İnsanların mallarında artsın diye verdiğiniz her faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte onlar kat kat artıranlardır.
Diyanet Vakfı
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allahın rızasını isteyerek verdiğiniz zekata gelince, işte zekatı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Kurtubi Tefsiri
İnsanların malları arasında artış göstersin diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Fakat Allah’ın rızasını arayarak verdiğiniz zekâta gelince; işte onlar kat kat arttıranlardır.
Yüce Allah’ın:
“İnsanların malları arasında artış göstersin diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz” âyetine dair açıklamalarımızı dört başlık halinde sunacağız:
1- Bu Âyet-i Kerîmede Sözü Edilen Faiz ile Yasak Kılman Faiz:
Yüce Allah, kendi rızası için yapılanlar ve karşılığında mükâfat verdiği harcamaları sözkonusu ettikten sonra, bu şekilde olmayan ve bununla birlikte Allah’ın rızası da aranan bir husustan sözetmektedir.
Bu âyette geçen
“verdiğiniz” anlamındaki âyeti Cumhûr diye med ile okumuşlardır ki, “verdiğiniz” demektir. İbn Kesîr, Mücahid ve Humeyd ise bunu medsiz olarak; artsın diye işlediğiniz herhangi bir riba, anlamına gelecek şekilde okumuşlardır. Bu da: “Doğru iş yaptım, yanlış iş yaptım” demek gibidir. Bununla birlikte yüce Allah’ın:
“Fakat… verdiğiniz zekâta gelince” anlamındaki âyette yer alan;
“Verdiğiniz” âyetini icma ile medli okumuşlardır.
Ribâ, artış demektir. Bunun anlamına dair açıklamalar daha önce el-Bakara Sûresi’nde (2/275-279- âyetler, birinci başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır. Ancak orada sözkonusu edilen riba (faiz) haramdır. Burada sözü edilen ise helâldir. Buna göre riba’nın bir kısmı helâl ve bir kısmı haram olmak üzere İki kısım olduğu ortaya çıkmaktadır.
İkrime dedi ki: Yüce Allah’ın:
“İnsanların malları arasında artış göstersin diye verdiğiniz herhangi bir faiz (riba)” âyeti hakkında dedi ki: Ri ba (faiz) iki türlüdür. Birisi helâl, birisi haramdır. Helâl olan kendisinden daha iyisi verilir maksadıyla hediye vermektir.
ed-Dahhak’tan da bu âyet-i kerîme hakkında şöyle dediği nakledilmektedir: Bundan kasıt kendisinden daha üstünü karşılık olarak verilsin diye hediye olarak verilen helâl ribadır. Böyle bir maksatla hediye vermenin ne kişinin lehine olan bir tarafı vardır, ne de aleyhine. Bundan dolayı kişi ecir de almaz, günah ta kazanmaz.
İbn Abbâs da böyle demiştir: “…verdiğiniz herhangi bir faiz…” âyeti ile adamın kendisinden daha fazlası karşılık verilir ümidiyle birşeyi hediye vermesini kastetmektedir. İşte Allah katında artış göstermeyen ve sahibine ecir de verilmeyen budur. Ancak bundan dolayı onun için günah da yoktur. İşte âyet-i kerîme buna dair nazil olmuştur.
İbn Abbâs, İbn Cübeyr, Tavus ve Mücahid dediler ki: Bu âyet-i kerîme hibetu’s-sevab (karşılık istenerek yapılan hibe) hakkında inmiştir.
İbn Aliyye dedi ki: İnsanın kendisine mükâfat verilmesi maksadıyla -selam ve buna benzer- yaptığı işler de onun gibidir. Böyle bir kimse bu gibi halde günah kazanmasa dahi, bundan dolayı ecir almaz ve Allah nezdinde ona fazla bir mükâfat da verilmez. Kadı Ebû Bekr b. el-Arabî de bu görüşü İfade etmiştir.
Nesâî’nin, Sünen’inde Abdurrahman H. Alkame’nin şöyle dediği kaydedilmektedir: Sakîflilerden bir heyet Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın huzuruna geldiler. Beraberlerinde de bir hediye vardı. Peygamber: “Bu bir hediye midir, yoksa bir sadaka mıdır? Eğer bu bir hediye ise bununla sadece Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın hoşnutluğu ve İhtiyacın(ın) görülmesi kastedilmiştir. Eğer bu bir sadaka ise bununla ancak yüce Allah’ın rızası aranır.” Onlar: Hayır, bu bir hediyedir, dediler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onların hediyelerini kabul etti. Onlarla birlikte oturup, o onlara soru sordu, onlar da ona soru sordular. Nesâî, V1T 279; Beyhakî, ee-Sünenü’l-Kübrâ, IV, 135.
Yine İbn Abbâs ve İbrahim en-Nehaî de şöyle demişlerdir: Bu âyet-i kerîme, akrabalarına ve kardeşlerine onlara faydalı olmak, onları mal sahibi yapmak ve onlara lütufta bulunmak gayesi ve bununla birlikte de kendilerine menfaat sağlayıp kendi mallarını arttırmak kastı ile veren bir topluluk hakkında nazil olmuştur.
en-Nehaî dedi ki: Âyetin anlamı şudur: İnsan bir başkasına bir hizmette bulunur ve onun yanına çabukça koşup giderse, bundan da dünyasında faydalanmak maksadını güderse, yaptığı o hizmet karşılığında sağladığı bu menfaat dolayısıyla bu hizmeti Allah nezdinde artmaz.
Bir açıklamaya göre böyle bir iş, özellikle Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) için haram idi. Yüce Allah:
“Daha fazlasını isteyerek minnet etme” (el-Müddessir, 74/6) âyetinde bir şey verip, onun yerine ondan daha fazlasını almasını yasaklamaktadır.
Bir başka açıklamaya göre; âyet-i kerîmede kastedilen haram kılınan faizdir. Buna göre:
“Allah katında artmaz” âyetinin anlamı: Bu faiz onu alanındır, diye hüküm verilmez, aksine o kendisinden alınana aittir, es-Süddî dedi ki: Bu âyet-i kerîme Sakiflilerin faizi hakkında nazil olmuştur. Çünkü onlar kendi aralarında faizli muameleler yaptıkları gibi, Kureyş’in kendileri de aralarında faizli muamelelerde bulunurlardı.
2- Daha Fazlasıyla Mükâfat Görmek Ümidiyle Hibe Vermek:
Kadı Ebubekir b. el-Arabî dedi ki; Âyet-i kerîmenin açık ifadesi mükâfat bakımından insanların mallarından daha fazlasını taleb ederek hibede bulunan kimse hakkındadır. el-Muhelleb dedi ki: Karşılığını isteyerek hibede bulunan ve: Ben bunun karşılığını almak istemiştim, diyen kimsenin durumu hakkında ilim adamlarının farklı görüşleri vardır. Malik dedi ki: Böylesinin durumuna bakılır, eğer onun benzerleri kendisine hibe edilen kimseden karşılığını isteyen tipten ise, bunu istemek hakkı vardır. Fakirin zengine, hizmetçinin sahibine, kişinin emirine ya da kendisinden yukarıdaki kimselere hibede bulunması gibi. Şâfiî’nin iki görüşünden birisi de budur.
Ebû Hanîfe dedi ki: Şart koşmadığı takdirde onun karşılık alma hakkı yoktur. Şâfiî’nin diğer bir görüşü de budur. O der ki: Karşılık almak maksİsmi ile yapılan hibe (hibetu’s-sevâb) bâtıldır, hibe yapana faydası yoktur. Çünkü bu bedeli meçhul bir satıştır. el-Kufî buna delil olarak şunu göstermektedir: Hibe konusu teberrudur. Eğer bizler bu hususta karşılık vermeyi öngörecek olursak, bu takdirde teberru manası ortadan kalkar ve bu sefer hibe, ivazlı akitler durumuna geçer. Araplar ise alış-veriş (bey’) lafzi ile hibe lâfzı arasında ayırım gözetmiş, alıg-verişi karşılığında bedele hak kazanılan, hibeyi ise böyle olmayan muameleler için tahsis etmişlerdir.
Bizim delilimiz ise Malik’in Muvatta’’ında kaydettiği şu rivâyettir. Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh) dedi ki: Bir kimse eğer bir hibede bulunur da o bunu ancak karşılığı verilsin diye vermişse, bu hususta razı edilinceye kadar hibesi hususunda serbesttir Muvatta’ II, 754
Buna yakın bir rivâyet de Ali (radıyallahü anh)’dan gelmiştir. O şöyle demiştir; Hibeler üç türlüdür. Birisi Allah rızası istenerek yapılan hibe, birisi insanların hoşnutluğu gözetilerek yapılan hibe, diğeri de karşılığı beklenerek yapılan hibedir. Karşılığı beklenerek yapılan hibeyi, sahibi kendisine karşılık verilmeyecek olursa geri alır.
Buhârî de -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- “hibede mükâfat babı” diye bir başlık açtıktan sonra Âişe (radıyallahü anha)’nın şu hadisini zikretmektedir: Âişe dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hediyeyi kabul eder ve ona karşılık verirdi. Buhârî, II, 907; Tirmizî, IV, 338 O, sağmal bir dişi deve (hediye edilmesine) karşılık vermiş ve bunun karşılığını isteyen deve sahibine tepki göstermemişti. Onun tepki göstermesi sadece adamın verilen karşılığı beğenmemesi idi. Halbuki bu karşılık kıymetin üstünde idi. Bu hadisi Tirmizî de rivâyet etmiştir Tirmizî’de tesbit edemedik. Hakim, el-Müstedrek, II, 71; Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübrâ, VI, 180; el-Azîmâbâdî Aunu’l-Mabud, IX, 329
3- Hibenin Kısımları:
Ali (radıyallahü anh)’ın hibeye dair anlattıkları ve onu kısımlara ayırması doğrudur. Çünkü hibede bulunan bir kişinin bu hibesi hakkında şu üç halden biri söz konusudur:
1- O hibesi ile yüce Allah’ın rızasını arar ve bu hibenin karşılığındaki sevabı ondan bekler.
2- Hibesiyle insanlar bundan dolayı kendisini övsünler ve bu sebeble de ondan övgüyle sözetsinler diye insanlar için hibede bulunması.
3- Verdiği hibenin, hibe verdiği şahıstan karşılığını bekleyerek vermesi. Buna dair açıklama daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da: “Ameller niyetlere göredir. Her kişiye ancak niyet ettiği ne ise o vardır” Buhârî, I, 3, 30; Müslim, III, 1515; Ebû Dâvûd, II, 262; Tirmizî, IV, 179; İbn Mâce, I, 426, II, 1413; Müsned, I, 43 diye buyurmuştur.
Eğer yaptığı hibe ile yüce Allah’ın rızasını gözetmiş ve karşılığında Allah’tan sevap almayı istemiş ise, bunun karşılığını Allah lütuf ve rahmetiyle verir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Fakat Allah’ın rızasını arayarak verdiğiniz zekâta gelince, İşte onlar kat kat arttıranlardır.”
Aynı şekilde zengin olsun, ihtiyaçtan kurtulsun, başkalarına yük teşkil etmesin diye akrabalarının hakkını gözetenin durumu da böyledir. Bu hususta da niyete bakılır. Şayet bununla dünyevi bir gösteriş maksadını gözetiyor ise, bu Allah rızası için değil demektir. Eğer üzerindeki akrabalık hakkı ve aralarındaki bağ dolayısıyla bunu yapıyorsa, bu da Allah için demektir.
Hibesi ile riyakârlık yaparak bundan dolayı İnsanlar kendisini övsünler ve bundan ötürü kendisinden iyilikle sözetsinler maksadını güderek insanların hoşnutluğunu arayan kimseye gelince, böylesinin hibeden eline geçecek hiçbir fayda yoktur. Ne dünyada bunun sevabını alır, ne de âhirette ecir alır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey îman edenler! Malını sırf insanlara gösteriş olsun diye infak eden… kimse gibi sadakalarınızı başa kakmakla ve eziyet etmekle boşa çıkarmayın.” (el-Bakara, 2/264)
Verdiği hibe ile hibe verdiği kimseden karşılık görmek isteyene gelince, o kimse hibesi karşılığında istediğini alabilir ve İbnu’l-Kasım’ın görüşüne göre hibesinin değeri ile kendisine karşılık verilmeyecek olursa, hibesinden geri döner. Ömer ve Ali (radıyallahü anh)’ın sözlerinin zahirlerine göre de hibesinin kıymetinden daha fazla verilerek razı kılınmadığı sürece geri dönebilir. Aynı zamanda bu Mutarrif in el-Vâdıha’dakı görüşüdür: Hibe, bizzat mevcut ise; eğer artmış yahut eksilmiş ise hibe yapan kimse geri dönebilir. Kendisine hibe verilen kişi, o hibenin daha fazla değeri ile karşılık vermiş olsa dahi böyledir.
Şöyle de denilmiştir: Eğer hibe bizzat mevcut bulunuyor ve değişikliğe uğramamış ise, o dilediğini alabilir. Yine bir görüşe göre (kendisine hibe edilen kişinin) tefviz nikâhında olduğu gibi, kıymet ödemesi gerekir. Şayet hibe telef olmuş ise ittifakla onun kıymetinden başkasını almak hakkı yoktur. Bunu da İbnu’l-Arabî söylemiştir.
4- Allah Rızası İçin ve Başka Maksatta Amelde Bulunmak:
Yüce Allah’ın:
“Artış göstersin diye” âyetini yedi kıraat aliminin çoğunluğu fiili “ribâ (faiz)”ya isnad ederek “ya” ile okumuşlardır. Yalnızca Nafî’ bunu “te” ile ve “vav”ı da muhatab kipi için olmak üzere sakin okumuştur. “Fazlalık alasınız diye” demek ölür. Aynı zamanda bu İbn Abbâs, el-Hasen, Katade ve en-Nehaî’nin de kıraatidir. Ebû Hatim dedi ki: Bu bizim kıraatimizdir. Ebû Malik ise'”Onu arttırasınız diye” şeklinde te’nis zamiri ile okumuştur.
“Allah katında artmaz” yani bu temizlenmez ve Allah bunun karşılığında sevap vermez. Zira o ancak kendi rızası İçin ve yalnız kendisi için ihlasla yapılan ameli kabul eder. Buna dair açıklamalar daha önce en-Nisa Sûresi’nde (4/134. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
“Fakat Allah’ın rızasını arayarak verdiğiniz zekâta” İbn Abbâs dedi ki: Herhangi bir sadakaya
“gelince, işte onlar kat kat arttıranlardır.” Yani yüce Allah’ın kabul edip on kat fazlası ya da daha da fazla kadarıyla mükâfatlandıracağı budur.
Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah’a güzel bir ödünç verecek olan kimdir? Allah da o verdiğini ona kat kat arttırır.” (el-Bakara, 2/245);
“Allah’ın rızasını arayarak ve nefislerinden bir sebat ile mallarını infak edenlerin durumu da yüksek bir tepenin üstünde bulunan… bir bahçeye benzer.” (el-Bakara, 2/265) İşte burada da: “İşte onlar kat kat arttıranlardır” dîye buyurmakta, sizler kat kat arttıranlarsınız, diye buyurmamaktadır. Çünkü burada ifade hitabtan gaibe dönmüştür.
Yüce Allah’ın:
“Hatta siz gemilerde bulunduğunuz zaman onlar da içindekileri güzel bir rüzgar ile götürüp…” (Yûnus, 10/22) âyetine benzemektedir.
“Kat kat arttıranlar” in anlamı hakkında da İki görüş vardır. Birincisine göre belirttiğimiz gibi, böylelerine iyilikleri kat kat verilir. Diğerine göre, hayır ve nimetler onlara kat kat verilmiştir. Yani bunlar kat kat mükâfatların sahibidirler. Nitekim güçlü develeri yahut tâ güçlü arkadaşları bulunan kimse hakkında; Filan kişi güç sahibidir” denilir. Develeri semiz ise; “eğer develeri susamış ise; eğer zayıf ise; denilir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şu duası da bu kabildendir:” Habis ve habis edici koğulmuş şeytandan Sana sığınırım Allah’ım. ” Mâce, I, 109; EM Dâvûd, el-MerSsU, s. 72
Habis edici (muhbis) ise kendisine habislik (pislik) isabet etmiş olandır. Mesela; denilirken bizatihi o aşağılık ve bayağı bir kimsedir, demektir ise; arkadaşları aşağılık kimselerdir, demektir.