Kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür. Ama kim affeder ve düzeltirse, onun ecri Allah’a aittir. Şüphesiz ki O, zalimleri sevmez.
Diyanet Vakfı
Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükafatı Allaha aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.
Kurtubi Tefsiri
Bir kötülüğün cezası onun gibi bir kötülüktür. Kim affedip düzeltirse, artık onun mükâfatını vermek Allah’a aittir. Şüphe yok ki O, zâlimleri sevmez.
2- Kötülüğün Karşılığı Ona Denk Bir Kötülük Olmalıdır:
“Bir kötülüğün cezası onun gibi bir kötülüktür” âyeti ile ilgili olarak ilim adamları şöyle demektedir: Yüce Allah mü’minleri iki sınıfa ayırmıştır. Bir sınıf zâlimleri affeder, bundan dolayı yüce Allah:
“Öfkelendiklerinde de onlar bağışlarlar” (Şura, 42/37) diye buyurarak öncelikle onları sözkonusu etmiştir. Bir diğer kesim ise kendilerine zulmedenden intikam alırlar. Bundan sonra da yüce Allah alınacak intikamın sınırını:
“Bir kötülüğün cezası onun gibi bir kötülüktür” âyeti ile açıklamaktadır. Kendisine zulmeden kişiden haddi aşmaksızın intikamını alır.
Mukâtil ve Hişam b. Huceyr şöyle demişlerdir: Bu yaralanıp da kendisini yaralayan kimseden kısas yoluyla intikam alan ve ayrıca sövüp saymayan kimse hakkındadır. Bu açıklamayı Şâfiî, Ebû Hanife ve Süfyan yapmıştır. Süfyan dedi ki: İbn Şubrume şöyle derdi: Mekke’de Hişam gibisi yoktur. Şâfiî de bu âyet-i kerimeyi tevil ederek insanın kendisine hainlik eden kimsenin malından onun bilgisi olmaksızın hainlik ettiği kadarı ile alabileceği hükmüne varmıştır. Bu hususta da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın Ebû Süfyan’ın hanımı Hind’e söylemiş olduğu: “Onun malından sana ve çocuğuna yetecek kadarını al.” Müslim, III, 133«; Buhârî, II, 769, V, 2052, VI, 2626; Ebû Davud, III, 289; Nesâî, VIII, 246; İbn Mace, II, 769; Müsned, VI, 39, 50, 206. Ebû Nuaym, Hilye, III, 139-140. âyetini delil göstermiştir. Peygamber bu hadisiyle Hind’e kocasının izni olmaksızın malından belli bir miktar almayı câiz kılmıştır. Bu hususa dair yeterli açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/194. âyet, 2. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır.
İbn Ebi Necih dedi ki: Bu yaralamalara karşılık vermek hakkında kabul edilir. Eğer bir kimse: “Allah onu rezil etsin” yahut “Allah ona lanet etsin” diyecek olursa, onun benzerini ona söyler. Bununla birlikte zina iftirasına aynı şekilde karşılık vermez, yalana yalan ile karşılık vermez.
es-Süddî dedi ki: Yüce Allah kendisine haksızlık yapılan kimsenin Arapların yaptığı gibi yapmayıp kendisine yapılan haksızlık miktarından fazlasını işlemeyip haddi aşmaksızın intikam alan kimseleri övmektedir.
Burada kötülüğe karşılık vermeye yine “seyyie: kötülük” adının veriliş sebebi, bunun da kötülüğe karşılık olmasından dolayıdır. Birincisi diğerine mali ya da bedeni bir konuda kötülük yapmıştır. Ona uygulanan kısas ise aynı şekilde kısas uygulanan için bir kötülüktür ve onun hoşuna gitmez. Yine bütün bunlara dair yeterli açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (az önce gösterilen yerde) geçmiş bulunmaktadır.
3- Affedip, Düzeltmenin Mükâfatı:
“Kim affedip düzeltirse” İbn Abbâs’ın dediğine göre kısası terkedip kendisi ile kendisine zulmedenin arasını affetmek suretiyle düzeltirse,
“artık onun mükâfatını vermek Allah’a aittir.” Yani şüphesiz Allah bunun ecrini o kimseye verir.
Mukâtil dedi ki: Buna göre affetmek salih amellerden olmaktadır. Daha önce bu hususta yeterli açıklamalar Al-i İmrân Sûresi’nde (3/134. âyet, 3. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’a hamclolsun.
Hafız Ebû Nuaym’in zikrettiğine göre Ali b. el-Huseyn (radıyallahü anhüma) şöyle demiştir: Kıyâmet gününde bir münadi: Hanginiz fazilet ehlidir? diye seslenir. İnsanlar arasından birtakım kimseler ayağa kalkar, onlara: Haydi cennete gidin denilir, melekler onları karşılarlar ve: Nereye? diye sorarlar. Onlar: Cennete diye cevab verirler. Melekler: Peki hesaptan önce mi? diye sorunca, onlar: Evet, derler. Yine melekler: Peki siz kimsiniz? diye sorarlar. Onlar: Biz fazilet ehli kimseleriz, derler. Peki sizin faziletiniz ne idi? diye sorarlar: Bizler bize karşı cahillik yapıldığında tahammül gösterirdik, zulmedildiğinde sabrederdik, bize kötülük yapıldığında da affederdik, derler. Bunun üzerine melekler: Haydi cennete giriniz, amelde bulunanların mükâfatı ne güzeldir, diyecekler… diye bu rivâyetin tamamını zikretmektedir. Ebû Nuaym, Hilye, III, 139-140.
“Şüphe yok ki O, zâlimleri” Said b. Cübeyr’in dediğine göre ilk olarak zuline başlayan kimseleri
“sevmez.” Bir başka açıklamaya göre: O kısasta haddi aşan ve haksızlık yapan kimseyi sevmez, demektir. Bu açıklamayı da İbn Îsa yapmıştır.