelere dayanır: Mervân, Velîd b. Yezîd’in öldürülmesinden sonra Ermeniye’den Cezîre’ye gitmiş, burayı ele geçirmiş ve Velîd’in öldürülmesine karşı duyduğu öfkeyi gerekçe göstermiştir. Daha sonra Yezîd b. el-Velîd kendisini babası Muhammed b. Mervân’ın idaresindeki bölgelere vali tayin edince ona biat etmiş ve Harran’da bulunduğu sırada Muhammed b. Abdullah b. Ulâse ile Cezîre eşrafından bir grubu Yezîd’e göndermiştir.
Ahmed b. Züheyr – Abdülvehhâb b. İbrahim – Ebû Hâşim Muḫalled b. Muhammed rivayet zincirine göre: Mervân, Yezîd’in ölüm haberini alınca İbn Ulâse ve beraberindekilere haber göndererek onları Menbic’ten geri çağırdı, kendisi de İbrahim b. el-Velîd’e doğru yola çıktı. Cezîre ordusuyla hareket etti ve oğlu Abdülmelik’i kırk bin kişilik Rakka garnizonu ile yerine vekil bıraktı.
Kınnesrîn’e ulaştığında, Yezîd’in buraya vali tayin ettiği kardeşi Bişr b. el-Velîd onun üzerine çıktı, kuvvetlerini düzenledi ve halka çağrıda bulundu. Mervân ise halkı kendisine biat etmeye çağırdı. Yezîd b. Ömer b. Hubeyre ve Kaysîler Mervân’ı desteklediler; Bişr ile onun öz kardeşi Mesrûr’u Mervân’a teslim ettiler. Mervân onları tutukladı.
Bunun ardından Mervân, Cezîre ve Kınnesrîn’den topladığı kuvvetlerle Humus halkına yöneldi. Yezîd’in ölümünden sonra Humus halkı İbrahim’e ve Abdülaziz b. el-Haccâc’a biat etmeyi reddetmişti. Bunun üzerine İbrahim, Abdülaziz’i ve Şam ordusunu onların üzerine göndererek şehri kuşattı. Mervân hızlı ilerledi ve Humus’a yaklaşınca Abdülaziz şehirden ayrıldı. Bunun üzerine Humus halkı Mervân’ın yanına gelip ona biat etti ve onunla birlikte hareket etti.
İbrahim b. el-Velîd, Süleyman b. Hişâm komutasında birlikler gönderdi. Süleyman bu kuvvetlerle ‘Ayn el-Cerr’de konakladı ve Mervân da onun karşısına geldi. Süleyman’ın yanında yüz yirmi bin süvari, Mervân’ın yanında ise seksen bin kişi vardı. İki taraf karşı karşıya geldiğinde Mervân onları savaşmaktan vazgeçmeye çağırdı ve Şam’daki hapiste bulunan Velîd’in iki oğlu el-Hakem ve Osman’ın serbest bırakılmasını istedi. Bu iki gencin babalarının katillerinden intikam almayacaklarına dair güvence verdi. Ancak Süleyman’ın adamları bunu kabul etmedi ve savaşta ısrar ettiler.
Güneş yükseldiği andan ikindiye kadar süren çarpışmada iki taraf da ağır kayıplar verdi. Mervân tecrübeli ve kurnazdı; üç komutanını, üç bin süvari ve baltalarla donatılmış işçilerle birlikte ordusunun arkasından dolaştırdı. İki ordu, iki dağ arasında kalan bir alanda karşı karşıyaydı ve aralarından yavaş akan bir nehir geçiyordu. Mervân, adamlarına dağa ulaştıklarında ağaçları kesmelerini, kütükleri bağlayarak nehri geçmelerini ve Süleyman’ın ordusuna arkadan baskın yapmalarını emretti.
Süleyman’ın süvarileri ön cephede savaşla meşgul olduklarından arkalarından gelen bu hareketi fark edemediler. Mervân’ın adamlarının nehri geçip arkadan hücum ettiklerini görünce dağıldılar ve bozguna uğradılar. Humus halkı öfkeleri sebebiyle onları öldürmeye girişti ve yaklaşık on yedi bin kişi öldürüldü. Buna karşılık Cezîre ve Kınnesrîn halkı öldürmeye yanaşmadı. Esir alınanların sayısı öldürülenler kadar hatta daha fazlaydı ve Mervân’ın askerlerine Süleyman’ın ordusunu yağmalama izni verildi.
Mervân, Velîd’in iki oğlu adına onlardan biat aldı, esirleri serbest bıraktı ve her birine bir dinar vererek ailelerine dönmelerine izin verdi. Sadece Velîd’in öldürülmesine katılmış olan iki kişiyi —Yezîd b. el-Akkâr ve Velîd b. Mâcid— öldürdü. Bunlar Kalb kabilesindendi. Diğer bazıları ise kaçıp Süleyman b. Hişâm ile birlikte Şam’a sığındı. Mervân bu iki kişiyi önce kırbaçlattı, ardından hapse attırdı ve orada öldüler.
Süleyman ve beraberindekiler Şam’a ulaştılar. Burada bazı ileri gelenler —Yezîd b. Hâlid el-Kasrî, Ebû Ilâğa es-Seksakî, el-Asbağ b. Melleh el-Kelbî ve benzerleri— İbrahim ve Abdülaziz ile birlikte toplandılar. Aralarında şöyle konuştular: “Velîd’in iki oğlu sağ kalır ve Mervân gelip onları serbest bırakırsa, iktidar onların eline geçer ve babalarının katillerinden hiç kimseyi sağ bırakmazlar. En doğru yol onları öldürmektir.”
Bunun üzerine Yezîd b. Hâlid görevlendirildi. Hapiste bu iki gençle birlikte Ebû Muhammed es-Süfyânî ve Yûsuf b. Ömer de bulunuyordu. Yezîd, Ebû’l-Esed adlı bir mevlasını adamlarıyla birlikte gönderdi. Ebû’l-Esed hapishaneye girerek iki gencin başlarını sopalarla ezerek öldürdü. Yûsuf b. Ömer de çıkarılıp öldürüldü. Ebû Muhammed es-Süfyânî’yi de öldürmek istediler; o ise bir odaya girip kapıyı kilitledi, arkasına eşyalar yığarak kendini korudu. Onu yakmak için ateş istediler, fakat Mervân’ın süvarilerinin şehre girdiği haberi gelince bundan vazgeçildi.
İbrahim b. el-Velîd kaçıp gizlendi. Süleyman ise hazinedeki malları alıp beraberindeki askerlere dağıttı ve şehirden ayrıldı.
Bu yıl ayrıca Abdullah b. Muâviye b. Abdullah b. Ca‘fer b. Ebî Tâlib Kûfe’de insanları kendi davasına çağırdı ve Abdullah b. Ömer b. Abdülaziz ile savaştı. Ancak Abdullah b. Ömer onu yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine Abdullah b. Muâviye Cibâl bölgesine giderek orayı ele geçirdi.
Emeviler Hicri 127 (744-745) İbrahim Dönemi
Abdullah b. Muâviye’nin İsyanı:
Hişâm b. Muhammed el-Kelbî – Ebû Mihnef’e göre: Abdullah b. Muâviye, 127 yılı Muharrem ayında (13 Ekim 744 – 11 Kasım 744) Abdullah b. Ömer’e karşı isyan etti ve onunla savaşa girişti.
Ahmed – Ali b. Muhammed – Âsım b. Hafs et-Temîmî ve diğer bilgili kimselere göre: Abdullah b. Muâviye b. Abdullah b. Ca‘fer’in, Abdullah b. Ömer b. Abdülaziz’e karşı isyanının sebebi şuydu: Abdullah b. Muâviye, isyan etmek niyetinde olmaksızın, ondan bir bağış istemek üzere Kûfe’ye geldi ve Hâtim b. eş-Şarkî b. Abdülmü’min b. Şebes b. Rib‘î’nin kızıyla evlendi.
Kabileler arası ihtilaf ortaya çıkınca Kûfeliler ona şöyle dediler: “İnsanları kendine çağır; çünkü Benî Hâşim, Benî Mervân’dan yönetime daha layıktır.” Bunun üzerine Abdullah b. Muâviye, Abdullah b. Ömer Hîre’de iken Kûfe’de gizlice insanları kendisine çağırdı ve İbn Damre el-Huzâî ona biat etti.
Sonra Abdullah b. Ömer gizlice İbn Damre ile bağlantı kurdu ve ona bir rüşvet verdi. Bunun üzerine İbn Damre, Abdullah b. Ömer’e haber göndererek şöyle dedi: “İnsanlarla karşılaştığımızda onlarla birlikte geri çekileceğim.” Bu haber Abdullah b. Muâviye’ye ulaştı. Bunun üzerine o şöyle dedi: “İbn Damre ihanet etti ve Abdullah b. Ömer’e geri çekileceğine söz verdi. O geri çekildiğinde bundan korkmayın; çünkü bunu ihanetinden dolayı yapacaktır.”
Taraflar karşılaştığında İbn Damre geri çekildi, insanlar da geri çekildi ve Abdullah b. Muâviye’nin yanında kimse kalmadı. Bunun üzerine şu beyitleri okudu:
“Ceylanlar Hıdaş’tan ayrıldı,
artık Hıdaş neyi avlayacağını bilmez.”
Abdullah b. Muâviye Kûfe’ye döndü —onlar Hîre ile Kûfe arasında bir yerde karşılaşmışlardı— sonra Medâin’e gitti ve insanlar ona biat ettiler. Kûfelilerden bir grup ona katıldı; o da hareket etti ve Hulvân ile Cibâl’i ele geçirdi.
Şöyle de denilmiştir: Abdullah b. Muâviye Kûfe’ye geldi ve bir grup insan topladı. Abdullah b. Ömer bunu fark etmedi; ta ki Abdullah b. Muâviye cebbaneye çıkıp savaş için toplanıncaya kadar. İki taraf karşılaştığında Yemenlilerin başında Hâlid b. Katan el-Hârisî bulunuyordu. Şamlılarla birlikte bulunan el-Asbağ b. Zu‘âle el-Kelbî, Hâlid’e hücum etti; bunun üzerine o ve Kûfeliler kaçtılar.
Nizâr kabilesinden bir grup, diğer bir Nizâr grubuna saldırmaktan geri durdu ve geri döndüler. Zeydiyye’den elli kişi savaşmak üzere İbn Muhriz el-Kureşî’nin evine geldiler ve öldürüldüler. Kûfelilerden bunların dışında kimse öldürülmedi.
İbn Muâviye, Abdullah b. Abbas et-Temîmî ile birlikte Kûfe’den Medâin’e gitti. Oradan ayrıldı ve Mihîn, Hemedan, Kumis, İsfahan ve Rey’i ele geçirdi. Kûfelilerin köleleri de ona katıldı ve şu beyitleri okudu:
“Kardeşini kınadığın bir işe girişme;
sözünde başka, işinde başka olanın sözü sana zevk vermez.”
Ebû Ubeyde Ma‘mer b. el-Müsennâ ise şöyle demiştir: Bunun (yani İbn Muâviye’nin isyanının) sebebi şuydu: Abdullah, Hasan ve Yezîd b. Muâviye b. Abdullah b. Ca‘fer, Abdullah b. Ömer’in yanına geldiler ve Benî Neha‘ arasında, mevlaları olan Velîd b. Saîd’in evinde konakladılar. Abdullah b. Ömer onlara iyi davrandı, hediyeler verdi ve her gün üç yüz dirhem harcadı.
Bu durum, Yezîd b. el-Velîd ölünceye ve insanlar kardeşi İbrahim b. el-Velîd’e, ondan sonra da Abdülaziz b. el-Haccâc b. Abdülmelik’e biat edinceye kadar böyle devam etti. Bu biat haberi Kûfe’de Abdullah b. Ömer’e ulaştı. Bunun üzerine insanlar onlara biat ettiler ve o da insanların maaşlarını yüz dirhem artırdı. Çevre bölgelere biatın yapıldığını yazdı ve oralarda da biat edildiği haberi kendisine ulaştı.
Bu sırada, Mervân b. Muhammed’in Cezîre halkıyla birlikte İbrahim’e doğru ilerlediği ve İbrahim’e biat etmekten kaçındığı haberi geldi. Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Muâviye’yi yanında tuttu, ona yaptığı harcamayı artırdı ve onu Mervân b. Muhammed’e karşı hazırladı; öyle ki, eğer Mervân İbrahim’e galip gelirse, Abdullah b. Muâviye onun adına biat edecek ve onunla birlikte Mervân’a karşı savaşacaktı.
Halk bu durumdan dolayı kargaşa içindeydi. Mervân Suriye’ye yaklaşınca İbrahim onun üzerine çıktı ve onunla savaştı. Mervân onu yenip bozguna uğrattı ve ona galip geldi; İbrahim kaçtı. Abdülaziz b. el-Haccâc savaşta direndi ve öldürüldü. Hâlid b. Abdullah el-Kasrî’nin kardeşi İsmail b. Abdullah, İbrahim’in ordusunda bulunuyordu; kaçtı ve Kûfe’ye ulaştı.
İsmail, İbrahim adına sahte bir mektup düzenleyerek Kûfe valiliğine atandığını iddia etti. Yemenlilere haber gönderdi ve gizlice onlara İbrahim’in kendisini Irak valisi tayin ettiğini bildirdi; Yemenliler de bunu kabul ettiler.
Abdullah b. Ömer bunu öğrenince sabah namazı vaktinde Ömer b. el-Gadbân ile birlikte onun üzerine yürüdü ve ona saldırdı. İsmail bunu görünce —elinde bir yetki belgesi olmadığı ve adına bu işi yaptığı efendisinin kaçtığını bildiği için— korktu; yaptıklarının ortaya çıkmasından ve rezil olup öldürülmekten çekindi. Bunun üzerine arkadaşlarına şöyle dedi: “Kan dökülmesini hoş görmüyorum ve işin bu noktaya varacağını düşünmemiştim. Ellerinizi geri çekin.” Bunun üzerine grup onu terk etti. O da ailesine: “İbrahim kaçtı ve Mervân Şam’a girdi” dedi.
Bu, İsmail’in ailesi tarafından anlatıldı ve haber yayıldı. Fitne genelleşti ve insanlar arasında kabile çekişmesi ortaya çıktı. Bunun sebebi şuydu: Abdullah b. Ömer, Mudar ve Rebîa’ya çok yüksek maaşlar vermiş, fakat Ca‘fer b. Nâfi‘ b. el-Ka‘kâ‘ b. Şevr ed-Duhlî ile Osman b. el-Haybarî’ye —ki bu kişi Benî Teym el-Lât’ın kardeşidir— hiçbir şey vermemiş ve onları emsalleriyle eşit tutmamıştı.
Bunun üzerine bu iki kişi Abdullah b. Ömer’in yanına giderek ona sert sözler söylediler. Abdullah b. Ömer öfkelendi ve onların cezalandırılmasını emretti. Polis başında bulunan Abdülmelik et-Tâî onların yanına geldi, onları itti; onlar da onu itip öfkeli bir şekilde çıktılar.
Orada bulunan Sümâme b. Havşeb b. Ruveym eş-Şeybânî de iki arkadaşına kızıldığı için öfkeyle ayrıldı. Hepsi Kûfe’ye gittiler. Bu sırada Abdullah b. Ömer Hîre’deydi. Kûfe’ye geldiklerinde “Ey Rebîa ehli!” diye bağırdılar. Rebîa kabilesi onların çağrısına icabet etti, toplandı ve öfkeli bir hale geldi.
Abdullah b. Ömer bunu duyunca kardeşi Âsım’ı onların üzerine gönderdi. Âsım onların bulunduğu Deyr Hind’e geldi. Onların üzerine atıldı ve şöyle dedi: “İşte elim size rehindir, kararınızı verin.” Bunun üzerine onlar utandılar, memnun oldular ve Âsım’a teşekkür ettiler.
Âsım onların iki liderine yöneldi, fakat onlar sustular ve geri durdular. Gece olunca Abdullah b. Ömer, gece karanlığında Ömer b. el-Gadbân’a yüz bin dirhem gönderdi; o da bunu kabilesi olan Benî Hammâm b. Mürre b. Duhl b. Şeybân arasında dağıttı. Sümâme b. Havşeb b. Ruveym’e de yüz bin dirhem gönderdi; o da bunu kabilesine dağıttı. Ca‘fer b. Nâfi‘ b. el-Ka‘kâ‘a on bin dirhem, Osman b. el-Haybarî’ye de on bin dirhem gönderdi.
Ebû Ca‘fer (et-Taberî)’ye göre:
Şiîler onun zayıflığını görünce onu kınadılar, ona karşı cesaretlendiler, ona üstün gelmeye çalıştılar ve Abdullah b. Muâviye b. Ca‘fer’e çağrıda bulundular. Bu işin başında Benî ‘Icl’in mevlası Hilâl b. Ebî’l-Verd bulunuyordu. Şiîler halktan ayaktakımıyla birlikte ayaklandılar ve mescide giderek orada toplandılar. İşlerin başında Hilâl bulunuyordu. Şiîler, Abdullah b. Muâviye’ye biat etmek üzere onun etrafında toplandılar.
Ardından hemen Abdullah b. Muâviye’nin yanına giderek onu Velîd b. Saîd’in evinden çıkardılar, kaleye götürdüler ve Âsım b. Ömer’in kaleye girmesine engel oldular. Bunun üzerine Âsım, kardeşi Abdullah’ın yanına Hîre’de katıldı.
Kûfeliler İbn Muâviye’nin yanına gelerek ona biat ettiler. Bunların arasında Ömer b. el-Gadbân b. el-Kaba‘terî, Mansûr b. Cumhûr, İsmail b. Abdullah el-Kasrî ve Kûfe’de aile bağları bulunan Şamlılar da vardı. İbn Muâviye birkaç gün Kûfe’de kaldı ve insanlar ona biat etti. Ona Medâin’de ve Femü’n-Nîl’de de biat edildi ve insanlar onun etrafında toplandı.
Sonra Hîre’de bulunan Abdullah b. Ömer’in üzerine yürümek üzere yola çıktı. Abdullah b. Ömer de yanındaki Şamlılarla birlikte ona karşı çıktı. Şamlılardan biri öne çıkarak teke tek dövüş istedi. Bunun üzerine el-Kasım b. Abdülgaffâr el-‘Iclî onun karşısına çıktı.
Şamlı ona şöyle dedi: “Ben meydan okumayı yaptığımda, karşıma Benî Bekr b. Vâil’den birinin çıkacağını düşünmemiştim. Vallahi seninle savaşmak istemiyorum; fakat sana bize ulaşan bir haberi söylemek istiyorum. Şunu bil ki, yanındaki Yemenlilerden —ne Mansûr ne İsmail ne de başkası— hiçbiri yoktur ki Abdullah b. Ömer’e mektup yazmamış olsun; ayrıca Mudar’dan da ona mektuplar gelmiştir. Ey Rebîa topluluğu! Sizin adınıza ne bir mektup ne de bir elçi gördüm. Onlar bugün sizinle savaşmıyorlar, fakat sabah olunca savaşacaklardır. Bu yüzden eğer aranızda bir darbe vurulmamasını sağlayabilirseniz, bunu yapın. Ben Kays kabilesindenim ve yarın sizin karşınızda olacağız. Eğer efendimize mektup yazmak istersen, onu iletirim; eğer birlikte isyan ettiğiniz kimselere sadık kalmak isterseniz, insanların durumunu size bildirdim.”
Bunun üzerine el-Kasım kendi kabilesinden adamları çağırdı, onlara bu adamın söylediklerini anlattı ve Abdullah b. Ömer’in sağ kanadında Rebîa ile Mudar’ın, sol kanadında ise Rebîa’nın da bulunacağı düzenin kurulacağını bildirdi.
Abdullah b. Muâviye şöyle dedi: “Bu, sabah olunca bizim için ortaya çıkacak bir durumdur. Eğer Ömer b. el-Gadbân isterse bu gece benimle buluşsun; eğer bir işi onu alıkoyuyorsa bu bir mazerettir. Ona söyleyin ki ben bu Kayslı’nın yalan söylediğini düşünüyorum.”
Elçi bu haberi Ömer’e ulaştırdı. Ömer de onu İbn Muâviye’ye geri gönderdi ve bir mektup vererek taşıyıcının yanında itibarlı biri olduğunu bildirdi ve Mansûr ile İsmail’den teminat almasını emretti. Ömer’in amacı sadece onları olup bitenden haberdar etmekti. İbn Muâviye bunu kabul etmedi.
Ertesi sabah insanlar savaşmaya başladı. İbn Muâviye Yemenlileri sağ kanada, Mudar ve Rebîa’yı sol kanada yerleştirdi. Bir tellal şöyle ilan etti: “Kim bir baş getirirse şu kadar, kim bir esir getirirse şu kadar alacaktır; para Ömer b. el-Gadbân’dadır.”
Taraflar karşılaştı ve savaş başladı. Ömer b. el-Gadbân, İbn Ömer’in sağ kanadına saldırdı ve onlar bozguna uğradı. Bunun üzerine İsmail ve Mansûr hemen Hîre’ye gittiler. Halktan ayaktakımı Kûfelilerle birlikte Yemenlilere saldırdı ve onlardan otuzdan fazla kişiyi öldürdü. Hâşimîlerden el-Abbas b. Abdullah —el-Melat’ın kızıyla evli olan— öldürüldü.
Ömer – Muhammed b. Yahyâ – babası – el-Melat’ın kızı Âtike’den şöyle rivayet edilmiştir: “Ben birçok kişiyle evlendim; bunlardan biri de el-Abbas b. Abdullah b. Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel idi ve o, Irak’taki kabile çatışmasında Abdullah b. Ömer ile birlikte öldürüldü.” Mübekkir b. el-Hevârî b. Ziyad ve Kûfelilerden başkaları da öldürüldü.
Bunun üzerine geri kalanlar —aralarında Abdullah b. Muâviye de olmak üzere— geri çekildiler ve Kûfe kalesine girdiler. Sol kanat (Mudar ve Rebîa) savaş meydanında kaldı ve karşılarında Şamlılar bulunuyordu. Ortadaki Şamlı birlikler Zeydiyye’ye saldırdı; onlar kaçıp Kûfe’ye girdiler. Yaklaşık beş yüz kişiden oluşan sol kanat yerinde kaldı.
Âmir b. Dubeyre, Nübâte b. Hanzala b. Kabîsa, Utbe b. Abdurrahman es-Se‘lebî ve en-Nadr b. Saîd b. Amr el-Harâşî gelip Rebîa’nın yanında durdular ve Ömer b. el-Gadbân’a şöyle dediler: “Ey Rebîa topluluğu! Halkın Yemenlilere yaptıklarından sonra sizin güvende olduğunuzu düşünmüyoruz ve size de aynı şeyin yapılmasından korkuyoruz; bu yüzden buradan ayrılın.”
Ömer şöyle dedi: “Ölünceye kadar ayrılmayacağım.” Onlar da: “Bu sana ve arkadaşlarına fayda sağlamaz” dediler. Bunun üzerine atının dizginlerini tutup onu Kûfe’ye götürdüler.
Ömer – Ali b. Muhammed – Süleyman b. Abdullah en-Nevfelî – babası – Hırâş b. el-Muğîre b. Âliye’den (Benî Leys’in mevlası) rivayet edilmiştir: “Ben Abdullah b. Ömer’in kâtibiydim. Vallahi bir gün Hîre’de onun yanındaydım; bir adam gelip: ‘Şu adam (Abdullah b. Muâviye) halkla birlikte geldi’ dedi. Abdullah b. Ömer bir süre sustu. Sonra fırıncısı gelip yemeğin hazır olduğunu işaret etti. Abdullah ona yemeği getirmesini işaret etti ve yemek getirildi.
Biz ise son derece tedirgindik; İbn Muâviye’nin bize saldırmasından korkuyorduk. Ben Abdullah b. Ömer’i dikkatle izledim; yemesinde, içmesinde, görünüşünde veya emirlerinde bir değişiklik var mı diye baktım. Vallahi en küçük bir değişiklik bile görmedim.
Yemek getirildiğinde ikişer kişiye bir kap konuldu. Herkes payını aldı. Yemeğini bitirip abdest aldıktan sonra para getirilmesini emretti. Altın ve gümüş kaplar ve elbiseler getirildi. Bunların çoğunu komutanlarına dağıttı.
Sonra uğurlu saydığı bir kölesini çağırdı; adı Meymûn veya Feth yahut buna benzer uğurlu isimlerden biriydi. Ona şöyle dedi: ‘Sancağını al, falan tepeye git, yere dik, adamlarını çağır ve ben gelinceye kadar bekle.’ O da bunu yaptı.
Abdullah b. Ömer bizimle birlikte yola çıktı ve tepeye ulaştı. Orada yer, İbn Muâviye’nin adamlarıyla doluydu. Abdullah bir tellala emir verdi ve şu ilan edildi: ‘Kim bir baş getirirse beş yüz dirhem alacaktır.’ Çok geçmeden bir baş getirildi; beş yüz dirhem verilmesini emretti ve verildi. Bu durumu gören askerler haberi yaydılar. Kısa sürede yaklaşık beş yüz baş onun önüne yığıldı.
İbn Muâviye ve yanındakiler bozguna uğrayarak çekildiler. Kaçanlar arasında Kûfe’ye ilk giren kişi Benî ‘Abs’ın mevlası Ebû’l-Bilâd ve oğlu Süleyman idi. Ebû’l-Bilâd bir Şiî idi. Kûfeliler her gün onları azarlayarak bağırmaya başladılar. Ebû’l-Bilâd oğluna bağırıyordu: ‘Git, develeri ölüme bırak!’
Abdullah b. Muâviye Kûfe’den hızla geçti, orada kalmadı ve dağ tarafına gitti.
Ebû Ubeyde’ye göre: Abdullah b. Muâviye ve kardeşleri kaleye girdiler. Akşam olunca Ömer b. el-Gadbân ve arkadaşlarına şöyle dediler: ‘Ey Rebîa topluluğu! Halkın bize ne yaptığını gördünüz. Canlarımızı sizin canlarınıza emanet ettik. Eğer bizimle savaşacaksanız birlikte savaşalım; eğer halkın bizi terk ettiğini görürseniz, bizim için de kendiniz için aldığınız gibi bir eman alın.’
Ömer şöyle dedi: ‘Sizi iki durumdan biri olmadan bırakmayacağız: ya sizinle birlikte savaşırız ya da size de kendimize aldığımız gibi eman alırız. Sakin olun.’
Onlar kalede kaldılar. Zeydiyye sokak başlarında bulunuyordu ve Şamlılar onlara karşı saldırarak günlerce süren çatışmalara girdiler. Sonunda Rebîa, kendileri, Zeydiyye ve Abdullah b. Muâviye için bir eman aldı; buna göre onları takip etmeyecekler ve istedikleri yere gidebileceklerdi.
Abdullah b. Ömer, Ömer b. el-Gadbân’a kaleye saldırıp Abdullah b. Muâviye’yi çıkarmasını emretti. O da elçi göndererek İbn Muâviye ve yanındakileri Medâin, Sevâd ve Kûfe halkından olan taraftarlarının arasından çıkardı. Elçiler onları köprüden geçirene kadar refakat etti, sonra Ömer kaleden indi.
Bu yıl içinde el-Hâris b. Süreyc, Yezîd b. el-Velîd’in kendisine verdiği emanla Türk diyarından Merv’e geldi. Nasr b. Seyyâr’ın yanına geldi, sonra ona karşı çıktı, ona düşmanlık gösterdi ve birçok kişi bu esas üzere ona biat etti.
Ahmed – Ali b. Muhammed – Âsım b. Hafs et-Temîmî ve diğer bilgili kimselere göre: Abdullah b. Muâviye b. Abdullah b. Ca‘fer’in, Abdullah b. Ömer b. Abdülaziz’e karşı isyanının sebebi şuydu: Abdullah b. Muâviye, isyan etmek niyetinde olmaksızın, ondan bir bağış istemek üzere Kûfe’ye geldi ve Hâtim b. eş-Şarkî b. Abdülmü’min b. Şebes b. Rib‘î’nin kızıyla evlendi.
Kabileler arası ihtilaf ortaya çıkınca Kûfeliler ona şöyle dediler: “İnsanları kendine çağır; çünkü Benî Hâşim, Benî Mervân’dan yönetime daha layıktır.” Bunun üzerine Abdullah b. Muâviye, Abdullah b. Ömer Hîre’de iken Kûfe’de gizlice insanları kendisine çağırdı ve İbn Damre el-Huzâî ona biat etti.
Sonra Abdullah b. Ömer gizlice İbn Damre ile bağlantı kurdu ve ona bir rüşvet verdi. Bunun üzerine İbn Damre, Abdullah b. Ömer’e haber göndererek şöyle dedi: “İnsanlarla karşılaştığımızda onlarla birlikte geri çekileceğim.” Bu haber Abdullah b. Muâviye’ye ulaştı. Bunun üzerine o şöyle dedi: “İbn Damre ihanet etti ve Abdullah b. Ömer’e geri çekileceğine söz verdi. O geri çekildiğinde bundan korkmayın; çünkü bunu ihanetinden dolayı yapacaktır.”
Taraflar karşılaştığında İbn Damre geri çekildi, insanlar da geri çekildi ve Abdullah b. Muâviye’nin yanında kimse kalmadı. Bunun üzerine şu beyitleri okudu:
“Ceylanlar Hıdaş’tan ayrıldı,
artık Hıdaş neyi avlayacağını bilmez.”
Abdullah b. Muâviye Kûfe’ye döndü —onlar Hîre ile Kûfe arasında bir yerde karşılaşmışlardı— sonra Medâin’e gitti ve insanlar ona biat ettiler. Kûfelilerden bir grup ona katıldı; o da hareket etti ve Hulvân ile Cibâl’i ele geçirdi.
Şöyle de denilmiştir: Abdullah b. Muâviye Kûfe’ye geldi ve bir grup insan topladı. Abdullah b. Ömer bunu fark etmedi; ta ki Abdullah b. Muâviye cebbaneye çıkıp savaş için toplanıncaya kadar. İki taraf karşılaştığında Yemenlilerin başında Hâlid b. Katan el-Hârisî bulunuyordu. Şamlılarla birlikte bulunan el-Asbağ b. Zu‘âle el-Kelbî, Hâlid’e hücum etti; bunun üzerine o ve Kûfeliler kaçtılar.
Nizâr kabilesinden bir grup, diğer bir Nizâr grubuna saldırmaktan geri durdu ve geri döndüler. Zeydiyye’den elli kişi savaşmak üzere İbn Muhriz el-Kureşî’nin evine geldiler ve öldürüldüler. Kûfelilerden bunların dışında kimse öldürülmedi.
İbn Muâviye, Abdullah b. Abbas et-Temîmî ile birlikte Kûfe’den Medâin’e gitti. Oradan ayrıldı ve Mihîn, Hemedan, Kumis, İsfahan ve Rey’i ele geçirdi. Kûfelilerin köleleri de ona katıldı ve şu beyitleri okudu:
“Kardeşini kınadığın bir işe girişme;
sözünde başka, işinde başka olanın sözü sana zevk vermez.”
Ebû Ubeyde Ma‘mer b. el-Müsennâ ise şöyle demiştir: Bunun (yani İbn Muâviye’nin isyanının) sebebi şuydu: Abdullah, Hasan ve Yezîd b. Muâviye b. Abdullah b. Ca‘fer, Abdullah b. Ömer’in yanına geldiler ve Benî Neha‘ arasında, mevlaları olan Velîd b. Saîd’in evinde konakladılar. Abdullah b. Ömer onlara iyi davrandı, hediyeler verdi ve her gün üç yüz dirhem harcadı.
Bu durum, Yezîd b. el-Velîd ölünceye ve insanlar kardeşi İbrahim b. el-Velîd’e, ondan sonra da Abdülaziz b. el-Haccâc b. Abdülmelik’e biat edinceye kadar böyle devam etti. Bu biat haberi Kûfe’de Abdullah b. Ömer’e ulaştı. Bunun üzerine insanlar onlara biat ettiler ve o da insanların maaşlarını yüz dirhem artırdı. Çevre bölgelere biatın yapıldığını yazdı ve oralarda da biat edildiği haberi kendisine ulaştı.
Bu sırada, Mervân b. Muhammed’in Cezîre halkıyla birlikte İbrahim’e doğru ilerlediği ve İbrahim’e biat etmekten kaçındığı haberi geldi. Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Muâviye’yi yanında tuttu, ona yaptığı harcamayı artırdı ve onu Mervân b. Muhammed’e karşı hazırladı; öyle ki, eğer Mervân İbrahim’e galip gelirse, Abdullah b. Muâviye onun adına biat edecek ve onunla birlikte Mervân’a karşı savaşacaktı.
Halk bu durumdan dolayı kargaşa içindeydi. Mervân Suriye’ye yaklaşınca İbrahim onun üzerine çıktı ve onunla savaştı. Mervân onu yenip bozguna uğrattı ve ona galip geldi; İbrahim kaçtı. Abdülaziz b. el-Haccâc savaşta direndi ve öldürüldü. Hâlid b. Abdullah el-Kasrî’nin kardeşi İsmail b. Abdullah, İbrahim’in ordusunda bulunuyordu; kaçtı ve Kûfe’ye ulaştı.
İsmail, İbrahim adına sahte bir mektup düzenleyerek Kûfe valiliğine atandığını iddia etti. Yemenlilere haber gönderdi ve gizlice onlara İbrahim’in kendisini Irak valisi tayin ettiğini bildirdi; Yemenliler de bunu kabul ettiler.
Abdullah b. Ömer bunu öğrenince sabah namazı vaktinde Ömer b. el-Gadbân ile birlikte onun üzerine yürüdü ve ona saldırdı. İsmail bunu görünce —elinde bir yetki belgesi olmadığı ve adına bu işi yaptığı efendisinin kaçtığını bildiği için— korktu; yaptıklarının ortaya çıkmasından ve rezil olup öldürülmekten çekindi. Bunun üzerine arkadaşlarına şöyle dedi: “Kan dökülmesini hoş görmüyorum ve işin bu noktaya varacağını düşünmemiştim. Ellerinizi geri çekin.” Bunun üzerine grup onu terk etti. O da ailesine: “İbrahim kaçtı ve Mervân Şam’a girdi” dedi.
Bu, İsmail’in ailesi tarafından anlatıldı ve haber yayıldı. Fitne genelleşti ve insanlar arasında kabile çekişmesi ortaya çıktı. Bunun sebebi şuydu: Abdullah b. Ömer, Mudar ve Rebîa’ya çok yüksek maaşlar vermiş, fakat Ca‘fer b. Nâfi‘ b. el-Ka‘kâ‘ b. Şevr ed-Duhlî ile Osman b. el-Haybarî’ye —ki bu kişi Benî Teym el-Lât’ın kardeşidir— hiçbir şey vermemiş ve onları emsalleriyle eşit tutmamıştı.
Bunun üzerine bu iki kişi Abdullah b. Ömer’in yanına giderek ona sert sözler söylediler. Abdullah b. Ömer öfkelendi ve onların cezalandırılmasını emretti. Polis başında bulunan Abdülmelik et-Tâî onların yanına geldi, onları itti; onlar da onu itip öfkeli bir şekilde çıktılar.
Orada bulunan Sümâme b. Havşeb b. Ruveym eş-Şeybânî de iki arkadaşına kızıldığı için öfkeyle ayrıldı. Hepsi Kûfe’ye gittiler. Bu sırada Abdullah b. Ömer Hîre’deydi. Kûfe’ye geldiklerinde “Ey Rebîa ehli!” diye bağırdılar. Rebîa kabilesi onların çağrısına icabet etti, toplandı ve öfkeli bir hale geldi.
Abdullah b. Ömer bunu duyunca kardeşi Âsım’ı onların üzerine gönderdi. Âsım onların bulunduğu Deyr Hind’e geldi. Onların üzerine atıldı ve şöyle dedi: “İşte elim size rehindir, kararınızı verin.” Bunun üzerine onlar utandılar, memnun oldular ve Âsım’a teşekkür ettiler.
Âsım onların iki liderine yöneldi, fakat onlar sustular ve geri durdular. Gece olunca Abdullah b. Ömer, gece karanlığında Ömer b. el-Gadbân’a yüz bin dirhem gönderdi; o da bunu kabilesi olan Benî Hammâm b. Mürre b. Duhl b. Şeybân arasında dağıttı. Sümâme b. Havşeb b. Ruveym’e de yüz bin dirhem gönderdi; o da bunu kabilesine dağıttı. Ca‘fer b. Nâfi‘ b. el-Ka‘kâ‘a on bin dirhem, Osman b. el-Haybarî’ye de on bin dirhem gönderdi.
Ebû Ca‘fer (et-Taberî)’ye göre:
Şiîler onun zayıflığını görünce onu kınadılar, ona karşı cesaretlendiler, ona üstün gelmeye çalıştılar ve Abdullah b. Muâviye b. Ca‘fer’e çağrıda bulundular. Bu işin başında Benî ‘Icl’in mevlası Hilâl b. Ebî’l-Verd bulunuyordu. Şiîler halktan ayaktakımıyla birlikte ayaklandılar ve mescide giderek orada toplandılar. İşlerin başında Hilâl bulunuyordu. Şiîler, Abdullah b. Muâviye’ye biat etmek üzere onun etrafında toplandılar.
Ardından hemen Abdullah b. Muâviye’nin yanına giderek onu Velîd b. Saîd’in evinden çıkardılar, kaleye götürdüler ve Âsım b. Ömer’in kaleye girmesine engel oldular. Bunun üzerine Âsım, kardeşi Abdullah’ın yanına Hîre’de katıldı.
Kûfeliler İbn Muâviye’nin yanına gelerek ona biat ettiler. Bunların arasında Ömer b. el-Gadbân b. el-Kaba‘terî, Mansûr b. Cumhûr, İsmail b. Abdullah el-Kasrî ve Kûfe’de aile bağları bulunan Şamlılar da vardı. İbn Muâviye birkaç gün Kûfe’de kaldı ve insanlar ona biat etti. Ona Medâin’de ve Femü’n-Nîl’de de biat edildi ve insanlar onun etrafında toplandı.
Sonra Hîre’de bulunan Abdullah b. Ömer’in üzerine yürümek üzere yola çıktı. Abdullah b. Ömer de yanındaki Şamlılarla birlikte ona karşı çıktı. Şamlılardan biri öne çıkarak teke tek dövüş istedi. Bunun üzerine el-Kasım b. Abdülgaffâr el-‘Iclî onun karşısına çıktı.
Şamlı ona şöyle dedi: “Ben meydan okumayı yaptığımda, karşıma Benî Bekr b. Vâil’den birinin çıkacağını düşünmemiştim. Vallahi seninle savaşmak istemiyorum; fakat sana bize ulaşan bir haberi söylemek istiyorum. Şunu bil ki, yanındaki Yemenlilerden —ne Mansûr ne İsmail ne de başkası— hiçbiri yoktur ki Abdullah b. Ömer’e mektup yazmamış olsun; ayrıca Mudar’dan da ona mektuplar gelmiştir. Ey Rebîa topluluğu! Sizin adınıza ne bir mektup ne de bir elçi gördüm. Onlar bugün sizinle savaşmıyorlar, fakat sabah olunca savaşacaklardır. Bu yüzden eğer aranızda bir darbe vurulmamasını sağlayabilirseniz, bunu yapın. Ben Kays kabilesindenim ve yarın sizin karşınızda olacağız. Eğer efendimize mektup yazmak istersen, onu iletirim; eğer birlikte isyan ettiğiniz kimselere sadık kalmak isterseniz, insanların durumunu size bildirdim.”
Bunun üzerine el-Kasım kendi kabilesinden adamları çağırdı, onlara bu adamın söylediklerini anlattı ve Abdullah b. Ömer’in sağ kanadında Rebîa ile Mudar’ın, sol kanadında ise Rebîa’nın da bulunacağı düzenin kurulacağını bildirdi.
Abdullah b. Muâviye şöyle dedi: “Bu, sabah olunca bizim için ortaya çıkacak bir durumdur. Eğer Ömer b. el-Gadbân isterse bu gece benimle buluşsun; eğer bir işi onu alıkoyuyorsa bu bir mazerettir. Ona söyleyin ki ben bu Kayslı’nın yalan söylediğini düşünüyorum.”
Elçi bu haberi Ömer’e ulaştırdı. Ömer de onu İbn Muâviye’ye geri gönderdi ve bir mektup vererek taşıyıcının yanında itibarlı biri olduğunu bildirdi ve Mansûr ile İsmail’den teminat almasını emretti. Ömer’in amacı sadece onları olup bitenden haberdar etmekti. İbn Muâviye bunu kabul etmedi.
Ertesi sabah insanlar savaşmaya başladı. İbn Muâviye Yemenlileri sağ kanada, Mudar ve Rebîa’yı sol kanada yerleştirdi. Bir tellal şöyle ilan etti: “Kim bir baş getirirse şu kadar, kim bir esir getirirse şu kadar alacaktır; para Ömer b. el-Gadbân’dadır.”
Taraflar karşılaştı ve savaş başladı. Ömer b. el-Gadbân, İbn Ömer’in sağ kanadına saldırdı ve onlar bozguna uğradı. Bunun üzerine İsmail ve Mansûr hemen Hîre’ye gittiler. Halktan ayaktakımı Kûfelilerle birlikte Yemenlilere saldırdı ve onlardan otuzdan fazla kişiyi öldürdü. Hâşimîlerden el-Abbas b. Abdullah —el-Melat’ın kızıyla evli olan— öldürüldü.
Ömer – Muhammed b. Yahyâ – babası – el-Melat’ın kızı Âtike’den şöyle rivayet edilmiştir: “Ben birçok kişiyle evlendim; bunlardan biri de el-Abbas b. Abdullah b. Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel idi ve o, Irak’taki kabile çatışmasında Abdullah b. Ömer ile birlikte öldürüldü.” Mübekkir b. el-Hevârî b. Ziyad ve Kûfelilerden başkaları da öldürüldü.
Bunun üzerine geri kalanlar —aralarında Abdullah b. Muâviye de olmak üzere— geri çekildiler ve Kûfe kalesine girdiler. Sol kanat (Mudar ve Rebîa) savaş meydanında kaldı ve karşılarında Şamlılar bulunuyordu. Ortadaki Şamlı birlikler Zeydiyye’ye saldırdı; onlar kaçıp Kûfe’ye girdiler. Yaklaşık beş yüz kişiden oluşan sol kanat yerinde kaldı.
Âmir b. Dubeyre, Nübâte b. Hanzala b. Kabîsa, Utbe b. Abdurrahman es-Se‘lebî ve en-Nadr b. Saîd b. Amr el-Harâşî gelip Rebîa’nın yanında durdular ve Ömer b. el-Gadbân’a şöyle dediler: “Ey Rebîa topluluğu! Halkın Yemenlilere yaptıklarından sonra sizin güvende olduğunuzu düşünmüyoruz ve size de aynı şeyin yapılmasından korkuyoruz; bu yüzden buradan ayrılın.”
Ömer şöyle dedi: “Ölünceye kadar ayrılmayacağım.” Onlar da: “Bu sana ve arkadaşlarına fayda sağlamaz” dediler. Bunun üzerine atının dizginlerini tutup onu Kûfe’ye götürdüler.
Ömer – Ali b. Muhammed – Süleyman b. Abdullah en-Nevfelî – babası – Hırâş b. el-Muğîre b. Âliye’den (Benî Leys’in mevlası) rivayet edilmiştir: “Ben Abdullah b. Ömer’in kâtibiydim. Vallahi bir gün Hîre’de onun yanındaydım; bir adam gelip: ‘Şu adam (Abdullah b. Muâviye) halkla birlikte geldi’ dedi. Abdullah b. Ömer bir süre sustu. Sonra fırıncısı gelip yemeğin hazır olduğunu işaret etti. Abdullah ona yemeği getirmesini işaret etti ve yemek getirildi.
Biz ise son derece tedirgindik; İbn Muâviye’nin bize saldırmasından korkuyorduk. Ben Abdullah b. Ömer’i dikkatle izledim; yemesinde, içmesinde, görünüşünde veya emirlerinde bir değişiklik var mı diye baktım. Vallahi en küçük bir değişiklik bile görmedim.
Yemek getirildiğinde ikişer kişiye bir kap konuldu. Herkes payını aldı. Yemeğini bitirip abdest aldıktan sonra para getirilmesini emretti. Altın ve gümüş kaplar ve elbiseler getirildi. Bunların çoğunu komutanlarına dağıttı.
Sonra uğurlu saydığı bir kölesini çağırdı; adı Meymûn veya Feth yahut buna benzer uğurlu isimlerden biriydi. Ona şöyle dedi: ‘Sancağını al, falan tepeye git, yere dik, adamlarını çağır ve ben gelinceye kadar bekle.’ O da bunu yaptı.
Abdullah b. Ömer bizimle birlikte yola çıktı ve tepeye ulaştı. Orada yer, İbn Muâviye’nin adamlarıyla doluydu. Abdullah bir tellala emir verdi ve şu ilan edildi: ‘Kim bir baş getirirse beş yüz dirhem alacaktır.’ Çok geçmeden bir baş getirildi; beş yüz dirhem verilmesini emretti ve verildi. Bu durumu gören askerler haberi yaydılar. Kısa sürede yaklaşık beş yüz baş onun önüne yığıldı.
İbn Muâviye ve yanındakiler bozguna uğrayarak çekildiler. Kaçanlar arasında Kûfe’ye ilk giren kişi Benî ‘Abs’ın mevlası Ebû’l-Bilâd ve oğlu Süleyman idi. Ebû’l-Bilâd bir Şiî idi. Kûfeliler her gün onları azarlayarak bağırmaya başladılar. Ebû’l-Bilâd oğluna bağırıyordu: ‘Git, develeri ölüme bırak!’
Abdullah b. Muâviye Kûfe’den hızla geçti, orada kalmadı ve dağ tarafına gitti.
Ebû Ubeyde’ye göre: Abdullah b. Muâviye ve kardeşleri kaleye girdiler. Akşam olunca Ömer b. el-Gadbân ve arkadaşlarına şöyle dediler: ‘Ey Rebîa topluluğu! Halkın bize ne yaptığını gördünüz. Canlarımızı sizin canlarınıza emanet ettik. Eğer bizimle savaşacaksanız birlikte savaşalım; eğer halkın bizi terk ettiğini görürseniz, bizim için de kendiniz için aldığınız gibi bir eman alın.’
Ömer şöyle dedi: ‘Sizi iki durumdan biri olmadan bırakmayacağız: ya sizinle birlikte savaşırız ya da size de kendimize aldığımız gibi eman alırız. Sakin olun.’
Onlar kalede kaldılar. Zeydiyye sokak başlarında bulunuyordu ve Şamlılar onlara karşı saldırarak günlerce süren çatışmalara girdiler. Sonunda Rebîa, kendileri, Zeydiyye ve Abdullah b. Muâviye için bir eman aldı; buna göre onları takip etmeyecekler ve istedikleri yere gidebileceklerdi.
Abdullah b. Ömer, Ömer b. el-Gadbân’a kaleye saldırıp Abdullah b. Muâviye’yi çıkarmasını emretti. O da elçi göndererek İbn Muâviye ve yanındakileri Medâin, Sevâd ve Kûfe halkından olan taraftarlarının arasından çıkardı. Elçiler onları köprüden geçirene kadar refakat etti, sonra Ömer kaleden indi.
Bu yıl içinde el-Hâris b. Süreyc, Yezîd b. el-Velîd’in kendisine verdiği emanla Türk diyarından Merv’e geldi. Nasr b. Seyyâr’ın yanına geldi, sonra ona karşı çıktı, ona düşmanlık gösterdi ve birçok kişi bu esas üzere ona biat etti.
El-Hâris ile Nasr Arasındaki Konu:
Ali b. Muhammed (el-Medâinî) - onun şeyhleri rivayet ettiğine göre:
El-Hâris, Türk ülkesinden ayrılıp Merv’e geldi. O, Cemâziyelâhir 127’nin son pazar günü, ayın bitmesine üç gün kala Merv’e ulaştı. Bu da Milâdî 4 Nisan 745 Pazar gününe rastlar. Selm b. Ahvaz ve halk, el-Hâris’i Kuşmehan’da karşıladılar.
Muhammed b. el-Fadl b. Atıyye el-Absî şöyle ilan etti:
“Hamdolsun o Allah’a ki gelişinle bizi sevindirdi ve seni yeniden İslam’ın hükmüne ve cemaatin düzenine döndürdü.”
El-Hâris şöyle dedi:
“Ey kavmim, bilmiyor musunuz ki Allah’a isyan hâlinde bulunan çokluk azdır; Allah’a itaat hâlinde bulunan azlık ise çoktur? Ben isyan ettiğim günden bugüne kadar asla mutlu olmadım. Allah’a itaat edilmedikçe benim için mutluluk yoktur.”
Merv’e girdiğinde şöyle dedi:
“Allah’ım! Onlarla benim aramda olup biten hiçbir şeyde amacım vefadan başka bir şey değildi. Eğer onlar hıyanet etmek isterlerse, bana karşı bana yardım et.”
Nasr onunla görüştü ve onu Buhâr Hüdâh’ın kalesinde misafir etti. Nasr, onun günlük masrafı için elli dirhem ayırdı. El-Hâris ise kendisini tek bir yemekle sınırlandırırdı. Nasr, el-Hâris’in nezaretinde bulunan ailesini serbest bıraktı. Oğlu Muhammed’i, el-Hâris’in kızı el-Alûf’u ve Ümmü Bekr’i salıverdi. Oğlu Muhammed yanına geldiğinde el-Hâris şöyle dedi:
“Allah’ım, onu salih ve takva sahibi kıl.”
Abdullah b. Ömer adına el-Vaddâh b. Habîb b. Büdeyl, Nasr b. Seyyâr’ın yanına geldi. Şiddetli bir soğuk ona isabet etmişti. Bunun üzerine Nasr onu elbiselerle sardı; ona ikram edilmesini ve iki câriye verilmesini emretti.
Sonra el-Vaddâh, el-Hâris’in yanına girdi. El-Hâris’in bir grup arkadaşı onun başında ayakta duruyordu. El-Vaddâh şöyle dedi:
“Biz Irak’ta senin topuzunun büyüklüğü ve ağırlığı hakkında çok şey duyduk. Onu görmek istiyorum.”
El-Hâris şöyle cevap verdi:
“Şunların ellerinde gördüğün topuzlardan biridir.” Sonra arkadaşlarını işaret etti ve şöyle dedi: “Fakat ben onunla vurduğum zaman, vuruşum herkesçe bilinir.”
Onun topuzu Şam rıtlı ile on sekiz ratl geliyordu.
El-Hâris b. Süreyc, bir hakanın kendisine verdiği zırhı giyinmiş olarak Nasr’ın yanına girdi. Hakan, el-Hâris’i yüz bin Denbekâni dinarı ile bu zırh arasında muhayyer bırakmış, o da zırhı seçmişti.
Kudeyd’in kızı ve Nasr b. Seyyâr’ın hanımı olan el-Merzubanah onu gördü. Kendi samur elbisesini, kendisine ait bir câriye ile birlikte el-Hâris’e gönderdi ve şu mesajı iletti:
“Kuzenime selam söyle ve ona de ki: Bugün hava soğuktur; şu samur elbiseyle ısınsın. Seni selamet içinde buraya getiren Allah’a hamdolsun.”
El-Hâris câriyeye şöyle dedi:
“Kuzenime selam söyle ve ona de ki: Bu bir ödünç müdür, yoksa hediye midir?”
Câriye:
“Bu bir hediyedir” dedi.
Bunun üzerine el-Hâris onu dört bin dinara sattı ve o parayı arkadaşları arasında dağıttı.
Nasr, el-Hâris’e birçok halı ve bir at gönderdi. El-Hâris bunların hepsini sattı ve bedelini arkadaşları arasında eşit olarak paylaştırdı.
El-Hâris, kendisi için katlanıp hazırlanmış kaba bir minderin bulunduğu bir semer üzerine otururdu.
Nasr, el-Hâris’e kendisine bir görev vermeyi ve ona yüz bin dinar vermeyi teklif etti. El-Hâris bunu kabul etmedi ve Nasr’a şu haberi gönderdi:
“Benim bu dünyaya, onun zevklerine ve Arapların en seçkinleriyle evlenmeye hiçbir rağbetim yoktur. Ben ancak Allah’ın kitabını, O’na hamd ve senâ ederim; sünnete göre davranışı ve iyilik ve fazilet sahibi kimselere adil muameleyi istiyorum. Eğer sen böyle davranırsan, düşmanına karşı sana yardım ederim.”
Sonra el-Hâris, el-Kirmânî’ye şu mesajı gönderdi:
“Eğer Nasr bana istediğim şeyi, yani Allah’ın kitabını, iyilik ve fazilet sahiplerine adil davranmayı verirse, ben onu destekler ve Allah’ın emrini yerine getiririm. Eğer bunu yapmazsa, ona karşı Allah’tan yardım isterim. Eğer sen bana adalet ve sünnete uygun davranış hususunda istediğimi garanti edersen, ben de sana yardım ederim.”
Benî Temîm’den kim onun yanına girse, onları kendi tarafına çağırırdı. Muhammed b. Humrân, Muhammed b. Harb b. Cirfes el-Minkariyyân, el-Halîl b. Gazvân el-Adevî, Abdullah b. Müccâ‘a, Hubeyre b. Şerahîl es-Sa‘diyyân, Abdülazîz b. Abdirabbihî el-Leysî, Bişr b. Cürmüz el-Ka‘bî, Nehâr b. Abdullah b. el-Hutât el-Mücâşi‘î ve Abdullah en-Nebîtî, el-Hâris’e biat ettiler.
El-Hâris, Nasr’a şöyle dedi:
“Ben bu şehirden on üç yıl önce zulümden tiksinerek ayrıldım; şimdi sen beni buna teşvik etmek istiyorsun.”
Sonra üç bin kişi el-Hâris’e katıldı.
El-Hâris, Türk ülkesinden ayrılıp Merv’e geldi. O, Cemâziyelâhir 127’nin son pazar günü, ayın bitmesine üç gün kala Merv’e ulaştı. Bu da Milâdî 4 Nisan 745 Pazar gününe rastlar. Selm b. Ahvaz ve halk, el-Hâris’i Kuşmehan’da karşıladılar.
Muhammed b. el-Fadl b. Atıyye el-Absî şöyle ilan etti:
“Hamdolsun o Allah’a ki gelişinle bizi sevindirdi ve seni yeniden İslam’ın hükmüne ve cemaatin düzenine döndürdü.”
El-Hâris şöyle dedi:
“Ey kavmim, bilmiyor musunuz ki Allah’a isyan hâlinde bulunan çokluk azdır; Allah’a itaat hâlinde bulunan azlık ise çoktur? Ben isyan ettiğim günden bugüne kadar asla mutlu olmadım. Allah’a itaat edilmedikçe benim için mutluluk yoktur.”
Merv’e girdiğinde şöyle dedi:
“Allah’ım! Onlarla benim aramda olup biten hiçbir şeyde amacım vefadan başka bir şey değildi. Eğer onlar hıyanet etmek isterlerse, bana karşı bana yardım et.”
Nasr onunla görüştü ve onu Buhâr Hüdâh’ın kalesinde misafir etti. Nasr, onun günlük masrafı için elli dirhem ayırdı. El-Hâris ise kendisini tek bir yemekle sınırlandırırdı. Nasr, el-Hâris’in nezaretinde bulunan ailesini serbest bıraktı. Oğlu Muhammed’i, el-Hâris’in kızı el-Alûf’u ve Ümmü Bekr’i salıverdi. Oğlu Muhammed yanına geldiğinde el-Hâris şöyle dedi:
“Allah’ım, onu salih ve takva sahibi kıl.”
Abdullah b. Ömer adına el-Vaddâh b. Habîb b. Büdeyl, Nasr b. Seyyâr’ın yanına geldi. Şiddetli bir soğuk ona isabet etmişti. Bunun üzerine Nasr onu elbiselerle sardı; ona ikram edilmesini ve iki câriye verilmesini emretti.
Sonra el-Vaddâh, el-Hâris’in yanına girdi. El-Hâris’in bir grup arkadaşı onun başında ayakta duruyordu. El-Vaddâh şöyle dedi:
“Biz Irak’ta senin topuzunun büyüklüğü ve ağırlığı hakkında çok şey duyduk. Onu görmek istiyorum.”
El-Hâris şöyle cevap verdi:
“Şunların ellerinde gördüğün topuzlardan biridir.” Sonra arkadaşlarını işaret etti ve şöyle dedi: “Fakat ben onunla vurduğum zaman, vuruşum herkesçe bilinir.”
Onun topuzu Şam rıtlı ile on sekiz ratl geliyordu.
El-Hâris b. Süreyc, bir hakanın kendisine verdiği zırhı giyinmiş olarak Nasr’ın yanına girdi. Hakan, el-Hâris’i yüz bin Denbekâni dinarı ile bu zırh arasında muhayyer bırakmış, o da zırhı seçmişti.
Kudeyd’in kızı ve Nasr b. Seyyâr’ın hanımı olan el-Merzubanah onu gördü. Kendi samur elbisesini, kendisine ait bir câriye ile birlikte el-Hâris’e gönderdi ve şu mesajı iletti:
“Kuzenime selam söyle ve ona de ki: Bugün hava soğuktur; şu samur elbiseyle ısınsın. Seni selamet içinde buraya getiren Allah’a hamdolsun.”
El-Hâris câriyeye şöyle dedi:
“Kuzenime selam söyle ve ona de ki: Bu bir ödünç müdür, yoksa hediye midir?”
Câriye:
“Bu bir hediyedir” dedi.
Bunun üzerine el-Hâris onu dört bin dinara sattı ve o parayı arkadaşları arasında dağıttı.
Nasr, el-Hâris’e birçok halı ve bir at gönderdi. El-Hâris bunların hepsini sattı ve bedelini arkadaşları arasında eşit olarak paylaştırdı.
El-Hâris, kendisi için katlanıp hazırlanmış kaba bir minderin bulunduğu bir semer üzerine otururdu.
Nasr, el-Hâris’e kendisine bir görev vermeyi ve ona yüz bin dinar vermeyi teklif etti. El-Hâris bunu kabul etmedi ve Nasr’a şu haberi gönderdi:
“Benim bu dünyaya, onun zevklerine ve Arapların en seçkinleriyle evlenmeye hiçbir rağbetim yoktur. Ben ancak Allah’ın kitabını, O’na hamd ve senâ ederim; sünnete göre davranışı ve iyilik ve fazilet sahibi kimselere adil muameleyi istiyorum. Eğer sen böyle davranırsan, düşmanına karşı sana yardım ederim.”
Sonra el-Hâris, el-Kirmânî’ye şu mesajı gönderdi:
“Eğer Nasr bana istediğim şeyi, yani Allah’ın kitabını, iyilik ve fazilet sahiplerine adil davranmayı verirse, ben onu destekler ve Allah’ın emrini yerine getiririm. Eğer bunu yapmazsa, ona karşı Allah’tan yardım isterim. Eğer sen bana adalet ve sünnete uygun davranış hususunda istediğimi garanti edersen, ben de sana yardım ederim.”
Benî Temîm’den kim onun yanına girse, onları kendi tarafına çağırırdı. Muhammed b. Humrân, Muhammed b. Harb b. Cirfes el-Minkariyyân, el-Halîl b. Gazvân el-Adevî, Abdullah b. Müccâ‘a, Hubeyre b. Şerahîl es-Sa‘diyyân, Abdülazîz b. Abdirabbihî el-Leysî, Bişr b. Cürmüz el-Ka‘bî, Nehâr b. Abdullah b. el-Hutât el-Mücâşi‘î ve Abdullah en-Nebîtî, el-Hâris’e biat ettiler.
El-Hâris, Nasr’a şöyle dedi:
“Ben bu şehirden on üç yıl önce zulümden tiksinerek ayrıldım; şimdi sen beni buna teşvik etmek istiyorsun.”
Sonra üç bin kişi el-Hâris’e katıldı.
Şam’da Mervân b. Muhammed’in Halifeliği:
Mervân’a Neden Biat Edildiğinin Açıklaması
Abdülvehhâb b. İbrahim, Osman b. Affan’ın mevlası Ebû Hâşim Muhallad b. Muhammed’den şöyle rivayet etti:
İnsanlar Mervân’ın süvarilerinin Şam’a girdiğini ilan edince, İbrahim b. el-Velîd kaçtı ve gizlendi. Bunun üzerine Süleyman b. Hişam hazinede bulunan her şeyi ele geçirdi, bunları askerleri arasında paylaştırdı ve şehirden ayrıldı. Şehirde bulunan Velîd b. Yezîd’in mevlası olan kimseler, Abdülaziz b. el-Haccâc’ın evine koşup onu öldürdüler. Ardından Yezîd b. el-Velîd’in kabrini açtılar ve cesedini Câbiye Kapısı’na astılar.
Mervân Şam’a girdi ve ‘Aliye’de konakladı. Öldürülmüş olan Velîd b. Yezîd’in iki küçük oğlu ile Yusuf b. Ömer’in cesedi ona getirildi. Mervân onların defnedilmesini emretti. Ebû Muhammed es-Süfyânî zincirler içinde ona getirildi ve Mervân’ı halife olarak selamladı. O güne kadar Mervân’a sadece “emir” denilirdi. Bunun üzerine Mervân ona şöyle dedi:
“Bu da nedir?”
Ebû Muhammed şöyle cevap verdi:
“Her ikisi de (Velîd’in iki oğlu) hilafeti sana bıraktılar.”
Sonra zindanda bulunan el-Hakem’in söylediği bazı beyitleri okudu. Rivayet sahibi şunu da ekler: Her ikisi de büluğa ermişti; el-Hakem çocuk sahibi olmuştu, diğeri ise iki yıl önce ergenliğe ulaşmıştı.
El-Hakem’in şiiri şöyleydi:
Kim Mervân’a benim hâlimi anlatacak,
Ve asil amcamı, orada uzun süre özlem içinde kalan,
Ben zulme uğradım ve kavmim
Velîd’in öldürülmesine ortak oldu.
Kalb (kelb/köpek) kabilesi kanımı ve malımı alacak da
Ben ne ilik ne de yağ elde edeceğim öyle mi?
Mervân ise Benî Nizâr diyarında
Ormanın aslanı gibi, ininde boyun kıran bir aslan gibidir.
Kureyş’ten o gencin öldürülmesi seni etkilemiyor mu?
Müslümanların birliğinin bozulması seni sarsmıyor mu?
Şimdi selamımı Kureyş’e ilet
Ve Cezire’deki Kays’a, hepsine:
Eksik (Nâkıs) Kaderî başımıza geçti
Ve babamızın oğulları arasında savaş çıkardı.
Eğer Süleym’in süvarileri savaşa katılsaydı
Ve Ka‘b’ınkiler de, ben esir olmazdım.
Eğer Benî Temîm’in aslanları katılsaydı
Atalarımızdan kalan mirası satmazdık.
Annem yüzünden bana verdiğiniz sözü mü bozdunuz?
Daha önce de bir cariyenin oğluna biat etmiştiniz.
Keşke dayılarım Kalb olmasaydı
Ve başka bir kavimden olsalardı!
Eğer ben ve veliahtım ölürsek
O zaman Mervân müminlerin emiri olacaktır.
Bunun üzerine Ebû Muhammed şöyle dedi:
“Elini uzat da sana biat edeyim.”
Mervân ile birlikte bulunan Şamlı askerler bunu duydu. İlk biat eden, Humus ileri gelenleriyle birlikte Muâviye b. Yezîd b. el-Hüseyn b. Numeyr oldu. Onlar Mervân’a biat ettiler. Bunun üzerine Mervân onlara askerî bölgeleri için valiler seçmelerini emretti.
Şamlılar Zâmil b. Amr el-Cibrânî’yi,
Humuslular Abdullah b. Şecera el-Kindî’yi,
Ürdün halkı Velîd b. Muâviye b. Mervân’ı,
Filistin halkı ise daha önce Hişam’ın zindanından Mervân’ın kurtardığı, sonra ise ona ihanet eden Sâbit b. Nu‘aym el-Cüzâmî’yi seçtiler.
Onlar Mervân’a biat ederken güçlü sözler ve bağlayıcı yeminler verdiler. Bundan sonra Mervân Harran’daki ikametgâhına çekildi.
Ebû Ca‘fer (et-Taberî) şöyle rivayet eder:
Şam’da işler Mervân b. Muhammed adına düzene girdikten ve o Harran’daki yerine çekildikten sonra, İbrahim b. el-Velîd ile Süleyman b. Hişam eman (güvence) istediler. Mervân da onlara eman verdi.
O sırada Tedmür’de (Palmira) bulunan Süleyman, kardeşleri, ailesi ve orada bulunan mevlası olan Zekvâniyye ile birlikte Mervân’ın yanına geldi ve ona biat ettiler.
Aynı yıl içinde Humus halkı ve Şam’ın bazı diğer bölgelerindeki insanlar Mervân’a karşı isyan ettiler ve Mervân onlarla savaştı.
Abdülvehhâb b. İbrahim, Osman b. Affan’ın mevlası Ebû Hâşim Muhallad b. Muhammed’den şöyle rivayet etti:
İnsanlar Mervân’ın süvarilerinin Şam’a girdiğini ilan edince, İbrahim b. el-Velîd kaçtı ve gizlendi. Bunun üzerine Süleyman b. Hişam hazinede bulunan her şeyi ele geçirdi, bunları askerleri arasında paylaştırdı ve şehirden ayrıldı. Şehirde bulunan Velîd b. Yezîd’in mevlası olan kimseler, Abdülaziz b. el-Haccâc’ın evine koşup onu öldürdüler. Ardından Yezîd b. el-Velîd’in kabrini açtılar ve cesedini Câbiye Kapısı’na astılar.
Mervân Şam’a girdi ve ‘Aliye’de konakladı. Öldürülmüş olan Velîd b. Yezîd’in iki küçük oğlu ile Yusuf b. Ömer’in cesedi ona getirildi. Mervân onların defnedilmesini emretti. Ebû Muhammed es-Süfyânî zincirler içinde ona getirildi ve Mervân’ı halife olarak selamladı. O güne kadar Mervân’a sadece “emir” denilirdi. Bunun üzerine Mervân ona şöyle dedi:
“Bu da nedir?”
Ebû Muhammed şöyle cevap verdi:
“Her ikisi de (Velîd’in iki oğlu) hilafeti sana bıraktılar.”
Sonra zindanda bulunan el-Hakem’in söylediği bazı beyitleri okudu. Rivayet sahibi şunu da ekler: Her ikisi de büluğa ermişti; el-Hakem çocuk sahibi olmuştu, diğeri ise iki yıl önce ergenliğe ulaşmıştı.
El-Hakem’in şiiri şöyleydi:
Kim Mervân’a benim hâlimi anlatacak,
Ve asil amcamı, orada uzun süre özlem içinde kalan,
Ben zulme uğradım ve kavmim
Velîd’in öldürülmesine ortak oldu.
Kalb (kelb/köpek) kabilesi kanımı ve malımı alacak da
Ben ne ilik ne de yağ elde edeceğim öyle mi?
Mervân ise Benî Nizâr diyarında
Ormanın aslanı gibi, ininde boyun kıran bir aslan gibidir.
Kureyş’ten o gencin öldürülmesi seni etkilemiyor mu?
Müslümanların birliğinin bozulması seni sarsmıyor mu?
Şimdi selamımı Kureyş’e ilet
Ve Cezire’deki Kays’a, hepsine:
Eksik (Nâkıs) Kaderî başımıza geçti
Ve babamızın oğulları arasında savaş çıkardı.
Eğer Süleym’in süvarileri savaşa katılsaydı
Ve Ka‘b’ınkiler de, ben esir olmazdım.
Eğer Benî Temîm’in aslanları katılsaydı
Atalarımızdan kalan mirası satmazdık.
Annem yüzünden bana verdiğiniz sözü mü bozdunuz?
Daha önce de bir cariyenin oğluna biat etmiştiniz.
Keşke dayılarım Kalb olmasaydı
Ve başka bir kavimden olsalardı!
Eğer ben ve veliahtım ölürsek
O zaman Mervân müminlerin emiri olacaktır.
Bunun üzerine Ebû Muhammed şöyle dedi:
“Elini uzat da sana biat edeyim.”
Mervân ile birlikte bulunan Şamlı askerler bunu duydu. İlk biat eden, Humus ileri gelenleriyle birlikte Muâviye b. Yezîd b. el-Hüseyn b. Numeyr oldu. Onlar Mervân’a biat ettiler. Bunun üzerine Mervân onlara askerî bölgeleri için valiler seçmelerini emretti.
Şamlılar Zâmil b. Amr el-Cibrânî’yi,
Humuslular Abdullah b. Şecera el-Kindî’yi,
Ürdün halkı Velîd b. Muâviye b. Mervân’ı,
Filistin halkı ise daha önce Hişam’ın zindanından Mervân’ın kurtardığı, sonra ise ona ihanet eden Sâbit b. Nu‘aym el-Cüzâmî’yi seçtiler.
Onlar Mervân’a biat ederken güçlü sözler ve bağlayıcı yeminler verdiler. Bundan sonra Mervân Harran’daki ikametgâhına çekildi.
Ebû Ca‘fer (et-Taberî) şöyle rivayet eder:
Şam’da işler Mervân b. Muhammed adına düzene girdikten ve o Harran’daki yerine çekildikten sonra, İbrahim b. el-Velîd ile Süleyman b. Hişam eman (güvence) istediler. Mervân da onlara eman verdi.
O sırada Tedmür’de (Palmira) bulunan Süleyman, kardeşleri, ailesi ve orada bulunan mevlası olan Zekvâniyye ile birlikte Mervân’ın yanına geldi ve ona biat ettiler.
Aynı yıl içinde Humus halkı ve Şam’ın bazı diğer bölgelerindeki insanlar Mervân’a karşı isyan ettiler ve Mervân onlarla savaştı.
Humus Halkının İsyanı:
Ahmed — Abdülvehhâb b. İbrahim — Ebû Hâşim Muhallad b. Muhammed b. Sâlih’e göre:
Mervân, Suriye ordusuyla işleri düzene koyduktan sonra Harran’daki ikametgâhına gitti. Orada üç aydan fazla kalmadan halk açıkça ona karşı çıktı ve isyan etti. Onları buna teşvik eden kişi Sâbit b. Nu‘aym idi; onlara elçiler gönderdi ve mektuplar yazdı. Bu durum Mervân’a ulaşınca bizzat onların üzerine yürüdü.
Humus ordusu, Tedmür’de bulunan Kalb kabilesine haber gönderdi. Bunun üzerine el-Asbağ b. Zü‘âle el-Kelbî, beraberinde yetişkin üç oğlu —Hamza, Zü‘âle ve Furâfisa— ile birlikte onların yanına hareket etti. Onunla birlikte Suriye süvarilerinden Muâviye es-Saksakî, İsmâ b. el-Mukşa‘irr, Hişâm b. Mes‘ad, Tufeyl b. Hârise ve kabilelerinden yaklaşık bin süvari de bulunuyordu. Bunlar 127 yılı Ramazan Bayramı gecesi (25 Haziran 745) Humus şehrine girdiler.
Mervân ise Harre’de bulunuyordu ve Humus’a otuz milden daha yakın bir mesafedeydi. Bayram sabahı onların haberi kendisine ulaşınca hızla hareket etti. O sırada yanında azledilmiş halife İbrahim b. el-Velîd ile Süleyman b. Hişam da vardı. Bunlar Mervân’dan eman istemiş ve eman aldıktan sonra onun ordusuna katılmışlardı. Mervân onlara iyi davranıyor, kendisine yakın tutuyor, yemeklerinde yanına oturtuyor ve seferlerinde beraberinde götürüyordu.
Mervân bayramdan iki gün sonra Humus’a ulaştı. Şehirdeki Kalb kabilesi kapıları içeriden kapatmıştı. Mervân süvarileriyle şehri kuşattı, kapılardan birinin karşısında durdu ve sur üzerindeki savunuculara baktı. Tellalcısı şöyle seslendi:
“Sizi ahdinizi bozmaya ne sevk etti?”
Onlar şöyle cevap verdiler:
“Biz hâlâ sana itaat ediyoruz, sana karşı gelmedik!”
Bunun üzerine Mervân dedi ki:
“Eğer doğru söylüyorsanız kapıyı açın!”
Onlar kapıyı açtılar. Amr b. el-Vaddâh, yaklaşık üç bin kişiden oluşan Vaddâhiyye birlikleriyle birlikte içeri girdi ve şehir içinde Kalb kabilesiyle savaştı. Mervân’ın süvarileri onlara üstün gelince, Bab Tadmur denilen kapıya doğru kaçtılar. Oradan çıkmaya çalıştılar, fakat Mervân’ın muhafızları orada konuşlanmıştı; onlarla savaştılar ve çoğu öldürüldü.
El-Asbağ b. Zü‘âle ile es-Saksakî kaçmayı başardı; ancak el-Asbağ’ın iki oğlu Zü‘âle ve Furâfisa ile birlikte otuzdan fazla adam esir alındı. Mervân’ın huzuruna getirildiler ve orada öldürüldüler. Mervân, sayıları beş yüz ya da altı yüz kadar olan ölülerin toplanmasını ve şehir etrafında çarmıha gerilmelerini emretti. Ayrıca surdan ok atımı mesafesinde bir kısmı yıktırdı.
Guta (Şam vahası) halkı ise şehre saldırdı, valileri Zâmil b. Amr’ı kuşattı ve başlarına Yezîd b. Hâlid el-Kasrî’yi seçti. Şehir halkının bir kısmı ve Ebû Habbâr el-Kureşî adlı bir komutan, yaklaşık dört yüz adamla birlikte Zâmil’e bağlı kaldı. Mervân, Humus’tan Ebû’l-Verd b. el-Kevser b. Zufar b. el-Hâris’i (adı Maczaa idi), ayrıca Amr b. el-Vaddâh ve on bin kişilik bir kuvveti yardıma gönderdi.
Şehre yaklaştıklarında kuşatmacılara saldırdılar. Ebû Habbâr da süvarileriyle şehirden çıkıp onlara katıldı. İsyancılar bozguna uğratıldı ve ordugâhları ele geçirildi. Ardından Yemânîlere ait köylerden biri olan el-Mizzah yakıldı. Yezîd b. Hâlid ve Ebû ‘İlâgah, el-Mizzah’tan Lahm kabilesinden birine sığındı. Yerleri Zâmil’e bildirildi; onları getirtmek istedi fakat huzuruna çıkarılmadan önce ikisi de öldürüldü. Başları Humus’taki Mervân’a gönderildi.
Filistin ordusundan Sâbit b. Nu‘aym da isyan etti ve Taberiyye’ye kadar ilerleyerek şehri kuşattı. Oranın valisi Abdülmelik’in kardeşinin oğlu olan Velîd b. Muâviye b. Mervân idi. Birkaç gün savaştılar. Bunun üzerine Mervân, Ebû’l-Verd’e yazıp yardıma gitmesini emretti.
Ebû’l-Verd Şam’dan yola çıktı. Yaklaştığı haberi gelince şehir halkı dışarı çıkarak Sâbit’in kuvvetlerine saldırdı ve ordugâhlarını ele geçirdi. Sâbit Filistin’e kaçtı ve kabilesini toplayarak yeniden güç kazandı. Ebû’l-Verd tekrar üzerine yürüdü ve onu ikinci kez bozdu. Yanındakiler onu terk etti. Yetişkin üç oğlu —Nu‘aym, Bekr ve İmrân— esir alındı ve Mervân’a gönderildi. Deyr Eyyûb’da yaralı halde huzuruna getirildiler; Mervân yaralarının tedavi edilmesini emretti.
Sâbit b. Nu‘aym gizlendi. Filistin valiliğine er-Rumâhis b. Abdülazîz el-Kinânî getirildi. Sâbit ile birlikte kaçan oğullarından Rifa‘a daha sonra Mansur b. Cumhûr’a katıldı. Mansur ona ikramlarda bulundu, görev verdi ve kardeşi Manzûr b. Cumhûr ile birlikte onu vekil yaptı. Ancak Rifa‘a, Manzûr’a saldırıp onu öldürdü.
Bu haber Mansur’a ulaştı. Multan’a gitmek üzereyken geri döndü ve Rifa‘a’yı yakaladı. Onu içi boş bir tuğla sütuna yerleştirip bağladı ve üzerini ördürerek öldürdü.
Mervân, er-Rumâhis’e Sâbit’i aramasını ve ona iyi davranmasını yazdı. Nihayet kabilesinden biri yerini bildirdi ve yakalandı. Yanındakilerle birlikte iki ay sonra getirildi. Mervân, Sâbit ve daha önce elinde bulunan oğullarını huzura çıkarttı. Ellerini ve ayaklarını kestirdi ve Şam’a gönderdi. Ebû Hâşim şöyle dedi:
“Onların parçalanıp şehir mescidinin kapısına asıldıklarını gördüm.”
Bu, halk arasında Sâbit hakkında “Mısır’a gidip orayı ele geçirdi ve Mervân’ın valisini öldürdü” şeklinde yayılan söylentiler sebebiyle yapılmıştı.
Bundan sonra Mervân, oğulları Ubeydullah ve Abdullah için biat düzenlemek üzere Deyr Eyyûb’dan ayrıldı. Onları Hişam b. Abdülmelik’in kızları Ümmü Hişam ve Âişe ile evlendirdi. Bu vesileyle ailesini, Abdülmelik’in oğullarını (Muhammed, Saîd, Bekkâr), Velîd, Süleyman, Yezîd ve Hişam’ın oğullarını, Kureyş ileri gelenlerini ve Arap liderlerini topladı.
Suriye ordusunu seferber etti, güçlendirdi ve her bir birliğin başına bir komutan tayin etti. Daha önce yirmi bin kişilik bir kuvvetle önden gönderdiği Yezîd b. Ömer b. Hubeyre’ye katılmalarını emretti. Ona Dûreyn’de konaklamasını söylemişti.
Suriye’nin tamamı (Tedmür hariç) kontrol altına alındıktan sonra Mervân Deyr Eyyûb’dan Şam’a gitti. Sâbit b. Nu‘aym, oğulları ve diğer sakat bırakılanlar getirildi; öldürülüp Şam kapılarına asıldılar. Ebû Hâşim şöyle dedi:
“Onların öldürülüp asıldıklarını gördüm.”
Ancak Mervân içlerinden Amr b. el-Hâris el-Kelbî adlı birini bağışladı; onun Sâbit’in sakladığı mallar hakkında bilgi sahibi olduğu söyleniyordu.
Mervân daha sonra askerleriyle birlikte Kastal’e ilerledi. Burada, Tedmür ile arasındaki mesafe üç günlük yol olan bölgede konakladı. Kalb kabilesinin Tedmür ile arasındaki kuyuları taşlarla doldurarak kullanılmaz hale getirdiği haberi geldi. Bunun üzerine su tulumları, yiyecek ve develer hazırlattı.
El-Abrâş b. el-Velîd, Süleyman b. Hişam ve diğer bazı Emevîler araya girerek Kalb kabilesinin affedilmesini istediler. Mervân kabul etti. El-Abrâş kardeşi Amr b. el-Velîd’i elçi olarak gönderdi. Ancak onlar kabul etmediler. Bunun üzerine el-Abrâş bizzat gitti, onları korkuttu ve Mervân’a karşı duramayacaklarını söyledi. Bir kısmı bunu kabul etti, diğerleri çöle kaçtı.
El-Abrâş durumu Mervân’a bildirdi. Mervân ona şehri yıkmasını ve kendisine katılanlarla geri gelmesini yazdı. El-Abrâş, el-Asbağ b. Zü‘âle ve oğlu Hamza ile bazı ileri gelenleri alarak geri döndü.
Mervân daha sonra çöl yolundan Suriyye ve Deyr el-Lathîk üzerinden Rusâfe’ye ulaştı. Yanında Süleyman b. Hişam, amcası Saîd b. Abdülmelik, kardeşleri, azledilmiş halife İbrahim ve diğer Emevî prensleri vardı. Orada bir gün kaldıktan sonra Rakka’ya geçti.
Süleyman b. Hişam, biraz daha kalmak için izin istedi; kölelerinin dinlenmesi ve hayvanlarının toparlanması gerektiğini söyledi. Mervân izin verdi ve yoluna devam etti. Fırat kıyısında konakladı, ardından Karkisiyye’ye geçti. Burada İbn Hubeyre onu bekliyordu.
Bu sırada Irak seferi için toplanmış yaklaşık on bin asker Rusâfe’de Süleyman’a katıldı ve onu Mervân’a karşı savaşmaya çağırdı.
Bu yıl Dahhâk b. Kays eş-Şeybânî el-Harûrî Kûfe’ye girdi.
Mervân, Suriye ordusuyla işleri düzene koyduktan sonra Harran’daki ikametgâhına gitti. Orada üç aydan fazla kalmadan halk açıkça ona karşı çıktı ve isyan etti. Onları buna teşvik eden kişi Sâbit b. Nu‘aym idi; onlara elçiler gönderdi ve mektuplar yazdı. Bu durum Mervân’a ulaşınca bizzat onların üzerine yürüdü.
Humus ordusu, Tedmür’de bulunan Kalb kabilesine haber gönderdi. Bunun üzerine el-Asbağ b. Zü‘âle el-Kelbî, beraberinde yetişkin üç oğlu —Hamza, Zü‘âle ve Furâfisa— ile birlikte onların yanına hareket etti. Onunla birlikte Suriye süvarilerinden Muâviye es-Saksakî, İsmâ b. el-Mukşa‘irr, Hişâm b. Mes‘ad, Tufeyl b. Hârise ve kabilelerinden yaklaşık bin süvari de bulunuyordu. Bunlar 127 yılı Ramazan Bayramı gecesi (25 Haziran 745) Humus şehrine girdiler.
Mervân ise Harre’de bulunuyordu ve Humus’a otuz milden daha yakın bir mesafedeydi. Bayram sabahı onların haberi kendisine ulaşınca hızla hareket etti. O sırada yanında azledilmiş halife İbrahim b. el-Velîd ile Süleyman b. Hişam da vardı. Bunlar Mervân’dan eman istemiş ve eman aldıktan sonra onun ordusuna katılmışlardı. Mervân onlara iyi davranıyor, kendisine yakın tutuyor, yemeklerinde yanına oturtuyor ve seferlerinde beraberinde götürüyordu.
Mervân bayramdan iki gün sonra Humus’a ulaştı. Şehirdeki Kalb kabilesi kapıları içeriden kapatmıştı. Mervân süvarileriyle şehri kuşattı, kapılardan birinin karşısında durdu ve sur üzerindeki savunuculara baktı. Tellalcısı şöyle seslendi:
“Sizi ahdinizi bozmaya ne sevk etti?”
Onlar şöyle cevap verdiler:
“Biz hâlâ sana itaat ediyoruz, sana karşı gelmedik!”
Bunun üzerine Mervân dedi ki:
“Eğer doğru söylüyorsanız kapıyı açın!”
Onlar kapıyı açtılar. Amr b. el-Vaddâh, yaklaşık üç bin kişiden oluşan Vaddâhiyye birlikleriyle birlikte içeri girdi ve şehir içinde Kalb kabilesiyle savaştı. Mervân’ın süvarileri onlara üstün gelince, Bab Tadmur denilen kapıya doğru kaçtılar. Oradan çıkmaya çalıştılar, fakat Mervân’ın muhafızları orada konuşlanmıştı; onlarla savaştılar ve çoğu öldürüldü.
El-Asbağ b. Zü‘âle ile es-Saksakî kaçmayı başardı; ancak el-Asbağ’ın iki oğlu Zü‘âle ve Furâfisa ile birlikte otuzdan fazla adam esir alındı. Mervân’ın huzuruna getirildiler ve orada öldürüldüler. Mervân, sayıları beş yüz ya da altı yüz kadar olan ölülerin toplanmasını ve şehir etrafında çarmıha gerilmelerini emretti. Ayrıca surdan ok atımı mesafesinde bir kısmı yıktırdı.
Guta (Şam vahası) halkı ise şehre saldırdı, valileri Zâmil b. Amr’ı kuşattı ve başlarına Yezîd b. Hâlid el-Kasrî’yi seçti. Şehir halkının bir kısmı ve Ebû Habbâr el-Kureşî adlı bir komutan, yaklaşık dört yüz adamla birlikte Zâmil’e bağlı kaldı. Mervân, Humus’tan Ebû’l-Verd b. el-Kevser b. Zufar b. el-Hâris’i (adı Maczaa idi), ayrıca Amr b. el-Vaddâh ve on bin kişilik bir kuvveti yardıma gönderdi.
Şehre yaklaştıklarında kuşatmacılara saldırdılar. Ebû Habbâr da süvarileriyle şehirden çıkıp onlara katıldı. İsyancılar bozguna uğratıldı ve ordugâhları ele geçirildi. Ardından Yemânîlere ait köylerden biri olan el-Mizzah yakıldı. Yezîd b. Hâlid ve Ebû ‘İlâgah, el-Mizzah’tan Lahm kabilesinden birine sığındı. Yerleri Zâmil’e bildirildi; onları getirtmek istedi fakat huzuruna çıkarılmadan önce ikisi de öldürüldü. Başları Humus’taki Mervân’a gönderildi.
Filistin ordusundan Sâbit b. Nu‘aym da isyan etti ve Taberiyye’ye kadar ilerleyerek şehri kuşattı. Oranın valisi Abdülmelik’in kardeşinin oğlu olan Velîd b. Muâviye b. Mervân idi. Birkaç gün savaştılar. Bunun üzerine Mervân, Ebû’l-Verd’e yazıp yardıma gitmesini emretti.
Ebû’l-Verd Şam’dan yola çıktı. Yaklaştığı haberi gelince şehir halkı dışarı çıkarak Sâbit’in kuvvetlerine saldırdı ve ordugâhlarını ele geçirdi. Sâbit Filistin’e kaçtı ve kabilesini toplayarak yeniden güç kazandı. Ebû’l-Verd tekrar üzerine yürüdü ve onu ikinci kez bozdu. Yanındakiler onu terk etti. Yetişkin üç oğlu —Nu‘aym, Bekr ve İmrân— esir alındı ve Mervân’a gönderildi. Deyr Eyyûb’da yaralı halde huzuruna getirildiler; Mervân yaralarının tedavi edilmesini emretti.
Sâbit b. Nu‘aym gizlendi. Filistin valiliğine er-Rumâhis b. Abdülazîz el-Kinânî getirildi. Sâbit ile birlikte kaçan oğullarından Rifa‘a daha sonra Mansur b. Cumhûr’a katıldı. Mansur ona ikramlarda bulundu, görev verdi ve kardeşi Manzûr b. Cumhûr ile birlikte onu vekil yaptı. Ancak Rifa‘a, Manzûr’a saldırıp onu öldürdü.
Bu haber Mansur’a ulaştı. Multan’a gitmek üzereyken geri döndü ve Rifa‘a’yı yakaladı. Onu içi boş bir tuğla sütuna yerleştirip bağladı ve üzerini ördürerek öldürdü.
Mervân, er-Rumâhis’e Sâbit’i aramasını ve ona iyi davranmasını yazdı. Nihayet kabilesinden biri yerini bildirdi ve yakalandı. Yanındakilerle birlikte iki ay sonra getirildi. Mervân, Sâbit ve daha önce elinde bulunan oğullarını huzura çıkarttı. Ellerini ve ayaklarını kestirdi ve Şam’a gönderdi. Ebû Hâşim şöyle dedi:
“Onların parçalanıp şehir mescidinin kapısına asıldıklarını gördüm.”
Bu, halk arasında Sâbit hakkında “Mısır’a gidip orayı ele geçirdi ve Mervân’ın valisini öldürdü” şeklinde yayılan söylentiler sebebiyle yapılmıştı.
Bundan sonra Mervân, oğulları Ubeydullah ve Abdullah için biat düzenlemek üzere Deyr Eyyûb’dan ayrıldı. Onları Hişam b. Abdülmelik’in kızları Ümmü Hişam ve Âişe ile evlendirdi. Bu vesileyle ailesini, Abdülmelik’in oğullarını (Muhammed, Saîd, Bekkâr), Velîd, Süleyman, Yezîd ve Hişam’ın oğullarını, Kureyş ileri gelenlerini ve Arap liderlerini topladı.
Suriye ordusunu seferber etti, güçlendirdi ve her bir birliğin başına bir komutan tayin etti. Daha önce yirmi bin kişilik bir kuvvetle önden gönderdiği Yezîd b. Ömer b. Hubeyre’ye katılmalarını emretti. Ona Dûreyn’de konaklamasını söylemişti.
Suriye’nin tamamı (Tedmür hariç) kontrol altına alındıktan sonra Mervân Deyr Eyyûb’dan Şam’a gitti. Sâbit b. Nu‘aym, oğulları ve diğer sakat bırakılanlar getirildi; öldürülüp Şam kapılarına asıldılar. Ebû Hâşim şöyle dedi:
“Onların öldürülüp asıldıklarını gördüm.”
Ancak Mervân içlerinden Amr b. el-Hâris el-Kelbî adlı birini bağışladı; onun Sâbit’in sakladığı mallar hakkında bilgi sahibi olduğu söyleniyordu.
Mervân daha sonra askerleriyle birlikte Kastal’e ilerledi. Burada, Tedmür ile arasındaki mesafe üç günlük yol olan bölgede konakladı. Kalb kabilesinin Tedmür ile arasındaki kuyuları taşlarla doldurarak kullanılmaz hale getirdiği haberi geldi. Bunun üzerine su tulumları, yiyecek ve develer hazırlattı.
El-Abrâş b. el-Velîd, Süleyman b. Hişam ve diğer bazı Emevîler araya girerek Kalb kabilesinin affedilmesini istediler. Mervân kabul etti. El-Abrâş kardeşi Amr b. el-Velîd’i elçi olarak gönderdi. Ancak onlar kabul etmediler. Bunun üzerine el-Abrâş bizzat gitti, onları korkuttu ve Mervân’a karşı duramayacaklarını söyledi. Bir kısmı bunu kabul etti, diğerleri çöle kaçtı.
El-Abrâş durumu Mervân’a bildirdi. Mervân ona şehri yıkmasını ve kendisine katılanlarla geri gelmesini yazdı. El-Abrâş, el-Asbağ b. Zü‘âle ve oğlu Hamza ile bazı ileri gelenleri alarak geri döndü.
Mervân daha sonra çöl yolundan Suriyye ve Deyr el-Lathîk üzerinden Rusâfe’ye ulaştı. Yanında Süleyman b. Hişam, amcası Saîd b. Abdülmelik, kardeşleri, azledilmiş halife İbrahim ve diğer Emevî prensleri vardı. Orada bir gün kaldıktan sonra Rakka’ya geçti.
Süleyman b. Hişam, biraz daha kalmak için izin istedi; kölelerinin dinlenmesi ve hayvanlarının toparlanması gerektiğini söyledi. Mervân izin verdi ve yoluna devam etti. Fırat kıyısında konakladı, ardından Karkisiyye’ye geçti. Burada İbn Hubeyre onu bekliyordu.
Bu sırada Irak seferi için toplanmış yaklaşık on bin asker Rusâfe’de Süleyman’a katıldı ve onu Mervân’a karşı savaşmaya çağırdı.
Bu yıl Dahhâk b. Kays eş-Şeybânî el-Harûrî Kûfe’ye girdi.
Dahhâk el-Hâricî’nin (Muhakkime) İsyanı:
Bu olay hakkında rivayetler farklılık göstermektedir. Ahmed b. Züheyr — Abdülvehhâb b. İbrahim — Ebû Hâşim Muhallad b. Muhammed’e göre:
Dahhâk’ın isyanının sebebi şuydu: Velîd öldürüldüğünde, Harûrîlerden Saîd b. Behdal eş-Şeybânî, Cezîre’de iki yüz kişiyle isyan etti. Bu grupta Dahhâk da vardı. Velîd’in ölümünden ve Mervân’ın Suriye ile meşgul olmasından faydalanarak Kefertûsâ bölgesinde isyan etti.
Aynı zamanda, görüş ayrılığı sebebiyle Saîd’den ayrılan Bistâm el-Beyhâsî de Rabi‘a’dan benzer sayıda adamla yola çıktı. İki grup birbirine karşı yürüdü. Birbirlerine yaklaşınca Saîd b. Behdal, daha sonra Mervân’ı da bozguna uğratacak olan komutanı el-Hayberî’yi yaklaşık yüz elli süvariyle gece baskını için gönderdi.
El-Hayberî fark edilmeden Bistâm’ın ordugâhına ulaştı. Adamlarına birbirlerini tanımak için başlarına beyaz bez bağlamalarını emretti. Ardından “Allahu ekber!” diye bağırarak baskın yaptılar ve nöbet tutmadıkları için onları ağır şekilde vurdular.
Bunun üzerine el-Hayberî şöyle dedi:
“Her ne kadar o Bistâm ise de ben el-Hayberî’yim;
Kılıçla vururum ve ordugâhımda nöbet tutarım.”
Bistâm ve yanındakilerin tamamını öldürdüler. Yalnızca on dört kişi kaçıp Mervân’a sığındı. Mervân onları yanında tuttu ve muhafız birliğine aldı. İçlerinden Ebû’n-Na‘sel künyeli Mukâtil adlı kişiyi diğerlerinin başına getirdi.
Saîd b. Behdal daha sonra Irak’a yöneldi. Çünkü orada karışıklıklar olduğunu ve Suriye ordusu içinde Abdullah b. Ömer ile en-Nadr b. Saîd el-Haraşî taraftarları arasında çatışmalar bulunduğunu duymuştu. Yemenliler Hîre’de Abdullah b. Ömer ile, Mudarlılar ise Kûfe’de İbn el-Haraşî ileydi ve aralarındaki bölgede sabah akşam çarpışıyorlardı.
Saîd b. Behdal Irak’a giderken yakalandığı veba sebebiyle öldü. Yerine Dahhâk b. Kays getirildi. Saîd’in Havmâ adlı bir eşi vardı. Bunun üzerine el-Hayberî şu beyti söyledi:
“Ey Havmâ, Allah İbn Behdal’ın kabrini ıslatsın;
Gece yolcuları eyer vurduğunda artık o yola çıkmayacak.”
Dahhâk’ın etrafında yaklaşık bin kişi toplandı ve Kûfe’ye yöneldiler. Musul bölgesinden geçerken üç bin kadar kişi daha ona katıldı.
O sırada en-Nadr b. Saîd el-Haraşî ve Mudarlılar Kûfe’de, Abdullah b. Ömer ve Yemenliler ise Hîre’deydi. Birbirleriyle çekişme halindeydiler. Ancak Dahhâk yaklaşınca barışıp ona karşı birleştiler.
Kûfe’de mevzilendiler. Toplamda otuz bin civarında iyi donanımlı Suriye askeri vardı. Ayrıca Mervân’ın gönderdiği, Kınnesrîn kuvvetlerinden bin süvarilik birliğin başında ‘Abbâd b. el-Ğuzeyyil bulunuyordu.
Düşman onları teke tek dövüşe çağırdı ve savaş başladı. O gün Âsım b. Ömer b. Abdülazîz ile Ca‘fer b. Abbas el-Kindî öldürüldü. Dahhâk’ın kuvvetleri onları ağır bir bozguna uğrattı.
Abdullah b. Ömer adamlarıyla birlikte Vâsıt’a kaçtı. En-Nadr (İbn el-Haraşî), Mudarlılar ve İsmâil b. Abdullah el-Kasrî ise Mervân’a doğru yola çıktı.
Böylece Dahhâk ve Cezîre halkı Kûfe’yi ve çevresini ele geçirdi, Sevâd bölgesinin vergilerini topladı. Kûfe’ye Milhân adlı bir adamını iki yüz süvariyle vali bıraktı ve çoğunlukla birlikte Vâsıt’taki Abdullah b. Ömer’in üzerine yürüdü ve şehri kuşattı.
Abdullah’ın yanında Kınnesrînli, cesur bir adam olan ‘Atiyye es-Se‘lebî vardı. Kuşatma ihtimali ortaya çıkınca ‘Atiyye yetmiş-seksen adamıyla birlikte Mervân’a ulaşmak üzere yola çıktı. Kadisiyye yolundan gittiler.
Milhân onların hareketini öğrenip yaklaşık otuz süvariyle peşlerine düştü. Saylahûn köprüsünde karşılaştılar. ‘Atiyye onu ve adamlarından bazılarını öldürdü. Kalanlar kaçıp Kûfe’ye döndü. ‘Atiyye ise yoluna devam ederek Mervân’a ulaştı.
⸻
Ebû Ubeyde Ma‘mer b. el-Müsennâ — Ebû Saîd’e göre:
Saîd b. Behdal ölünce Hâricîler Dahhâk’ı imam seçtiler. O Şehrizor’da kaldı. Sufriyye fırkasından insanlar her taraftan ona katıldı ve sayıları dört bine ulaştı. Ondan önce hiçbir Hâricî lider bu kadar kalabalık toplamamıştı.
Yezîd b. el-Velîd öldüğünde Irak’taki görevlisi Abdullah b. Ömer’di. Mervân Ermeniye’den gelerek Cezîre’de konakladı ve Abdullah’ın komutanlarından en-Nadr b. Saîd’i Irak valisi tayin etti. En-Nadr Kûfe’ye geçti, Abdullah ise Hîre’ye yerleşti.
Mudarlılar en-Nadr’ın, Yemenliler ise Abdullah’ın etrafında toplandı ve dört ay boyunca savaştılar. Daha sonra Mervân en-Nadr’a takviye gönderdi. Bu sırada Dahhâk Kûfe’ye yöneldi (127 yılı / 744–745).
Abdullah b. Ömer, en-Nadr’a haber göndererek şöyle dedi:
“Bu adam yalnızca bana ve sana karşıdır; gel birleşelim.”
Bunun üzerine ittifak yaptılar.
Abdullah Tellü’l-Feth’te konakladı. Dahhâk Fırat’ı geçmek üzere ilerledi. Abdullah, Hamza b. el-Asbağ’ı geçişi engellemek için gönderdi. Ancak Ubeydullah b. Abbas el-Kindî şöyle dedi:
“Bırak geçsin; bizim için daha kolay olur.”
Bunun üzerine Abdullah Hamza’ya geri çekilmesini söyledi ve kendisi Kûfe’de konakladı. Kendisi valilik mescidinde, en-Nadr ise Kûfe dışında kendi adamlarıyla namaz kılıyordu. Birbirleriyle birleşmiyor ama Dahhâk’a karşı savaşmak üzere anlaşmışlardı.
Hamza geri döndükten sonra Dahhâk ilerledi, Fırat’ı geçti ve 127 yılı Receb ayının 4’ünde (9 Nisan 745) Nuhayle’de konakladı.
İbn Ömer ve en-Nadr’ın Suriye askerleri onların yerleşmesine fırsat vermeden saldırdı. On dört süvari ve on üç kadın öldürüldü. Bunun üzerine Dahhâk adamlarını düzenledi ve geceyi geçirdiler.
Ertesi sabah, perşembe günü şiddetli bir savaş başladı. İbn Ömer ve adamları bozguna uğradı. Hâricîler onun kardeşi Âsım’ı öldürdü. Onu öldüren kişi el-Birdâvân b. Merzûk eş-Şeybânî idi. Cesedini el-Eş‘as soyundan olanlar kendi evlerinde defnettiler.
Ayrıca Ubeydullah’ın kardeşi Ca‘fer b. el-Abbas el-Kindî de öldürüldü. O, Abdullah b. Ömer’in şurta komutanıydı. Onu öldüren kişi Abdülmelik b. Alkame idi. Ca‘fer kaçarken kuzeni Şeşîle’ye seslendi. O da geri döndü fakat Sufriyye’den biri ona vurup yüzünü ikiye yardı.
Ebû Saîd şöyle rivayet etti: Onu bundan sonra gördüm; sanki iki yüzü varmış gibiydi. Abdülmelik eğildi ve Ca‘fer’in boğazını kesti. Sufriyye’den Ümmü’l-Birdâvn şu şiiri söyledi:
“Âsım’ı da Ca‘fer’i de öldürdük,
Bir de dışarı çıktıklarında o Dabbi süvarisini.
Sonra oyulmuş hendeğe geldik.”
İbn Ömer’in taraftarları kaçtı, Hâricîler de peşimizden geldi. Gece oluncaya kadar savunma hendeğimizin yanında durdular, sonra çekilip gittiler. Cuma sabahı erkenden kalktık. Allah’a yemin olsun ki biz daha dışarı çıkmadan bizi bozguna uğrattılar; hendeğimizin gerisine çekildik. Cumartesi günü kalktığımızda halkımızın hepsi sıvışıp Vâsıt’a kaçıyordu. Çünkü onlar, benzerini daha önce hiç görmedikleri, yavrularının üstüne atılan bir aslan gibi son derece cesur bir düşman görmüşlerdi. İbn Ömer taraftarlarına bakmak için çıktı; bir de ne görsün, çoğu gece karanlığında kaçmış. Onların büyük kısmı Vâsıt’a ulaştı. Oraya varanlar arasında en-Nadr b. Saîd, İsmâil b. Abdullah, Mansûr b. Cumhûr, Asbağ b. Züâle iki oğlu Hamza ve Züâle ile birlikte, Velîd b. Hassan el-Gassânî ve bütün ileri gelenler vardı. Yalnızca İbn Ömer, yanında kalan taraftarlarının başında kaldı; yerini terk etmedi.
Şöyle de rivayet edilir: Abdullah b. Ömer Irak valisi tayin edildiğinde, Ubeydullah b. Abbas el-Kindî’yi Kûfe valisi, Ömer b. el-Gadban b. el-Kabâsürî’yi de emniyet işlerinin başına getirdi. Yezîd b. el-Velîd ölünceye kadar ikisi de görevden alınmadı. Sonra İbrahim b. el-Velîd geldi ve İbn Ömer’i tekrar Irak valiliğine tayin etti. İbn Ömer kardeşi Âsım’ı Kûfe valisi yaptı, İbn el-Gadban’ı da yeniden emniyetin başına getirdi. Abdullah b. Muâviye isyan edinceye kadar bu görevde kaldılar. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer, Kûfe valiliğine Ömer b. Abdülhamîd b. Abdurrahman b. Zeyd b. el-Hattâb’ı, emniyetin başına da Suriye ordusundan el-Hakem b. Uteybe el-Esedî’yi tayin etti. Daha sonra Ömer b. Abdülhamîd’i bu görevden aldı; yerine Kûfe valiliğine Ömer b. el-Gadban’ı, emniyetin başına yine el-Hakem b. Uteybe el-Esedî’yi getirdi. Ardından Ömer b. el-Gadban’ı da Kûfe valiliğinden azletti ve bu görevi el-Velîd b. Hassan el-Gassânî’ye verdi. Daha sonra İbn Ömer, İsmâil b. Abdullah el-Kasrî’yi vali tayin etti, emniyetin başına da Ebân b. el-Velîd’i getirdi. Sonra İsmâil’i azledip yerine Abdüssamed b. Ebân b. en-Nu‘mân b. Beşîr el-Ensârî’yi atadı. Onu da görevden alıp kardeşi Âsım b. Ömer’i vali yaptı.
Dahhâk b. Kays eş-Şeybânî ilerledi. Şöyle de rivayet edilir: Dahhâk ancak İsmâil b. Abdullah el-Kasrî Kûfe’de valilik sarayında otururken ilerlemişti. Abdullah b. Ömer Hîre’de, İbn el-Haraşî ise Deyr Hind’de bulunuyordu. Dahhâk Kûfe’yi ele geçirdi ve oraya Milhân b. Ma‘rûf eş-Şeybânî’yi vali, Benî Hanzala’dan Harûrî bir Hâricî olan Sufr’u da emniyetin başına tayin etti. Sonra İbn el-Haraşî, Suriye’ye kendi yolunu bulup gitmek üzere dışarı çıktı. Milhân ona karşı koydu, fakat İbn el-Haraşî onu öldürdü. Bundan sonra Dahhâk, Kûfe’ye Hassan’ı vali, Hassan’ın oğlu el-Hâris’i de emniyetin başına getirdi. Abdullah b. Ömer, Hâricîlerin öldürdüğü kardeşi Âsım için mersiye olarak şöyle dedi:
“Zamanın kötü dönüşleri hedef aldığı kişiye atar,
Ertesi güne yay atacak ok bırakmaz.
En kıymetli hedefime atıp Âsım’ı öldürdüler;
O benim kardeşimdi, bana kale, sığınak ve barınaktı.
Keder ve akan gözyaşı
İçimde biriken taze kanı eritmiş olsa da,
Ben onları Âsım için yudum yudum içtim;
Onun içtiği ve yuttuğu ise çok daha büyüktü.
Keşke zaman bana Âsım’ı bıraksa da
Birlikte yaşasaydık; yahut ikimizi birlikte alsaydı!”
Yine rivayet edilir ki Abdullah b. Ömer şöyle derdi: “Duydum ki Ayn b. Ayn b. Ayn, Mîm b. Mîm b. Mîm’i öldürmüş. Onu öldürmeyi ummuştu; fakat onu öldüren Abdullah b. Ali b. Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib oldu.”
Şöyle de rivayet edilir: Ömer’in taraftarları kaçıp Vâsıt’a ulaştıklarında ona, “Bu adamlar kaçmışken sen niçin hâlâ duruyorsun?” dediler. O da, “Biraz daha oyalanıp duruma bakacağım” dedi. Bir iki gün daha kaldılar. Hâricîlerden yüreklerine korku dolmuş kaçaklardan başka kimse görmediler. Sonunda Vâsıt’a gitmek üzere yola çıkılmasını emretti. Hâlid b. el-Ğuzeyyil taraftarlarını topladı ve Cezîre’de kalan Mervân’a katıldı. Ubeydullah b. Abbas el-Kindî de halkın başına gelenleri görünce kendini güvende hissetmedi; Dahhâk’a geçti, ona biat etti ve ordusunda hizmet etti. Ebû Atâ es-Sindî, onun, kardeşini öldüren Dahhâk’ın safına geçmesini ayıplayarak şu şiiri söyledi:
“Ubeydullah’a söyle: ‘Eğer yaşayan Ca‘fer olsaydı,
Sen öldürüldükten sonra asla boyun eğmezdi.
Elinde keskin ve parlak bir kılıç varken,
İntikam vakti gelip çatmışken sapkınların peşine takılmazdı.
Kardeşini öldüren, babana da kâfir diyen bir güruha
Ne dersin?’”
Ubeydullah b. Abbas, Ebû Atâ’nın bu şiirini duyunca, “Benim dediğim şudur: Allah sana annenin sünnet yerini ısırsın!” dedi. Ebû Atâ’nın şiiri şöyle devam eder:
“Her akraba ve intikam peşinde koşan herkes
Senin akrabalığını reddetsin; aşağılık kimse yere serilmiştir.
Şeybân’ın kardeşi silahlarını yağmalarken,
Uzun gemli hızlı bir at seni kurtardı!”
İbn Ömer, Haccâc b. Yusuf’un Vâsıt’taki konağına yerleşti. Şöyle de rivayet edilir: Yemenliler onunla birlikteydi. En-Nadr b. Saîd, kardeşi Süleyman ve Hanzala b. Nubâte iki oğlu Muhammed ve Nubâte ile birlikte, Basra’dan gelirken yolun sağ tarafına yerleşmiş olan Mudar’ın yanındaydılar. Kûfe’yi ve Hîre’yi Dahhâk ile Hâricîlere terk ettiler; oradaki her şey onların eline geçti. Abdullah b. Ömer ile en-Nadr b. Saîd el-Haraşî arasındaki savaş, Dahhâk gelmeden önceki haline döndü. En-Nadr, Mervân’ın tayin belgesine dayanarak İbn Ömer’den Irak yönetimini kendisine teslim etmesini istiyor, İbn Ömer ise bunu reddediyordu. Yemenliler İbn Ömer’in, Nizâr ise en-Nadr’ın tarafındaydı. Bunun sebebi, Yemen ordularının, Yezîd en-Nâkıs’ın, Hâlid el-Kasrî’yi onu öldüren Yusuf b. Ömer es-Sekafî’ye teslim etmesi yüzünden, Velîd’le olan çekişmesinde Yezîd’in safında yer almış olmalarıydı. Kays ise Velîd’in kanının intikamını istediği için Mervân’ın yanındaydı. Çünkü Velîd, annesi Zeyneb bt. Muhammed b. Yusuf vasıtasıyla Sakîf kabilesinden, dolayısıyla Kays tarafından akrabaydı; Zeyneb, Haccâc’ın yeğeniydi. Böylece İbn Ömer ile en-Nadr arasındaki savaş yeniden başladı.
Dahhâk Kûfe’ye girdi ve orada kaldı. Şa‘ban 127’de (Mayıs 745) Milhân eş-Şeybânî’yi şehrin valisi yaptı.
Dahhâk, Hâricîlerin başında, İbn Ömer ve en-Nadr’ın peşinden Vâsıt’a doğru hızla yürüdü ve Bâbü’l-Midmâr’da konakladı. Bunu görünce İbn Ömer ile en-Nadr birbirleriyle savaşmaktan vazgeçip, Kûfe’de yaptıkları gibi ona karşı birleştiler. En-Nadr ve komutanları köprüyü geçiyor, İbn Ömer’in yanında Dahhâk ve adamlarıyla savaşıyor, sonra kendi yerlerine dönüyor, İbn Ömer’in yanında kalmıyorlardı. Şa‘ban, Ramazan ve Şevval ayları boyunca bu şekilde devam ettiler.
Bir gün çarpışma çok şiddetlendi. Mansûr b. Cumhûr, Bâbü’l-Kurac’da Dahhâk’ın kumandanlarından, Hâricîler arasında büyük itibarı olan İkrime b. Şeybân’a hücum etti, onu ikiye bölerek öldürdü. Dahhâk, Şevvâl adlı başka bir kumandanını — o da Benî Şeybân’dandı — şöyle diyerek Zâb kapısına gönderdi: “Onu onların başlarına yıkın; kuşatma bizim için fazla uzadı.” Şevvâl, yine Benî Şeybân’dan olan el-Hayberî ile birlikte, Şeybân süvarilerinin başında yola çıktı. Abdülmelik b. Alkame onları görünce, “Nereye gidiyorsunuz?” diye sordu. Şevvâl, “Zâb kapısına gidiyoruz; Müminlerin Emîri bana şunu ve şunu emretti” dedi. Bunun üzerine Abdülmelik, “Ben de sizinle geliyorum” dedi ve onlarla birlikte döndü. O sırada başı açıktı, üstünde zırh da yoktu. O da Dahhâk’ın kumandanlarından ve çok çetin bir adamdı.
Zâb kapısına vardılar ve onu ateşe verdiler. Abdullah b. Ömer, Mansûr b. Cumhûr’u, Kalb’den altı yüz süvariyle onların üzerine gönderdi. Şiddetli bir savaş başladı. Abdülmelik b. Alkame, zırhı olmamasına rağmen onlara hücum etti ve pek çoğunu öldürdü. Bunu gören Mansûr b. Cumhûr öfkelendi. Abdülmelik’in kahramanlığı onu kızdırmıştı. Üzerine atıldı ve omuzla boynu arasına öyle bir vurdu ki darbeyle onu kalçaya kadar biçti; adam düşüp can verdi.
Bunun üzerine sert tabiatlı bir Hâricî kadın ileri atıldı, Mansûr’un atının dizginini yakalayarak, “Ey günahkâr! Müminlerin Emîri’ne hesap ver!” diye bağırdı. Mansûr onun elini kesti — yahut şöyle de rivayet edilir: Kadının elindeyken atının dizginini kesti — ve kurtuldu. El-Hayberî, Mansûr’un ardından şehre girdi. Kalb’den, Mansûr’un amcazadelerinden biri ona saldırdıysa da el-Hayberî onu vurup öldürdü.
Benî Hilâl’in mevlası Habîb b. Hudra şöyle iddia etmiştir: Abdülmelik b. Alkame, Fars krallarının soyundandı. Onun için şu mersiyeyi söyledi:
“Kadın gözünden yaş akarken şöyle der:
‘İbn Alkame’nin ruhuna selam olsun!’
Ölüm seni işinin ortasında mı yakaladı?
Her insan vakti gelince ölümü bulur.
Artık ellerde titreme yok, yaşlılığın gevşemesi yok;
Savaşta gerileme de yok, zamanla zayıflama da.
Hâricîler için öldürülmek ayıp değildir;
Onlar öldürülürler ve yine de soyludurlar.
İnsanların tortularının tutacağı bir yol yoktur;
Ey İbn Alkame, beni sana ağlatan da işte o tortulardır.”
Mansûr daha sonra İbn Ömer’e şöyle dedi: “Ben bu insanlar gibisini hiç görmedim,” diyerek Hâricîleri kastetti. “Onlarla neden savaşıyorsun ve onları Mervân’la uğraşamayacak kadar meşgul ediyorsun? Onlara onay ver ve onları kendinle Mervân’ın arasına koy. Bunu yaparsan bizi rahat bırakırlar ve gider onunla savaşırlar. Onların şiddeti ve cesareti ona yönelir, sen de burada kendi yerinde rahatça kalırsın. Eğer onu yenerlerse istediğini elde etmiş olursun ve onlarla iyi geçinirsin. Eğer o onları yener ve sen de ona karşı çıkmak ve onunla savaşmak istersen, dinlenmiş olarak onunla savaşırsın; onun onlarla olan mücadelesi uzun sürecek ve ona büyük sıkıntı verecek.”
Fakat İbn Ömer, “Acele etme; bekleyip görelim!” dedi. Mansûr, “Neyi bekleyeceğiz?” diye sordu. “Onlarla birlikte çıkamazsın, geri de gidemezsin. Onların üzerine çıksak, onlara dayanamayız. Onlar hakkında ne olmasını bekleyebiliriz? Bu arada Mervân rahat durumda, çünkü biz onların gücünün keskin ucunu üzerimize çektik ve onları ondan uzaklaştırdık! Ben ise gidip onlara katılacağım!” dedi.
Bunun üzerine dışarı çıktı ve onların saflarının karşısında durarak şöyle bağırdı: “Dinlemeye hazırım! Müslüman olarak teslim olmak ve Allah’ın sözünü dinlemek istiyorum!” Ravi şöyle ekler: “Bu, onların imtihanıdır.”
Mansûr onların yanına geçti ve onlara biat etti; “Müslüman oldum” dedi. Bunun üzerine onu kuşluk yemeğine davet ettiler, o da yedi. Sonra onlara, “Zâb’da o gün dizginimi yakalayan süvari kimdi?” diye sordu; bu, İbn Alkame’yi öldürdüğü günü kast ediyordu. “Ey Ümmü’l-Anber!” diye seslendiler. Bunun üzerine son derece güzel bir kadın onların yanına çıktı. Kadın ona, “Sen Mansûr musun?” dedi. O, “Evet” diye cevap verdi. Kadın, “Kılıcın nerede anılırsa anılsın Allah seni rezil etsin! Vallahi hiçbir şey yapmadı ve hiçbir şey kazandırmadı!” dedi. Bununla, dizginini tuttuğu zaman onu öldüremediği için cennete şehit olarak giremeyişini kast ediyordu. O ana kadar Mansûr onun bir kadın olduğunu bilmiyordu.
Mansûr, “Ey Müminlerin Emîri, onu benimle evlendir!” dedi. Dahhâk, “Onun bir kocası var” diye cevap verdi. Gerçekten de o, Ubeyde b. Sevvâr et-Tağlibî’nin karısıydı.
Sonunda Abdullah b. Ömer, Şevval ayının sonunda (Nisan 745 sonları) onlara haber gönderdi ve Dahhâk’a biat etti.
Bu yılda (127 / 744–745), Süleyman b. Hişam b. Abdülmelik b. Mervân, Mervân b. Muhammed’e olan biatını bozdu ve açıkça savaş başlattı.
Dahhâk’ın isyanının sebebi şuydu: Velîd öldürüldüğünde, Harûrîlerden Saîd b. Behdal eş-Şeybânî, Cezîre’de iki yüz kişiyle isyan etti. Bu grupta Dahhâk da vardı. Velîd’in ölümünden ve Mervân’ın Suriye ile meşgul olmasından faydalanarak Kefertûsâ bölgesinde isyan etti.
Aynı zamanda, görüş ayrılığı sebebiyle Saîd’den ayrılan Bistâm el-Beyhâsî de Rabi‘a’dan benzer sayıda adamla yola çıktı. İki grup birbirine karşı yürüdü. Birbirlerine yaklaşınca Saîd b. Behdal, daha sonra Mervân’ı da bozguna uğratacak olan komutanı el-Hayberî’yi yaklaşık yüz elli süvariyle gece baskını için gönderdi.
El-Hayberî fark edilmeden Bistâm’ın ordugâhına ulaştı. Adamlarına birbirlerini tanımak için başlarına beyaz bez bağlamalarını emretti. Ardından “Allahu ekber!” diye bağırarak baskın yaptılar ve nöbet tutmadıkları için onları ağır şekilde vurdular.
Bunun üzerine el-Hayberî şöyle dedi:
“Her ne kadar o Bistâm ise de ben el-Hayberî’yim;
Kılıçla vururum ve ordugâhımda nöbet tutarım.”
Bistâm ve yanındakilerin tamamını öldürdüler. Yalnızca on dört kişi kaçıp Mervân’a sığındı. Mervân onları yanında tuttu ve muhafız birliğine aldı. İçlerinden Ebû’n-Na‘sel künyeli Mukâtil adlı kişiyi diğerlerinin başına getirdi.
Saîd b. Behdal daha sonra Irak’a yöneldi. Çünkü orada karışıklıklar olduğunu ve Suriye ordusu içinde Abdullah b. Ömer ile en-Nadr b. Saîd el-Haraşî taraftarları arasında çatışmalar bulunduğunu duymuştu. Yemenliler Hîre’de Abdullah b. Ömer ile, Mudarlılar ise Kûfe’de İbn el-Haraşî ileydi ve aralarındaki bölgede sabah akşam çarpışıyorlardı.
Saîd b. Behdal Irak’a giderken yakalandığı veba sebebiyle öldü. Yerine Dahhâk b. Kays getirildi. Saîd’in Havmâ adlı bir eşi vardı. Bunun üzerine el-Hayberî şu beyti söyledi:
“Ey Havmâ, Allah İbn Behdal’ın kabrini ıslatsın;
Gece yolcuları eyer vurduğunda artık o yola çıkmayacak.”
Dahhâk’ın etrafında yaklaşık bin kişi toplandı ve Kûfe’ye yöneldiler. Musul bölgesinden geçerken üç bin kadar kişi daha ona katıldı.
O sırada en-Nadr b. Saîd el-Haraşî ve Mudarlılar Kûfe’de, Abdullah b. Ömer ve Yemenliler ise Hîre’deydi. Birbirleriyle çekişme halindeydiler. Ancak Dahhâk yaklaşınca barışıp ona karşı birleştiler.
Kûfe’de mevzilendiler. Toplamda otuz bin civarında iyi donanımlı Suriye askeri vardı. Ayrıca Mervân’ın gönderdiği, Kınnesrîn kuvvetlerinden bin süvarilik birliğin başında ‘Abbâd b. el-Ğuzeyyil bulunuyordu.
Düşman onları teke tek dövüşe çağırdı ve savaş başladı. O gün Âsım b. Ömer b. Abdülazîz ile Ca‘fer b. Abbas el-Kindî öldürüldü. Dahhâk’ın kuvvetleri onları ağır bir bozguna uğrattı.
Abdullah b. Ömer adamlarıyla birlikte Vâsıt’a kaçtı. En-Nadr (İbn el-Haraşî), Mudarlılar ve İsmâil b. Abdullah el-Kasrî ise Mervân’a doğru yola çıktı.
Böylece Dahhâk ve Cezîre halkı Kûfe’yi ve çevresini ele geçirdi, Sevâd bölgesinin vergilerini topladı. Kûfe’ye Milhân adlı bir adamını iki yüz süvariyle vali bıraktı ve çoğunlukla birlikte Vâsıt’taki Abdullah b. Ömer’in üzerine yürüdü ve şehri kuşattı.
Abdullah’ın yanında Kınnesrînli, cesur bir adam olan ‘Atiyye es-Se‘lebî vardı. Kuşatma ihtimali ortaya çıkınca ‘Atiyye yetmiş-seksen adamıyla birlikte Mervân’a ulaşmak üzere yola çıktı. Kadisiyye yolundan gittiler.
Milhân onların hareketini öğrenip yaklaşık otuz süvariyle peşlerine düştü. Saylahûn köprüsünde karşılaştılar. ‘Atiyye onu ve adamlarından bazılarını öldürdü. Kalanlar kaçıp Kûfe’ye döndü. ‘Atiyye ise yoluna devam ederek Mervân’a ulaştı.
⸻
Ebû Ubeyde Ma‘mer b. el-Müsennâ — Ebû Saîd’e göre:
Saîd b. Behdal ölünce Hâricîler Dahhâk’ı imam seçtiler. O Şehrizor’da kaldı. Sufriyye fırkasından insanlar her taraftan ona katıldı ve sayıları dört bine ulaştı. Ondan önce hiçbir Hâricî lider bu kadar kalabalık toplamamıştı.
Yezîd b. el-Velîd öldüğünde Irak’taki görevlisi Abdullah b. Ömer’di. Mervân Ermeniye’den gelerek Cezîre’de konakladı ve Abdullah’ın komutanlarından en-Nadr b. Saîd’i Irak valisi tayin etti. En-Nadr Kûfe’ye geçti, Abdullah ise Hîre’ye yerleşti.
Mudarlılar en-Nadr’ın, Yemenliler ise Abdullah’ın etrafında toplandı ve dört ay boyunca savaştılar. Daha sonra Mervân en-Nadr’a takviye gönderdi. Bu sırada Dahhâk Kûfe’ye yöneldi (127 yılı / 744–745).
Abdullah b. Ömer, en-Nadr’a haber göndererek şöyle dedi:
“Bu adam yalnızca bana ve sana karşıdır; gel birleşelim.”
Bunun üzerine ittifak yaptılar.
Abdullah Tellü’l-Feth’te konakladı. Dahhâk Fırat’ı geçmek üzere ilerledi. Abdullah, Hamza b. el-Asbağ’ı geçişi engellemek için gönderdi. Ancak Ubeydullah b. Abbas el-Kindî şöyle dedi:
“Bırak geçsin; bizim için daha kolay olur.”
Bunun üzerine Abdullah Hamza’ya geri çekilmesini söyledi ve kendisi Kûfe’de konakladı. Kendisi valilik mescidinde, en-Nadr ise Kûfe dışında kendi adamlarıyla namaz kılıyordu. Birbirleriyle birleşmiyor ama Dahhâk’a karşı savaşmak üzere anlaşmışlardı.
Hamza geri döndükten sonra Dahhâk ilerledi, Fırat’ı geçti ve 127 yılı Receb ayının 4’ünde (9 Nisan 745) Nuhayle’de konakladı.
İbn Ömer ve en-Nadr’ın Suriye askerleri onların yerleşmesine fırsat vermeden saldırdı. On dört süvari ve on üç kadın öldürüldü. Bunun üzerine Dahhâk adamlarını düzenledi ve geceyi geçirdiler.
Ertesi sabah, perşembe günü şiddetli bir savaş başladı. İbn Ömer ve adamları bozguna uğradı. Hâricîler onun kardeşi Âsım’ı öldürdü. Onu öldüren kişi el-Birdâvân b. Merzûk eş-Şeybânî idi. Cesedini el-Eş‘as soyundan olanlar kendi evlerinde defnettiler.
Ayrıca Ubeydullah’ın kardeşi Ca‘fer b. el-Abbas el-Kindî de öldürüldü. O, Abdullah b. Ömer’in şurta komutanıydı. Onu öldüren kişi Abdülmelik b. Alkame idi. Ca‘fer kaçarken kuzeni Şeşîle’ye seslendi. O da geri döndü fakat Sufriyye’den biri ona vurup yüzünü ikiye yardı.
Ebû Saîd şöyle rivayet etti: Onu bundan sonra gördüm; sanki iki yüzü varmış gibiydi. Abdülmelik eğildi ve Ca‘fer’in boğazını kesti. Sufriyye’den Ümmü’l-Birdâvn şu şiiri söyledi:
“Âsım’ı da Ca‘fer’i de öldürdük,
Bir de dışarı çıktıklarında o Dabbi süvarisini.
Sonra oyulmuş hendeğe geldik.”
İbn Ömer’in taraftarları kaçtı, Hâricîler de peşimizden geldi. Gece oluncaya kadar savunma hendeğimizin yanında durdular, sonra çekilip gittiler. Cuma sabahı erkenden kalktık. Allah’a yemin olsun ki biz daha dışarı çıkmadan bizi bozguna uğrattılar; hendeğimizin gerisine çekildik. Cumartesi günü kalktığımızda halkımızın hepsi sıvışıp Vâsıt’a kaçıyordu. Çünkü onlar, benzerini daha önce hiç görmedikleri, yavrularının üstüne atılan bir aslan gibi son derece cesur bir düşman görmüşlerdi. İbn Ömer taraftarlarına bakmak için çıktı; bir de ne görsün, çoğu gece karanlığında kaçmış. Onların büyük kısmı Vâsıt’a ulaştı. Oraya varanlar arasında en-Nadr b. Saîd, İsmâil b. Abdullah, Mansûr b. Cumhûr, Asbağ b. Züâle iki oğlu Hamza ve Züâle ile birlikte, Velîd b. Hassan el-Gassânî ve bütün ileri gelenler vardı. Yalnızca İbn Ömer, yanında kalan taraftarlarının başında kaldı; yerini terk etmedi.
Şöyle de rivayet edilir: Abdullah b. Ömer Irak valisi tayin edildiğinde, Ubeydullah b. Abbas el-Kindî’yi Kûfe valisi, Ömer b. el-Gadban b. el-Kabâsürî’yi de emniyet işlerinin başına getirdi. Yezîd b. el-Velîd ölünceye kadar ikisi de görevden alınmadı. Sonra İbrahim b. el-Velîd geldi ve İbn Ömer’i tekrar Irak valiliğine tayin etti. İbn Ömer kardeşi Âsım’ı Kûfe valisi yaptı, İbn el-Gadban’ı da yeniden emniyetin başına getirdi. Abdullah b. Muâviye isyan edinceye kadar bu görevde kaldılar. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer, Kûfe valiliğine Ömer b. Abdülhamîd b. Abdurrahman b. Zeyd b. el-Hattâb’ı, emniyetin başına da Suriye ordusundan el-Hakem b. Uteybe el-Esedî’yi tayin etti. Daha sonra Ömer b. Abdülhamîd’i bu görevden aldı; yerine Kûfe valiliğine Ömer b. el-Gadban’ı, emniyetin başına yine el-Hakem b. Uteybe el-Esedî’yi getirdi. Ardından Ömer b. el-Gadban’ı da Kûfe valiliğinden azletti ve bu görevi el-Velîd b. Hassan el-Gassânî’ye verdi. Daha sonra İbn Ömer, İsmâil b. Abdullah el-Kasrî’yi vali tayin etti, emniyetin başına da Ebân b. el-Velîd’i getirdi. Sonra İsmâil’i azledip yerine Abdüssamed b. Ebân b. en-Nu‘mân b. Beşîr el-Ensârî’yi atadı. Onu da görevden alıp kardeşi Âsım b. Ömer’i vali yaptı.
Dahhâk b. Kays eş-Şeybânî ilerledi. Şöyle de rivayet edilir: Dahhâk ancak İsmâil b. Abdullah el-Kasrî Kûfe’de valilik sarayında otururken ilerlemişti. Abdullah b. Ömer Hîre’de, İbn el-Haraşî ise Deyr Hind’de bulunuyordu. Dahhâk Kûfe’yi ele geçirdi ve oraya Milhân b. Ma‘rûf eş-Şeybânî’yi vali, Benî Hanzala’dan Harûrî bir Hâricî olan Sufr’u da emniyetin başına tayin etti. Sonra İbn el-Haraşî, Suriye’ye kendi yolunu bulup gitmek üzere dışarı çıktı. Milhân ona karşı koydu, fakat İbn el-Haraşî onu öldürdü. Bundan sonra Dahhâk, Kûfe’ye Hassan’ı vali, Hassan’ın oğlu el-Hâris’i de emniyetin başına getirdi. Abdullah b. Ömer, Hâricîlerin öldürdüğü kardeşi Âsım için mersiye olarak şöyle dedi:
“Zamanın kötü dönüşleri hedef aldığı kişiye atar,
Ertesi güne yay atacak ok bırakmaz.
En kıymetli hedefime atıp Âsım’ı öldürdüler;
O benim kardeşimdi, bana kale, sığınak ve barınaktı.
Keder ve akan gözyaşı
İçimde biriken taze kanı eritmiş olsa da,
Ben onları Âsım için yudum yudum içtim;
Onun içtiği ve yuttuğu ise çok daha büyüktü.
Keşke zaman bana Âsım’ı bıraksa da
Birlikte yaşasaydık; yahut ikimizi birlikte alsaydı!”
Yine rivayet edilir ki Abdullah b. Ömer şöyle derdi: “Duydum ki Ayn b. Ayn b. Ayn, Mîm b. Mîm b. Mîm’i öldürmüş. Onu öldürmeyi ummuştu; fakat onu öldüren Abdullah b. Ali b. Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib oldu.”
Şöyle de rivayet edilir: Ömer’in taraftarları kaçıp Vâsıt’a ulaştıklarında ona, “Bu adamlar kaçmışken sen niçin hâlâ duruyorsun?” dediler. O da, “Biraz daha oyalanıp duruma bakacağım” dedi. Bir iki gün daha kaldılar. Hâricîlerden yüreklerine korku dolmuş kaçaklardan başka kimse görmediler. Sonunda Vâsıt’a gitmek üzere yola çıkılmasını emretti. Hâlid b. el-Ğuzeyyil taraftarlarını topladı ve Cezîre’de kalan Mervân’a katıldı. Ubeydullah b. Abbas el-Kindî de halkın başına gelenleri görünce kendini güvende hissetmedi; Dahhâk’a geçti, ona biat etti ve ordusunda hizmet etti. Ebû Atâ es-Sindî, onun, kardeşini öldüren Dahhâk’ın safına geçmesini ayıplayarak şu şiiri söyledi:
“Ubeydullah’a söyle: ‘Eğer yaşayan Ca‘fer olsaydı,
Sen öldürüldükten sonra asla boyun eğmezdi.
Elinde keskin ve parlak bir kılıç varken,
İntikam vakti gelip çatmışken sapkınların peşine takılmazdı.
Kardeşini öldüren, babana da kâfir diyen bir güruha
Ne dersin?’”
Ubeydullah b. Abbas, Ebû Atâ’nın bu şiirini duyunca, “Benim dediğim şudur: Allah sana annenin sünnet yerini ısırsın!” dedi. Ebû Atâ’nın şiiri şöyle devam eder:
“Her akraba ve intikam peşinde koşan herkes
Senin akrabalığını reddetsin; aşağılık kimse yere serilmiştir.
Şeybân’ın kardeşi silahlarını yağmalarken,
Uzun gemli hızlı bir at seni kurtardı!”
İbn Ömer, Haccâc b. Yusuf’un Vâsıt’taki konağına yerleşti. Şöyle de rivayet edilir: Yemenliler onunla birlikteydi. En-Nadr b. Saîd, kardeşi Süleyman ve Hanzala b. Nubâte iki oğlu Muhammed ve Nubâte ile birlikte, Basra’dan gelirken yolun sağ tarafına yerleşmiş olan Mudar’ın yanındaydılar. Kûfe’yi ve Hîre’yi Dahhâk ile Hâricîlere terk ettiler; oradaki her şey onların eline geçti. Abdullah b. Ömer ile en-Nadr b. Saîd el-Haraşî arasındaki savaş, Dahhâk gelmeden önceki haline döndü. En-Nadr, Mervân’ın tayin belgesine dayanarak İbn Ömer’den Irak yönetimini kendisine teslim etmesini istiyor, İbn Ömer ise bunu reddediyordu. Yemenliler İbn Ömer’in, Nizâr ise en-Nadr’ın tarafındaydı. Bunun sebebi, Yemen ordularının, Yezîd en-Nâkıs’ın, Hâlid el-Kasrî’yi onu öldüren Yusuf b. Ömer es-Sekafî’ye teslim etmesi yüzünden, Velîd’le olan çekişmesinde Yezîd’in safında yer almış olmalarıydı. Kays ise Velîd’in kanının intikamını istediği için Mervân’ın yanındaydı. Çünkü Velîd, annesi Zeyneb bt. Muhammed b. Yusuf vasıtasıyla Sakîf kabilesinden, dolayısıyla Kays tarafından akrabaydı; Zeyneb, Haccâc’ın yeğeniydi. Böylece İbn Ömer ile en-Nadr arasındaki savaş yeniden başladı.
Dahhâk Kûfe’ye girdi ve orada kaldı. Şa‘ban 127’de (Mayıs 745) Milhân eş-Şeybânî’yi şehrin valisi yaptı.
Dahhâk, Hâricîlerin başında, İbn Ömer ve en-Nadr’ın peşinden Vâsıt’a doğru hızla yürüdü ve Bâbü’l-Midmâr’da konakladı. Bunu görünce İbn Ömer ile en-Nadr birbirleriyle savaşmaktan vazgeçip, Kûfe’de yaptıkları gibi ona karşı birleştiler. En-Nadr ve komutanları köprüyü geçiyor, İbn Ömer’in yanında Dahhâk ve adamlarıyla savaşıyor, sonra kendi yerlerine dönüyor, İbn Ömer’in yanında kalmıyorlardı. Şa‘ban, Ramazan ve Şevval ayları boyunca bu şekilde devam ettiler.
Bir gün çarpışma çok şiddetlendi. Mansûr b. Cumhûr, Bâbü’l-Kurac’da Dahhâk’ın kumandanlarından, Hâricîler arasında büyük itibarı olan İkrime b. Şeybân’a hücum etti, onu ikiye bölerek öldürdü. Dahhâk, Şevvâl adlı başka bir kumandanını — o da Benî Şeybân’dandı — şöyle diyerek Zâb kapısına gönderdi: “Onu onların başlarına yıkın; kuşatma bizim için fazla uzadı.” Şevvâl, yine Benî Şeybân’dan olan el-Hayberî ile birlikte, Şeybân süvarilerinin başında yola çıktı. Abdülmelik b. Alkame onları görünce, “Nereye gidiyorsunuz?” diye sordu. Şevvâl, “Zâb kapısına gidiyoruz; Müminlerin Emîri bana şunu ve şunu emretti” dedi. Bunun üzerine Abdülmelik, “Ben de sizinle geliyorum” dedi ve onlarla birlikte döndü. O sırada başı açıktı, üstünde zırh da yoktu. O da Dahhâk’ın kumandanlarından ve çok çetin bir adamdı.
Zâb kapısına vardılar ve onu ateşe verdiler. Abdullah b. Ömer, Mansûr b. Cumhûr’u, Kalb’den altı yüz süvariyle onların üzerine gönderdi. Şiddetli bir savaş başladı. Abdülmelik b. Alkame, zırhı olmamasına rağmen onlara hücum etti ve pek çoğunu öldürdü. Bunu gören Mansûr b. Cumhûr öfkelendi. Abdülmelik’in kahramanlığı onu kızdırmıştı. Üzerine atıldı ve omuzla boynu arasına öyle bir vurdu ki darbeyle onu kalçaya kadar biçti; adam düşüp can verdi.
Bunun üzerine sert tabiatlı bir Hâricî kadın ileri atıldı, Mansûr’un atının dizginini yakalayarak, “Ey günahkâr! Müminlerin Emîri’ne hesap ver!” diye bağırdı. Mansûr onun elini kesti — yahut şöyle de rivayet edilir: Kadının elindeyken atının dizginini kesti — ve kurtuldu. El-Hayberî, Mansûr’un ardından şehre girdi. Kalb’den, Mansûr’un amcazadelerinden biri ona saldırdıysa da el-Hayberî onu vurup öldürdü.
Benî Hilâl’in mevlası Habîb b. Hudra şöyle iddia etmiştir: Abdülmelik b. Alkame, Fars krallarının soyundandı. Onun için şu mersiyeyi söyledi:
“Kadın gözünden yaş akarken şöyle der:
‘İbn Alkame’nin ruhuna selam olsun!’
Ölüm seni işinin ortasında mı yakaladı?
Her insan vakti gelince ölümü bulur.
Artık ellerde titreme yok, yaşlılığın gevşemesi yok;
Savaşta gerileme de yok, zamanla zayıflama da.
Hâricîler için öldürülmek ayıp değildir;
Onlar öldürülürler ve yine de soyludurlar.
İnsanların tortularının tutacağı bir yol yoktur;
Ey İbn Alkame, beni sana ağlatan da işte o tortulardır.”
Mansûr daha sonra İbn Ömer’e şöyle dedi: “Ben bu insanlar gibisini hiç görmedim,” diyerek Hâricîleri kastetti. “Onlarla neden savaşıyorsun ve onları Mervân’la uğraşamayacak kadar meşgul ediyorsun? Onlara onay ver ve onları kendinle Mervân’ın arasına koy. Bunu yaparsan bizi rahat bırakırlar ve gider onunla savaşırlar. Onların şiddeti ve cesareti ona yönelir, sen de burada kendi yerinde rahatça kalırsın. Eğer onu yenerlerse istediğini elde etmiş olursun ve onlarla iyi geçinirsin. Eğer o onları yener ve sen de ona karşı çıkmak ve onunla savaşmak istersen, dinlenmiş olarak onunla savaşırsın; onun onlarla olan mücadelesi uzun sürecek ve ona büyük sıkıntı verecek.”
Fakat İbn Ömer, “Acele etme; bekleyip görelim!” dedi. Mansûr, “Neyi bekleyeceğiz?” diye sordu. “Onlarla birlikte çıkamazsın, geri de gidemezsin. Onların üzerine çıksak, onlara dayanamayız. Onlar hakkında ne olmasını bekleyebiliriz? Bu arada Mervân rahat durumda, çünkü biz onların gücünün keskin ucunu üzerimize çektik ve onları ondan uzaklaştırdık! Ben ise gidip onlara katılacağım!” dedi.
Bunun üzerine dışarı çıktı ve onların saflarının karşısında durarak şöyle bağırdı: “Dinlemeye hazırım! Müslüman olarak teslim olmak ve Allah’ın sözünü dinlemek istiyorum!” Ravi şöyle ekler: “Bu, onların imtihanıdır.”
Mansûr onların yanına geçti ve onlara biat etti; “Müslüman oldum” dedi. Bunun üzerine onu kuşluk yemeğine davet ettiler, o da yedi. Sonra onlara, “Zâb’da o gün dizginimi yakalayan süvari kimdi?” diye sordu; bu, İbn Alkame’yi öldürdüğü günü kast ediyordu. “Ey Ümmü’l-Anber!” diye seslendiler. Bunun üzerine son derece güzel bir kadın onların yanına çıktı. Kadın ona, “Sen Mansûr musun?” dedi. O, “Evet” diye cevap verdi. Kadın, “Kılıcın nerede anılırsa anılsın Allah seni rezil etsin! Vallahi hiçbir şey yapmadı ve hiçbir şey kazandırmadı!” dedi. Bununla, dizginini tuttuğu zaman onu öldüremediği için cennete şehit olarak giremeyişini kast ediyordu. O ana kadar Mansûr onun bir kadın olduğunu bilmiyordu.
Mansûr, “Ey Müminlerin Emîri, onu benimle evlendir!” dedi. Dahhâk, “Onun bir kocası var” diye cevap verdi. Gerçekten de o, Ubeyde b. Sevvâr et-Tağlibî’nin karısıydı.
Sonunda Abdullah b. Ömer, Şevval ayının sonunda (Nisan 745 sonları) onlara haber gönderdi ve Dahhâk’a biat etti.
Bu yılda (127 / 744–745), Süleyman b. Hişam b. Abdülmelik b. Mervân, Mervân b. Muhammed’e olan biatını bozdu ve açıkça savaş başlattı.
Süleyman b. Hişam’ın İsyanı:
Ahmed b. Züheyr — Abdülvehhâb b. İbrahim — Ebû Hâşim Mukhallad b. Muhammed b. Sâlih rivayet etti: Mervân, İbn Hubeyre’yi Irak’a, Dahhâk b. Kays eş-Şeybânî ile savaşmak üzere göndermek için Rusâfe’den Rakka’ya doğru yola çıktığında, Süleyman b. Hişam birkaç gün geri kalmak, kuvvetlerini dinlendirmek ve işlerini düzene koymak için ondan izin istedi. Mervân buna izin verdi ve yoluna devam etti. Bunun üzerine, Mervân’ın Deyr Eyyûb’da Irak seferi için topladığı askerlerden yaklaşık on bin kişi ileri çıktı. Komutanlarıyla birlikte Rusâfe’ye geldiler ve Süleyman’dan Mervân’a olan biatini bozmasını ve onunla savaşmasını istediler. Ona, “Suriye ordusu nezdinde sen ondan daha makbulsün ve hilafete ondan daha layıksın” dediler. Bunun üzerine şeytan Süleyman’ı yanılttı ve o da kabul etti. Kardeşleri, oğulları ve mevâlîsiyle birlikte onların yanına çıktı. Ordusunu düzenledi ve bütün kuvvetleriyle Kınnesrîn’e doğru yürüdü. Suriye ordularına mektuplar yazdı; onlar da her taraftan ve askerî birliklerden (cündlerden) gizlice onun yanına akmaya başladılar.
Bu sırada Mervân, Karkisiyye’nin yukarısına kadar ilerledikten sonra geri dönmüş ve yaklaşmıştı. İbn Hubeyre’ye yazı göndererek, kendisi Vâsıt’a ilerleyinceye kadar askerleriyle birlikte Dureyn’de sağlam durmasını emretti. Süleyman’ın mevâlîsi ve Hânî kanalında bulunan Hişam’ın oğulları, aileleriyle birlikte toplanarak el-Kâmil kalesine girdiler; içeride tahkimat yapıp kapıları Mervân’a karşı kapattılar. Mervân onlara haber göndererek, “Ne yaptınız? Bana sağlam ahit ve sözler verip biat ettikten sonra itaatten çıkıp sözünüzü mü bozdunuz?” dedi. Onlar da elçilerine, “Biz Süleyman’layız; ona karşı olan herkese karşıyız” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Mervân, “Sizi ciddi şekilde uyarıyorum: Eğer ordumda benimle birlikte olanlardan birine karşı çıkarsanız veya ona bir zarar verirseniz, cezam size ulaşır; benden kurtuluş yoktur” dedi. Onlar, “Vazgeçeceğiz” diye haber gönderdiler. Mervân yoluna devam etti.
Fakat sonra kalelerinden çıkıp Mervân’ın ordusunu takip eden geri kalan ve dağınık birliklere saldırmaya, onların atlarını ve silahlarını gasp etmeye başladılar. Bu haber Mervân’a ulaştı ve onlara karşı büyük bir öfkeye kapıldı. Süleyman’ın etrafında, Dakhvâniyye ve diğer birlikler de dahil olmak üzere yaklaşık yetmiş bin Suriye askeri toplanmış ve Kınnesrîn bölgesinde Benî Zufar’a ait Husaf adlı bir köyde konaklamışlardı. Mervân oraya yaklaştığında, Süleyman yaklaşık yedi bin kişiyle el-Saksakî’yi gönderdi; Mervân da benzer sayıda askerle İsa b. Müslim’i gönderdi. İki kuvvet iki ordu arasında karşılaştı ve şiddetli bir savaş yaptılar.
El-Saksakî ile İsa — her biri yiğit bir süvari — karşı karşıya geldi. Mızrakları kırılıncaya kadar çarpıştılar, sonra kılıçlarına sarıldılar. El-Saksakî, İsa’nın atının ön kısmına vurdu; eyer göğsüne kadar kaydı ve at kontrolünü kaybetti. El-Saksakî onu yakalayıp topuzuyla vurdu ve yere serdi. Sonra attan inip onu esir aldı. Bu sırada Antakya süvarilerinden, Slav kökenli askerlerin kumandanı Silsaq adlı biri ortaya çıktı ve el-Saksakî’yi esir aldı. Mervân’ın öncü kuvveti bozguna uğradı ve bu haber yolda ona ulaştı. O ise ilerlemeye devam etti, hazırlıklarına yoğunlaştı ve Süleyman’a ulaşıncaya kadar konaklamadı. Mervân ordusunu düzenlemiş ve savaş için hazırdı. Süleyman ise bunu beklemiyordu ve gafil avlandı. Kendisi ve yanındakiler kaçtı. Mervân’ın süvarileri onları takip etti; bir kısmını öldürdü, bir kısmını esir aldı ve sonunda onların ordugâhını ele geçirdi.
Mervân mevzisini aldı, iki oğluna da yerlerini almalarını emretti; emniyetin başındaki Kevser de başka bir yerdeydi. Sonra ordusuna, köleler (memlûklar) dışında esir almamalarını emretti. O gün Süleyman’ın tarafında öldürülenlerin sayısı otuz bini geçti. Süleyman’ın en büyük oğlu İbrahim öldürüldü. Abdülmelik b. Hişam’ın dayısı Hâlid b. Hişam el-Mahzûmî getirildi. Çok iri ve şişman bir adamdı; dili dışarı sarkmış halde Mervân’ın huzuruna getirildi. Mervân, “Ey sefih! Medine’nin şarapları ve câriyeleri seni bu pislikle çıkıp bana karşı savaşmaktan alıkoymaya yetmedi mi?” dedi. O da, “Ey Müminlerin Emîri, beni buna o zorladı! Allah ve akrabalık hakkı için senden merhamet diliyorum!” dedi. Mervân, “Yalan söylüyorsun! Seni nasıl zorlamış olabilir? Sen onun ordugâhına şarkıcı kadınlarınla, tulumlarınla ve udlarınla birlikte çıkmadın mı!” dedi ve onu öldürdü.
Cündlerden yakalanan birçok kişi köle olduklarını iddia etti. Bu yüzden onları öldürmekten vazgeçti ve diğer kölelerle birlikte, ordugâhtan elde edilen ganimetle beraber satılmalarını emretti.
Süleyman kaçtı ve Hıms’a ulaştı. Kaçabilen taraftarları da orada ona katıldı. Orada konakladı ve Mervân’ın yıktırdığı surların bir kısmını yeniden inşa etti. Süleyman’ın bozguna uğradığı gün Mervân, önceden bazı kumandanları ve muhafızları bir süvari birliğiyle gönderdi. Onlara, savaş haberi ulaşmadan önce el-Kâmil kalesine varmalarını ve içindekilere duyduğu öfke sebebiyle kaleyi kuşatmalarını emretti. Öncü birlik geldi ve konakladı. Mervân da ilerleyip Vâsıt’taki ordugâhında durdu. Kale halkına, kendilerini onun hükmüne teslim etmelerini emretti; onlar ise, “Hepimize güvence vermedikçe hayır” dediler. Mervân onları bir süre oyaladı ve üzerlerine mancınıklar kurdurdu. Taşlar üzerlerine düşmeye başlayınca onun hükmüne boyun eğdiler. Mervân onları ibret olacak şekilde cezalandırdı, uzuvlarını kestirdi. Rakka halkı ise onları taşıdı, barındırdı ve yaralarını tedavi etti. Bir kısmı öldü, çoğu hayatta kaldı. Sayıları yaklaşık üç yüz kişiydi.
Sonra Mervân, Hıms’ta Süleyman ve etrafında toplananların peşine düştü. Onlara yaklaştığında aralarında istişare yaptılar. Bazıları, “Mervân’dan kaçmaya daha ne kadar devam edeceğiz? Gelin, ölüm üzerine sözleşelim ve onu gördükten sonra hepimiz ölünceye kadar dağılmayalım” dediler. Ölümü göze almış yaklaşık dokuz yüz süvari bunu kabul etti. Süleyman, kuvvetinin yarısını Muâviye el-Saksakî’ye, diğer yarısını da Thubeyt el-Bahrânî’ye verdi. Gece baskınıyla Mervân’a saldırmayı planlayarak yola çıktılar. Ancak bu planları Mervân’a ulaştı ve o da tedbir aldı. Yavaş ilerledi, hendekler kazdırdı ve savunma düzeninde kaldı. Gece saldırmak istediler ama başaramadılar. Bunun üzerine, geçeceği yol üzerindeki Cebelü’s-Summâk’ta Tall Mennâs adlı köydeki zeytinliklerde pusu kurdular.
Mervân savaş düzeninde ilerlerken onun üzerine çıktılar ve yanındakilere saldırdılar. O geri çekildi ve süvarilerini çağırdı. Öncü birlik, sağ ve sol kanatlar ve artçı birlik onun etrafında toplandı. Sabah ortasından ikindi sonrasına kadar savaştılar. El-Saksakî, Benî Süleym’den bir süvariyle karşılaştı. Süleymli onu attan düşürdü ve işi bitirmek için indi. Ona Benî Temîm’den bir adam yardım etti ve birlikte onu esir alıp Mervân’ın bulunduğu yere getirdiler. Mervân, “Bizi size karşı üstün kılan Allah’a hamdolsun; siz bizden çok çektiniz!” dedi. El-Saksakî, “Beni bağışla, çünkü ben Arapların en iyi süvarisiyim!” dedi. Mervân ise, “Yalan söylüyorsun; seni getiren adam senden daha iyi bir süvaridir” dedi ve bağlanmasını emretti. Onun gibi bağlanıp öldürülenlerin sayısı altı bindi. Thubeyt ve kaçabilenler ise kurtuldu.
Süleyman’ın yanına geldiklerinde, kardeşi Saîd b. Hişam’ı Hıms şehrinin başına getirdi. Orada bir şey yapamayacağını anlayınca Süleyman Tedmür’e gitti ve orada kaldı. Mervân Hıms karşısında ordugâh kurdu ve savunucuları on ay boyunca kuşattı. Seksenin üzerinde mancınık kurdurdu ve gece gündüz taşlarla bombardıman etti. Bu süre boyunca onlar her gün çıkış yapıp onunla savaştılar. Bazen geceleyin onun ordugâhının çevresine baskın düzenliyor, savunmasında bir gedik veya boşluk bulmayı umdukları yerlere saldırıyorlardı. Art arda uğradıkları yenilgiler sonunda boyun eğmek zorunda kaldılar. Mervân’dan, Saîd b. Hişam’ı, onun iki oğlu Osman ve Mervân’ı, ayrıca Mervân’ın ordugâhına baskınlar yapan el-Saksakî adlı bir adamı ve ona hakaret edip söven Habeşli bir adamı kendisine teslim etmeleri şartıyla hepsine güvence vermesini istediler.
Mervân bu şartları kabul etti. Habeşli ile ilgili olay şuydu: Şehrin suruna çıkıyor, kendi cinsel organına bir eşeğin organını bağlıyor ve “Ey Benî Süleym, ey filanların oğulları, işte sizin sancağınız!” diye bağırıyor, Mervân’a sövüyordu. Mervân onu ele geçirince Benî Süleym’e teslim etti; onlar da onun erkeklik organını ve burnunu keserek ibretlik bir ceza uyguladılar. Mervân, el-Saksakî adlı adamın öldürülmesini emretti; Saîd ile iki oğlunu ise sıkı şekilde bağlattı. Ardından Dahhâk’a karşı harekete geçmeye başladı.
Ebû Hâşim Mukhallad b. Muhammed’den başka bir kaynak, Husaf Savaşı’ndan sonra Süleyman b. Hişam’ın başına gelenleri farklı şekilde anlatır: Mervân, Husaf günü Süleyman b. Hişam b. Abdülmelik’i bozguna uğrattığında, Süleyman Abdullah b. Ömer’in yanına kaçtı ve onunla birlikte Dahhâk’ın yanına gitti. Dahhâk’a biat etti ve Mervân’ın zulmünü ve haksızlıklarını ona anlattı. Onları Mervân’a karşı kışkırtarak, “Ben de mevâlîm ve bana uyan herkesle birlikte sizinle yürüyeceğim” dedi. Dahhâk Mervân’a karşı harekete geçtiğinde onunla birlikte gitti.
Şubeyl b. Azrah ed-Dubbaî, onların Dahhâk’a biat etmeleri hakkında şöyle dedi:
Görmez misiniz Allah dinini üstün kıldı,
Kureyş Bekr b. Vâil’in arkasında namaz kıldı?
İbn Ömer ve arkadaşları, Nadr b. Saîd’e karşı birlikte hareket ediyorlardı. Nadr, onlarla bir şey yapamayacağını anlayınca hemen ayrıldı ve Mervân’ı bulmak üzere Suriye’ye gitti.
Ebû Ubeyde — Beyhas rivayet etti: Zilkade 127’de (745 Ağustos başları), Suriye Mervân’ın idaresi altında tamamen itaat altına alınmış ve ona karşı çıkan herkes ortadan kaldırılmıştı. Bunun üzerine Yezid b. Ömer b. Hubeyre’yi çağırdı ve Cezîre askerlerini de emrine vererek Irak valisi olarak gönderdi. O ilerleyip Saîd b. Abdülmelik kanalında konakladı. İbn Ömer bunu Dahhâk’a haber verdi. Beyhas devamla şöyle dedi: Dahhâk bize Meysân’ı verdi ve “Olanları görene kadar bu size yeter” dedi. İbn Ömer de kendi mevlası el-Hakem b. Nu‘man’ı oraya tayin etti.
Ebû Mihnef — Hişam rivayet etti: Abdullah b. Ömer, Dahhâk ile şu şartla barış yaptı: Dahhâk Kûfe ve çevresini elinde tutacak, İbn Ömer ise Kasker, Meysân, Destmeysân, Dicle bölgeleri, Ahvaz ve Fars’tan elinde kalan yerleri muhafaza edecekti. Dahhâk, Cezîre bölgesindeki Kefertûsâ’da Mervân ile karşılaşmak üzere ilerledi.
Ebû Ubeyde rivayet etti: Dahhâk Mervân’a karşı hazırlık yaptı. Bu sırada Nadr Suriye’ye gitmek üzere geçti ve Kâdisiye’de konakladı. Bu haber, Dahhâk’ın Kûfe valisi Milhân eş-Şeybânî’ye ulaştı. Milhân, az sayıda Hâricî ile birlikte Nadr’a karşı çıktı. Nadr savaştı ve sonunda Milhân’ı öldürdü. İbn Hudra, Milhân ve Abdülmelik b. Alkame için şu mersiyeyi söyledi:
Milhân gibi nice kimse vardı, Hâricî güvenilir kardeş,
Ve Alkame’nin oğlu, şehit olmuş bir Hâricî.
Samimi bir adamdı, sevgimi ona verdim,
Evimi en değerli kazançla değiştirdi.
Kardeşlerdi, ümit bağladıklarım; sonra onları kaybettim,
Terk edilişimi ve yalnız kalışımı Allah’a şikâyet ederim.
Milhân’ın öldürüldüğü haberi Dahhâk’a ulaşınca, Kûfe valiliğine Benî Âide’den Müsenna b. İmrân’ı tayin etti. Ardından Dahhâk Zilkade 127’de (745) yürüyüşe geçti ve Musul’u ele geçirdi. İbn Hubeyre ise Saîd kanalından hareket ederek Ayn et-Tamr yakınındaki Gazze’de konakladı. Bu haber Dahhâk’ın Kûfe valisi Müsenna b. İmrân’a ulaştı. O da emrindeki Hâricîlerle birlikte İbn Hubeyre’ye karşı yürüdü. Onunla birlikte, daha önce Dahhâk’a biat ederek Mervân’a karşı onun safına geçen Mansûr b. Cumhûr da bulunuyordu. İki ordu Gazze’de karşılaştı ve birkaç gün şiddetli şekilde savaştılar. Müsenna öldürüldü; Dahhâk’ın ileri gelenlerinden Uzeyr ve Amr da öldürüldü. Mansûr kaçtı ve Hâricîler bozguna uğradı. Yezid’in hâcibi Müslim bu olay hakkında şöyle dedi:
Gazze gününde savaş Müsenna’yı ölüme sürükledi,
Uzeyr’i kayalar arasında ölü bıraktı,
Amr’ı da helâke götürdü,
Mansûr’un etrafını ise tuzak ipleri sardı.
Ğaylân b. Hureys de İbn Hubeyre’yi öven şiirinde şöyle dedi:
Ayn gününde karşılaştıklarını yendin,
Tıpkı Dâvûd’un Câlût’a karşı zaferi gibi.
Ayn gününde öldürülenler öldürülüp Mansûr b. Cumhûr kaçınca, doğruca Kûfe’ye gitti. Orada Yemenîler ve Sufriyye’den bir grup topladı; Milhân’ın öldürüldüğü gün dağılanlar ve Dahhâk’a katılmayanlar da bunlara katıldı. Mansûr bunları toplayıp Ravhâ’da konakladı. İbn Hubeyre de ordusuyla ilerleyip onlarla karşılaştı. Birkaç gün savaştıktan sonra onları bozguna uğrattı. Birdhavn b. Marzûk eş-Şeybânî öldürüldü, Mansûr ise kaçtı. Bu olay hakkında Ğaylân b. Hureys şöyle dedi:
Ravhâ günü, el-Uzeyb’de
İbn Marzûk’u öldürdüklerinde, öldürücü bir zehir gibi.
İbn Hubeyre ilerleyip Kûfe’ye yerleşti ve Hâricîleri şehirden çıkardı. Bu arada Dahhâk, taraftarlarının başına gelenleri öğrenince Ubeyde b. Sevvâr et-Tağlibî’yi çağırıp İbn Hubeyre’nin kuvvetlerine karşı gönderdi. İbn Hubeyre de Kûfe’den çıkıp, Abdullah b. Ömer’in bulunduğu Vâsıt’a ulaşmak üzere hareket etti. Kûfe valiliğine Abdurrahman b. Beşîr el-İclî’yi tayin etti. Ertesi gün Ubeydullah b. Sevvâr süvarileriyle gelip Serât kanalında konakladı. Ona Mansûr b. Cumhûr da katıldı. Bu haber İbn Hubeyre’ye ulaştı ve onların üzerine yürüdü. İki ordu 127 (745) yılında Serât’ta karşılaştı.
Yine zikredildiğine göre bu yıl, Süleyman b. Kesîr, Lâhiz b. Kurayz ve Kahtabe b. Şebîb Mekke’ye giderek Abbâsî imamı İbrahim b. Muhammed ile görüştüler. Ona yanlarında yirmi bin dinar, iki yüz bin dirhem, çok miktarda misk ve diğer mallar bulunduğunu bildirdiler. O da bunları Muhammed b. Ali’nin mevlası İbn Urve’ye teslim etmelerini emretti. Aynı yıl Ebû Müslim’i de beraberlerinde getirmişlerdi. İbn Kesîr, İbrahim b. Muhammed’e “Bu senin mevlandır” dedi.
Yine bu yıl Bukeyr b. Mâhân, ölüm döşeğinde olduğunu bildirerek İbrahim b. Muhammed’e mektup yazdı ve yerine Ebû Seleme Hafs b. Süleyman’ı tayin ettiğini, onun da bunu kabul ettiğini bildirdi. İbrahim, Ebû Seleme’ye taraftarlarının başına geçmesini emreden bir mektup yazdı ve Horasan’daki adamlarına da işleri ona bıraktığını bildirdi. Ebû Seleme Horasan’a gitti; Horasanlılar onu kabul ettiler ve Şiîlerinden toplanan malları ve beşte bir vergiyi ona teslim ettiler.
Bu yıl haccı Abdülaziz b. Ömer b. Abdülaziz yönetti. Kendisi Mervân’ın Medine, Mekke ve Taif valisiydi. Ahmed b. Sâbit er-Râzî bunu İshak b. İsa — Ebû Ma‘şer’den rivayet etti; Vâkıdî ve başkaları da aynı şeyi söylemiştir.
Bu yıl Irak valisi Nadr b. el-Haraşî idi. Onun Abdullah b. Ömer ve Dahhâk el-Harûrî ile olan olaylarını daha önce zikrettik. Horasan’da ise Nasr b. Seyyâr vali idi; fakat orada ona karşı çıkanlar da vardı: Yemenîlerin lideri Cudey‘ el-Kirmânî ve Mürciî olan el-Hâris b. Sureyc gibi.
Bu sırada Mervân, Karkisiyye’nin yukarısına kadar ilerledikten sonra geri dönmüş ve yaklaşmıştı. İbn Hubeyre’ye yazı göndererek, kendisi Vâsıt’a ilerleyinceye kadar askerleriyle birlikte Dureyn’de sağlam durmasını emretti. Süleyman’ın mevâlîsi ve Hânî kanalında bulunan Hişam’ın oğulları, aileleriyle birlikte toplanarak el-Kâmil kalesine girdiler; içeride tahkimat yapıp kapıları Mervân’a karşı kapattılar. Mervân onlara haber göndererek, “Ne yaptınız? Bana sağlam ahit ve sözler verip biat ettikten sonra itaatten çıkıp sözünüzü mü bozdunuz?” dedi. Onlar da elçilerine, “Biz Süleyman’layız; ona karşı olan herkese karşıyız” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Mervân, “Sizi ciddi şekilde uyarıyorum: Eğer ordumda benimle birlikte olanlardan birine karşı çıkarsanız veya ona bir zarar verirseniz, cezam size ulaşır; benden kurtuluş yoktur” dedi. Onlar, “Vazgeçeceğiz” diye haber gönderdiler. Mervân yoluna devam etti.
Fakat sonra kalelerinden çıkıp Mervân’ın ordusunu takip eden geri kalan ve dağınık birliklere saldırmaya, onların atlarını ve silahlarını gasp etmeye başladılar. Bu haber Mervân’a ulaştı ve onlara karşı büyük bir öfkeye kapıldı. Süleyman’ın etrafında, Dakhvâniyye ve diğer birlikler de dahil olmak üzere yaklaşık yetmiş bin Suriye askeri toplanmış ve Kınnesrîn bölgesinde Benî Zufar’a ait Husaf adlı bir köyde konaklamışlardı. Mervân oraya yaklaştığında, Süleyman yaklaşık yedi bin kişiyle el-Saksakî’yi gönderdi; Mervân da benzer sayıda askerle İsa b. Müslim’i gönderdi. İki kuvvet iki ordu arasında karşılaştı ve şiddetli bir savaş yaptılar.
El-Saksakî ile İsa — her biri yiğit bir süvari — karşı karşıya geldi. Mızrakları kırılıncaya kadar çarpıştılar, sonra kılıçlarına sarıldılar. El-Saksakî, İsa’nın atının ön kısmına vurdu; eyer göğsüne kadar kaydı ve at kontrolünü kaybetti. El-Saksakî onu yakalayıp topuzuyla vurdu ve yere serdi. Sonra attan inip onu esir aldı. Bu sırada Antakya süvarilerinden, Slav kökenli askerlerin kumandanı Silsaq adlı biri ortaya çıktı ve el-Saksakî’yi esir aldı. Mervân’ın öncü kuvveti bozguna uğradı ve bu haber yolda ona ulaştı. O ise ilerlemeye devam etti, hazırlıklarına yoğunlaştı ve Süleyman’a ulaşıncaya kadar konaklamadı. Mervân ordusunu düzenlemiş ve savaş için hazırdı. Süleyman ise bunu beklemiyordu ve gafil avlandı. Kendisi ve yanındakiler kaçtı. Mervân’ın süvarileri onları takip etti; bir kısmını öldürdü, bir kısmını esir aldı ve sonunda onların ordugâhını ele geçirdi.
Mervân mevzisini aldı, iki oğluna da yerlerini almalarını emretti; emniyetin başındaki Kevser de başka bir yerdeydi. Sonra ordusuna, köleler (memlûklar) dışında esir almamalarını emretti. O gün Süleyman’ın tarafında öldürülenlerin sayısı otuz bini geçti. Süleyman’ın en büyük oğlu İbrahim öldürüldü. Abdülmelik b. Hişam’ın dayısı Hâlid b. Hişam el-Mahzûmî getirildi. Çok iri ve şişman bir adamdı; dili dışarı sarkmış halde Mervân’ın huzuruna getirildi. Mervân, “Ey sefih! Medine’nin şarapları ve câriyeleri seni bu pislikle çıkıp bana karşı savaşmaktan alıkoymaya yetmedi mi?” dedi. O da, “Ey Müminlerin Emîri, beni buna o zorladı! Allah ve akrabalık hakkı için senden merhamet diliyorum!” dedi. Mervân, “Yalan söylüyorsun! Seni nasıl zorlamış olabilir? Sen onun ordugâhına şarkıcı kadınlarınla, tulumlarınla ve udlarınla birlikte çıkmadın mı!” dedi ve onu öldürdü.
Cündlerden yakalanan birçok kişi köle olduklarını iddia etti. Bu yüzden onları öldürmekten vazgeçti ve diğer kölelerle birlikte, ordugâhtan elde edilen ganimetle beraber satılmalarını emretti.
Süleyman kaçtı ve Hıms’a ulaştı. Kaçabilen taraftarları da orada ona katıldı. Orada konakladı ve Mervân’ın yıktırdığı surların bir kısmını yeniden inşa etti. Süleyman’ın bozguna uğradığı gün Mervân, önceden bazı kumandanları ve muhafızları bir süvari birliğiyle gönderdi. Onlara, savaş haberi ulaşmadan önce el-Kâmil kalesine varmalarını ve içindekilere duyduğu öfke sebebiyle kaleyi kuşatmalarını emretti. Öncü birlik geldi ve konakladı. Mervân da ilerleyip Vâsıt’taki ordugâhında durdu. Kale halkına, kendilerini onun hükmüne teslim etmelerini emretti; onlar ise, “Hepimize güvence vermedikçe hayır” dediler. Mervân onları bir süre oyaladı ve üzerlerine mancınıklar kurdurdu. Taşlar üzerlerine düşmeye başlayınca onun hükmüne boyun eğdiler. Mervân onları ibret olacak şekilde cezalandırdı, uzuvlarını kestirdi. Rakka halkı ise onları taşıdı, barındırdı ve yaralarını tedavi etti. Bir kısmı öldü, çoğu hayatta kaldı. Sayıları yaklaşık üç yüz kişiydi.
Sonra Mervân, Hıms’ta Süleyman ve etrafında toplananların peşine düştü. Onlara yaklaştığında aralarında istişare yaptılar. Bazıları, “Mervân’dan kaçmaya daha ne kadar devam edeceğiz? Gelin, ölüm üzerine sözleşelim ve onu gördükten sonra hepimiz ölünceye kadar dağılmayalım” dediler. Ölümü göze almış yaklaşık dokuz yüz süvari bunu kabul etti. Süleyman, kuvvetinin yarısını Muâviye el-Saksakî’ye, diğer yarısını da Thubeyt el-Bahrânî’ye verdi. Gece baskınıyla Mervân’a saldırmayı planlayarak yola çıktılar. Ancak bu planları Mervân’a ulaştı ve o da tedbir aldı. Yavaş ilerledi, hendekler kazdırdı ve savunma düzeninde kaldı. Gece saldırmak istediler ama başaramadılar. Bunun üzerine, geçeceği yol üzerindeki Cebelü’s-Summâk’ta Tall Mennâs adlı köydeki zeytinliklerde pusu kurdular.
Mervân savaş düzeninde ilerlerken onun üzerine çıktılar ve yanındakilere saldırdılar. O geri çekildi ve süvarilerini çağırdı. Öncü birlik, sağ ve sol kanatlar ve artçı birlik onun etrafında toplandı. Sabah ortasından ikindi sonrasına kadar savaştılar. El-Saksakî, Benî Süleym’den bir süvariyle karşılaştı. Süleymli onu attan düşürdü ve işi bitirmek için indi. Ona Benî Temîm’den bir adam yardım etti ve birlikte onu esir alıp Mervân’ın bulunduğu yere getirdiler. Mervân, “Bizi size karşı üstün kılan Allah’a hamdolsun; siz bizden çok çektiniz!” dedi. El-Saksakî, “Beni bağışla, çünkü ben Arapların en iyi süvarisiyim!” dedi. Mervân ise, “Yalan söylüyorsun; seni getiren adam senden daha iyi bir süvaridir” dedi ve bağlanmasını emretti. Onun gibi bağlanıp öldürülenlerin sayısı altı bindi. Thubeyt ve kaçabilenler ise kurtuldu.
Süleyman’ın yanına geldiklerinde, kardeşi Saîd b. Hişam’ı Hıms şehrinin başına getirdi. Orada bir şey yapamayacağını anlayınca Süleyman Tedmür’e gitti ve orada kaldı. Mervân Hıms karşısında ordugâh kurdu ve savunucuları on ay boyunca kuşattı. Seksenin üzerinde mancınık kurdurdu ve gece gündüz taşlarla bombardıman etti. Bu süre boyunca onlar her gün çıkış yapıp onunla savaştılar. Bazen geceleyin onun ordugâhının çevresine baskın düzenliyor, savunmasında bir gedik veya boşluk bulmayı umdukları yerlere saldırıyorlardı. Art arda uğradıkları yenilgiler sonunda boyun eğmek zorunda kaldılar. Mervân’dan, Saîd b. Hişam’ı, onun iki oğlu Osman ve Mervân’ı, ayrıca Mervân’ın ordugâhına baskınlar yapan el-Saksakî adlı bir adamı ve ona hakaret edip söven Habeşli bir adamı kendisine teslim etmeleri şartıyla hepsine güvence vermesini istediler.
Mervân bu şartları kabul etti. Habeşli ile ilgili olay şuydu: Şehrin suruna çıkıyor, kendi cinsel organına bir eşeğin organını bağlıyor ve “Ey Benî Süleym, ey filanların oğulları, işte sizin sancağınız!” diye bağırıyor, Mervân’a sövüyordu. Mervân onu ele geçirince Benî Süleym’e teslim etti; onlar da onun erkeklik organını ve burnunu keserek ibretlik bir ceza uyguladılar. Mervân, el-Saksakî adlı adamın öldürülmesini emretti; Saîd ile iki oğlunu ise sıkı şekilde bağlattı. Ardından Dahhâk’a karşı harekete geçmeye başladı.
Ebû Hâşim Mukhallad b. Muhammed’den başka bir kaynak, Husaf Savaşı’ndan sonra Süleyman b. Hişam’ın başına gelenleri farklı şekilde anlatır: Mervân, Husaf günü Süleyman b. Hişam b. Abdülmelik’i bozguna uğrattığında, Süleyman Abdullah b. Ömer’in yanına kaçtı ve onunla birlikte Dahhâk’ın yanına gitti. Dahhâk’a biat etti ve Mervân’ın zulmünü ve haksızlıklarını ona anlattı. Onları Mervân’a karşı kışkırtarak, “Ben de mevâlîm ve bana uyan herkesle birlikte sizinle yürüyeceğim” dedi. Dahhâk Mervân’a karşı harekete geçtiğinde onunla birlikte gitti.
Şubeyl b. Azrah ed-Dubbaî, onların Dahhâk’a biat etmeleri hakkında şöyle dedi:
Görmez misiniz Allah dinini üstün kıldı,
Kureyş Bekr b. Vâil’in arkasında namaz kıldı?
İbn Ömer ve arkadaşları, Nadr b. Saîd’e karşı birlikte hareket ediyorlardı. Nadr, onlarla bir şey yapamayacağını anlayınca hemen ayrıldı ve Mervân’ı bulmak üzere Suriye’ye gitti.
Ebû Ubeyde — Beyhas rivayet etti: Zilkade 127’de (745 Ağustos başları), Suriye Mervân’ın idaresi altında tamamen itaat altına alınmış ve ona karşı çıkan herkes ortadan kaldırılmıştı. Bunun üzerine Yezid b. Ömer b. Hubeyre’yi çağırdı ve Cezîre askerlerini de emrine vererek Irak valisi olarak gönderdi. O ilerleyip Saîd b. Abdülmelik kanalında konakladı. İbn Ömer bunu Dahhâk’a haber verdi. Beyhas devamla şöyle dedi: Dahhâk bize Meysân’ı verdi ve “Olanları görene kadar bu size yeter” dedi. İbn Ömer de kendi mevlası el-Hakem b. Nu‘man’ı oraya tayin etti.
Ebû Mihnef — Hişam rivayet etti: Abdullah b. Ömer, Dahhâk ile şu şartla barış yaptı: Dahhâk Kûfe ve çevresini elinde tutacak, İbn Ömer ise Kasker, Meysân, Destmeysân, Dicle bölgeleri, Ahvaz ve Fars’tan elinde kalan yerleri muhafaza edecekti. Dahhâk, Cezîre bölgesindeki Kefertûsâ’da Mervân ile karşılaşmak üzere ilerledi.
Ebû Ubeyde rivayet etti: Dahhâk Mervân’a karşı hazırlık yaptı. Bu sırada Nadr Suriye’ye gitmek üzere geçti ve Kâdisiye’de konakladı. Bu haber, Dahhâk’ın Kûfe valisi Milhân eş-Şeybânî’ye ulaştı. Milhân, az sayıda Hâricî ile birlikte Nadr’a karşı çıktı. Nadr savaştı ve sonunda Milhân’ı öldürdü. İbn Hudra, Milhân ve Abdülmelik b. Alkame için şu mersiyeyi söyledi:
Milhân gibi nice kimse vardı, Hâricî güvenilir kardeş,
Ve Alkame’nin oğlu, şehit olmuş bir Hâricî.
Samimi bir adamdı, sevgimi ona verdim,
Evimi en değerli kazançla değiştirdi.
Kardeşlerdi, ümit bağladıklarım; sonra onları kaybettim,
Terk edilişimi ve yalnız kalışımı Allah’a şikâyet ederim.
Milhân’ın öldürüldüğü haberi Dahhâk’a ulaşınca, Kûfe valiliğine Benî Âide’den Müsenna b. İmrân’ı tayin etti. Ardından Dahhâk Zilkade 127’de (745) yürüyüşe geçti ve Musul’u ele geçirdi. İbn Hubeyre ise Saîd kanalından hareket ederek Ayn et-Tamr yakınındaki Gazze’de konakladı. Bu haber Dahhâk’ın Kûfe valisi Müsenna b. İmrân’a ulaştı. O da emrindeki Hâricîlerle birlikte İbn Hubeyre’ye karşı yürüdü. Onunla birlikte, daha önce Dahhâk’a biat ederek Mervân’a karşı onun safına geçen Mansûr b. Cumhûr da bulunuyordu. İki ordu Gazze’de karşılaştı ve birkaç gün şiddetli şekilde savaştılar. Müsenna öldürüldü; Dahhâk’ın ileri gelenlerinden Uzeyr ve Amr da öldürüldü. Mansûr kaçtı ve Hâricîler bozguna uğradı. Yezid’in hâcibi Müslim bu olay hakkında şöyle dedi:
Gazze gününde savaş Müsenna’yı ölüme sürükledi,
Uzeyr’i kayalar arasında ölü bıraktı,
Amr’ı da helâke götürdü,
Mansûr’un etrafını ise tuzak ipleri sardı.
Ğaylân b. Hureys de İbn Hubeyre’yi öven şiirinde şöyle dedi:
Ayn gününde karşılaştıklarını yendin,
Tıpkı Dâvûd’un Câlût’a karşı zaferi gibi.
Ayn gününde öldürülenler öldürülüp Mansûr b. Cumhûr kaçınca, doğruca Kûfe’ye gitti. Orada Yemenîler ve Sufriyye’den bir grup topladı; Milhân’ın öldürüldüğü gün dağılanlar ve Dahhâk’a katılmayanlar da bunlara katıldı. Mansûr bunları toplayıp Ravhâ’da konakladı. İbn Hubeyre de ordusuyla ilerleyip onlarla karşılaştı. Birkaç gün savaştıktan sonra onları bozguna uğrattı. Birdhavn b. Marzûk eş-Şeybânî öldürüldü, Mansûr ise kaçtı. Bu olay hakkında Ğaylân b. Hureys şöyle dedi:
Ravhâ günü, el-Uzeyb’de
İbn Marzûk’u öldürdüklerinde, öldürücü bir zehir gibi.
İbn Hubeyre ilerleyip Kûfe’ye yerleşti ve Hâricîleri şehirden çıkardı. Bu arada Dahhâk, taraftarlarının başına gelenleri öğrenince Ubeyde b. Sevvâr et-Tağlibî’yi çağırıp İbn Hubeyre’nin kuvvetlerine karşı gönderdi. İbn Hubeyre de Kûfe’den çıkıp, Abdullah b. Ömer’in bulunduğu Vâsıt’a ulaşmak üzere hareket etti. Kûfe valiliğine Abdurrahman b. Beşîr el-İclî’yi tayin etti. Ertesi gün Ubeydullah b. Sevvâr süvarileriyle gelip Serât kanalında konakladı. Ona Mansûr b. Cumhûr da katıldı. Bu haber İbn Hubeyre’ye ulaştı ve onların üzerine yürüdü. İki ordu 127 (745) yılında Serât’ta karşılaştı.
Yine zikredildiğine göre bu yıl, Süleyman b. Kesîr, Lâhiz b. Kurayz ve Kahtabe b. Şebîb Mekke’ye giderek Abbâsî imamı İbrahim b. Muhammed ile görüştüler. Ona yanlarında yirmi bin dinar, iki yüz bin dirhem, çok miktarda misk ve diğer mallar bulunduğunu bildirdiler. O da bunları Muhammed b. Ali’nin mevlası İbn Urve’ye teslim etmelerini emretti. Aynı yıl Ebû Müslim’i de beraberlerinde getirmişlerdi. İbn Kesîr, İbrahim b. Muhammed’e “Bu senin mevlandır” dedi.
Yine bu yıl Bukeyr b. Mâhân, ölüm döşeğinde olduğunu bildirerek İbrahim b. Muhammed’e mektup yazdı ve yerine Ebû Seleme Hafs b. Süleyman’ı tayin ettiğini, onun da bunu kabul ettiğini bildirdi. İbrahim, Ebû Seleme’ye taraftarlarının başına geçmesini emreden bir mektup yazdı ve Horasan’daki adamlarına da işleri ona bıraktığını bildirdi. Ebû Seleme Horasan’a gitti; Horasanlılar onu kabul ettiler ve Şiîlerinden toplanan malları ve beşte bir vergiyi ona teslim ettiler.
Bu yıl haccı Abdülaziz b. Ömer b. Abdülaziz yönetti. Kendisi Mervân’ın Medine, Mekke ve Taif valisiydi. Ahmed b. Sâbit er-Râzî bunu İshak b. İsa — Ebû Ma‘şer’den rivayet etti; Vâkıdî ve başkaları da aynı şeyi söylemiştir.
Bu yıl Irak valisi Nadr b. el-Haraşî idi. Onun Abdullah b. Ömer ve Dahhâk el-Harûrî ile olan olaylarını daha önce zikrettik. Horasan’da ise Nasr b. Seyyâr vali idi; fakat orada ona karşı çıkanlar da vardı: Yemenîlerin lideri Cudey‘ el-Kirmânî ve Mürciî olan el-Hâris b. Sureyc gibi.