Musa’ya vahyettik: Asanla denize vur — deniz yarıldı, her bölüm büyük bir dağ gibi oldu.
Diyanet Vakfı
Bunun üzerine Musaya: Asan ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu.
Kurtubi Tefsiri
Biz de Mûsa’ya: “Asanla denize vur” diye vahyettik. Ardından deniz ayrılıp herbir tarafı büyük bir dağ gibi oldu.
İsrailoğulları büyük bir bela ile karşı karşıya kaldıklarını kabul edip artık güç yetiremeyecekleri miktardaki orduları da görünce, yüce Allah Mûsa (aleyhisselâm)’a asasıyla denize vurmasını emretti. Çünkü şanı yüce Allah bu mucizenin Mûsa (aleyhisselâm) ile ve onun yapacağı bir fiile taalluk etmesini istemişti. Yoksa denizi ayıran asayı vurmak değildir. Bu hususta bizatihi yardımcı da olmamıştır. Ancak bu işle birlikte söz konusu olan yüce Allah’ın kudreti ve harikulade yaratmasıyla olmuş bir şeydir. Denizin yarılma olayı ile ilgili açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/50. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Deniz yarılınca İsrailoğullarının Sıbtları (kolları) sayısınca onda oniki tane yol açıldı. Su da aralarında pek büyük dağlar (et-tavd) gibi oldu. “et-Tavd” dağ demektir. İmruu’l-Kays’ın şu beyitinde de bu anlamda kullanılmıştır.
“Kişi hayatta olanlar arasında bir dağ gibi iken,
İnsanlar yakından ona atış yaparlar o da yan yatar.”
el-Esved b. Ya’fur da dedi ki:
“Onlar (Küfe yakınlarında bir yer olan) Ankara’da
Konakladılar üzerlerine akmaktadır, dağlardan gelen Fırat suyu.”
Şairin burada “etvâd; dağlar” diye kullandığı kelime “Dağ” in çoğuludur.
Böylelikle Mûsa ve beraberindekiler için denizde kupkuru bir yol açılmış oldu. Mûsa’nın beraberindekiler denizden çıkıp Fir’avun’un beraberindeki son şahsın da denize girmesi -daha önce Yûnus Sûresi’nde (10/90. âyetin tefsirinde) geçtiği üzere- tamamlanınca bu sefer deniz onların üzerine kapandı suda boğulmadı dediler. Bunun üzerine Fir’avun denizin kıyısına atıldı ve onu da gözleriyle gördüler.
İbnu’l-Kasım’ın rivâyetine göre Malik şöyle demiş: Mûsa (aleyhisselâm) ile birlikte ticaretle uğraşanlardan iki kişi de denize doğru çıkmıştı. Onlar denizin yanına geldiklerinde, Allah sana neyi emretti? diye sordular. O da; Bu asam ile denize vurmakla emrolundum, o da varılacaktır. Bunun üzerine onlar: Allah’ın sana emrettiğini yap. Asla sana verdiği sözünden caymayacaktır. Sonra da onu tasdik etmek üzere kendilerini denize attılar. Fir’avun ve beraberindekiler denize girinceye kadar bu durum böylece devam etti, sonra deniz eski haline döndü. Bu anlamdaki açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/50. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.