Kişi savaşta şehid olunca -bir görüşe göre- yıkanmaz. Bu, ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. el-Muvaffak der ki: Bu konuda -el-Hasan ve Said b. el-Müseyyeb dışında- ihtilaf edeni bilmiyoruz. Onlar ise: Şehid olan yıkanır. Çünkü ölen her bir can cünüp olur, demişlerdir.
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ve ashabının, şehidi yıkamamalarındaki uygulamalarına uymak, daha doğrudur.
Şehidin cenaze namazını kılmaya gelince; doğrusu kılınmayacağıdır. Bu, İmam Malik, İmam Şafii ve İshak’ın kabul ettikleri görüştür. Çünkü bu minvalde Cabir’den gelen rivayete göre; “Uhud şehidleri hakkında Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), onların kanlarıyla defnedilmelerini ve yıkanmamalarını emretmiş ve cenazelerini ise kıldırmamıştır.”
İmam Ahmed’den gelen başka bir rivayete göre ise şehidin namazı kılınır. Bu ise Sevri ve Ebu Hanife’nin görüşüdür; ancak İmam Ahmed’in bu rivayeti, bu namazın müstehap olduğu, vacip olmadığına işaret etmektedir.
Şehid, elbisesiyle defnedilir. el-Muvaffak; bu konuda bir ihtilaf bilmiyoruz, demiştir. Bu, zorunlu değildir ancak evla olan budur. Şehidin velisi onun üzerindeki elbiseleri çıkarır ve başkasıyla onu kefenler. Zira bu noktadaki rivayete göre Safiyye, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e iki adet kefen göndermişti ki, birisiyle Hz. Hamza kefenlensin ve diğeriyle de şehid düşmüş başka birisi kefenlensin.
Ebu Hanife ise şöyle demiştir: “Şehidin giysilerinden bir şey çıkarılmaz. Çünkü İbn Abbas hadisinin zahirinden bu anlaşılmaktadır. İbn Abbas der ki: ‘Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Uhud şehidlerinin (silahı, zırh gibi) demir ve (kürk, kaban gibi) deriden yapılmış maddelerin üzerlerinden soyularak kanları ve elbiseleriyle defnedilmelerini emretti.'”
“Bunun mübah ve müstehap olduğuna hamledilerek” cevap verilmiştir. O zaman bu sabit olduğuna göre, insanların deri, demir ve kürk gibi genel giysileri dışında kalan normal giysileri çıkarılır. Bunu, İmam Şafii ve Ebu Hanife söylemiştir. İmam Malik ise; ondan ne kürk, ne mest ve ne de kaban çıkarılır, demiştir.
Şayet ölüm darbesi almış olan o kişi taşınacak olur ve henüz hayatta olursa bu durumda bir müddet yaşadığı için -sonradan şehid de olsa- yıkanır ve cenazesi de kılınır. el-Harki’nin sözünün zahirinden anlaşılan; o darbeyi alan kişi taşındıktan sonra ne kadar hayatta kalırsa kalsın (her hâlükârda) yıkanır ve cenazesi de kılınır. Ama savaşta ya da taşımasının hemen akabinde şehid düşecek olursa bu durumda yıkanmaz ve cenazesi de kılınmaz. Buna benzer bir görüş İmam Malik’e de aittir, o der ki: O, yese, içse ya da iki veyahut üç gün kadar hayatta kalmış olsa, yıkanır.
İmam Ahmed ise başka yerde şöyle der: O, konuşacak olur, bir şey yer yahut içecek olursa, namazı kılınır. Rey ashabının görüşü de buna yakın anlamda gelmiştir.
Şafii ashabı ise şöyle demiştir: Şayet savaşta iken ölecek olursa o zaman yıkanmaz ve namazı da kılınmaz. Ama bunun dışında ölürse o zaman başka.
el-Muvaffak der ki: Doğrusu; uzun bir sürenin geçmesi ya da yemek yemesi ile sınırlandırılmasıdır. Çünkü yemek yemesi, hayati fonksiyonlarının olduğu anlamına gelirken, uzun bir sürenin geçmesi de yine buna işaret eder. Konuşmasına, içmesine ve savaş hâlinde bulunmasına gelince, bunlarda bir sınırlandırmaya gitmek doğru olmaz. Çünkü şehidler hakkında -yıkanmayan ve namazı da kılınmayan hiçbirisi hakkında- konuştuğu ve savaşın bitiminde de vefat etmiş olduğu sayılmış değildir.
Şayet silahı geri sekip kendisine isabet edecek olur ve kendisini öldürecek olursa, o kimse düşman eliyle öldürülmüş (şehid) gibidir. Çünkü o, savaş şehidi sayılır ve kâfirler tarafından öldürülmüş kimse hükmüne dahildir. Şüphesiz Amir b. el-Ekva, Hayber savaşında mübarezeye giderken silahı ters tepip kendisine isabet etmiştir. Onun hükmen şehidlerden olmadığı nakledilmemiştir (tam tersine şehid olduğuna dair nakil gelmiştir.)
Ölü olarak bulunacak olup bir izi de olmamış (dahi) olsa, kuşkusuz o zaman yıkanır. Bu ise Ebu Hanife’nin görüşüdür. İmam Şafii ise; savaşın birtakım sebepleriyle ölmüş olma ihtimalinden dolayı yıkanmaz, demiştir.
“Aslolan yıkamanın vacip olmasıdır; dolayısıyla ihtimal üzere bu vecibenin düşemeyeceği” yönünde cevap verilmiştir. Çünkü yıkamanın düşmesi, bu noktada yaralı kimse ile ilintili olduğu vakit uzlaşma mahallinde ele alınabilir. Nitekim “Onların kanlarıyla defnolmalarını emretti…”
Öyleyse bunu, muteberlik derecesinden hazfetmek (bir tür silip görmezlikten gelmek) caiz olmaz.