Onları onun karşısına sunulmuş görürsün; alçalmış halde, göz ucuyla gizlice bakarlar. İman edenler derler ki: “Gerçekten ziyana uğrayanlar, kendilerini ve ailelerini kıyamet gününde kaybedenlerdir.” Dikkat edin, zalimler sürekli bir azap içindedir.
Diyanet Vakfı
Ateşe arz olunurlarken onların, zilletten başlarını öne eğerek göz ucuyla gizli gizli baktıklarını göreceksin. İnananlar da: İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır, diyecekler. Kesinlikle biliniz ki, zalimler, sürekli bir azap içindedirler.
Kurtubi Tefsiri
Onları ona arz olunduklarında zilletten boyunlarını bükmüş, göz ucuyla gizlice baktıklarını görürsün. Îman edenler derler ki: “Muhakkak hüsrana uğrayanlar kıyâmet gününde hem kendilerini, hem yakınlarını kaybedenlerdir.” Haberiniz olsun ki, muhakkak zâlimler sürekli bir azâb içindedirler.
“Onları ona arz olunduklarında… görürsün” âyetindeki:
“Ona” lâfzından kasıt, ateşe arzolunmalarıdır. Çünkü ateş onların azabıdır. Daha önce sözü edilen azaba müennes bir zamir gönderilmiştir. Çünkü bu azâb ateş azabıdır. Buna cehennem azâbı da denilebilir. Şayet lâfza riayet edilerek, zamir kullanılmış olsaydı: diye buyurulması gerekirdi.
Bu hususta yapılan açıklamalara göre bu âyette kastedilenler bütün müşriklerdir. Hepsi oraya gidecekleri vakit cehenneme arzolunacaklardır, çoğunluk böyle demiştir. Bir diğer görüşe göre kastedilenler özellikle Fir’avun hanedanıdır. Onların ruhları sabah, akşam cehenneme gidip gelen siyah kuşların içlerinde hapsolunur. Onların cehenneme arzolunmaları işte budur. Bu açıklamayı da İbn Mes’ûd yapmıştır.
Bunun bütün müşrikler hakkında umumi olduğu ve günahlarının kabirlerinde kendilerine arzolunduğu, kabirlerinde de azaba arzolundukları da söylenmiştir. Ebû’l-Haccac’ın bu husustaki açıklamasının anlamı budur.
“Zilletten boyunlarını bükmüş” âyeti ile ilgili olarak kimi kıraat alimi:
“Boyunlarını bükmüş” âyeti üzerinde vakıf yapılacağı kanaatindedir.
“Zilletten” âyeti da
“baktıklarını” anlamındaki âyete taalluk etmektedir. Bunun
“boyunlarını bükmüş” âyetine taalluk ettiği de söylenmiştir. Farklı taalluklara (ilgili oluşa) göre anlamlar şöyle olabilir:
a. Zilletten âyeti “bakmak” ile alakalı kabul edilirse ilgili bölümün meali şöyle olur: “Onları ona boyunlarını bükmüş halde arzolunduklarını görürsün. Zilletlerinden ötürü gözuruyla gizlice bakarlar.”
b. “Boyunlarını bükmek” ile alakalı olursa meal, metinde gösterildiği şekilde yapılabilir.
” Boyun bükmek” kırılmak ve alçak gönüllülük göstermek demektir.
“Gözucuyla gizlice baktıklarını” âyetinin anlamına gelince, yani onlar bakmak için tam anlamıyla gözlerini kaldırmazlar. Çünkü başlarını önlerinde eğmiş olacaklardır. Araplar da zelil kimseyi
“gözucuyla bakmak”la nitelendirirler. Nitekim bunun zıddı halde olan bir kimse hakkında küçülmesine sebeb teşkil edecek bir şüphe ile itham altında bulunmuyor ise “keskin bakışlı olmak (hadidu’n-nazar)” tabirini kullanırlar.
Mücahid dedi ki:
“Gözucuyla gizlice baktıklarını…” zelilce baktıklarını… anlamındadır. Onlar kalbleriyle bakarlar, çünkü kör olarak haşredilecekler. Kalb gözü ise gizli bir bakıştır.
Katade, es-Süddî, el-Kurazî ve Said b. Cübeyr de şöyle derler: Aşırı korkularından dolayı farkettirmeden bakmaya çalışırlar. Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: Onlar görmesi zayıf bir göz ile bakacaklardır. Yûnus dedi ki: “…den, dan (mealde… uyla)” âyeti “be” anlamındadır. Gizli bir bakışla bakarlar yahutta zillet ve korkudan dolayı zayıf bir bakışla bakarlar, demektir. Buna yakın bir açıklama el-Ahfeş’den nakledilmiştir. İbn Abbâs da: Sönük ve alçalmış bir bakışla… diye açıklamıştır. Bir diğer açıklamaya göre onlar görecekleri türlü türlü azaplardan ötürü bütün güçleri ile cehenneme bakmaktan korkacaklardır.
“Îman edenler derler ki: Muhakkak hüsrana uğrayanlar kıyâmet gününde hem kendilerini, hem yakınlarını kaybedenlerdir” âyeti şu demektir: Mü’minler cennette kâfirlerin başına geleni görecekleri vakit şöyle diyecektir: Gerçekte hüsran şunların ulaştıkları sonuçtur. Onlar ebedi azapta kalacaklarından dolayı kendilerini kaybettikleri gibi yakınlarını da kaybetmişlerdir. Çünkü eğer yakınları cehennemde bulunuyor ise, onlardan fayda sağlayamazlar. Eğer cennette ise zaten onlar ile cehennemdekiler arasında bir engel vardır.
Bir diğer açıklamaya göre, yakınların kaybedilmesi şu demektir: Eğer onlar îman etmiş olsalardı, cennette huru’l ıyn’den onların yakınları bulunacaktı.
İbn Mace’nin, Sünen’inde yer alan rivâyete göre Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sizden herbirinizin mutlaka biri cennette, biri cehennemde olmak üzere iki konağı vardır. Şayet ölümden sonra cehenneme gidecek olursa, cennetlikler onun oradaki yerine mirasçı olurlar.” İşte yüce Allah’ın:
“İşte bu kimseler mirasçılardır” (el-Mu’minun, 23/10) âyeti bunu anlatmaktadır. İbn Mace, II, 1453: Hakim. Müstedrek, II, 427. Bu hadis daha önceden (el-Mu’minun, 23/10. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
Dârimî’nin, Müsned’inde yer alan rivâyete göre Ebû Umame şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Yüce Allah her kimi cennete girdirirse, mutlaka ona huru’l ıyn’den yetmişiki zevce ve yetmiş tane de cehennem ehlinden miras alacağı zevce verecektir. O zevcelerinin hepsinin de şehveti harekete getiren fercleri erkeklerin de bükülmeyen zekerleri olacaktır. ” İbn Mace, II, 1452; Ahmed b. Ebi Beki” el-Kinani, Misbahu’z-Zücace II, 266’da senedinde tenkide maruz kalmış ravilerinin bulunduğunu belirtmektedir.
Hişam b. Halid dedi ki: Cehennemliklerden ‘mirası” ile kastedilen, cehenneme girmiş ve böylelikle cennetliklerin hanımlarına mirasçı olduğu kimseler kastedilmektedir. Fir’avun’un hanımının miras alınacağı gibi.
“Haberiniz olsun ki muhakkak zâlimler sürekli” kesintisiz ve devamlı
“bir azâb içindedirler.”
Bunun mü’minlerin söyleyeceği sözlerden olması mümkün olduğu gibi yüce Allah tarafından verilen yeni bir haber ifadesi olması da mümkündür.