Kim, muayyen olmayan peşpeşe bir orucu adayacak olur sonra da onu bozacak olursa, o vakit bu, iki durumdan hali değildir:
Birincisi: Hayız, hastalık vb. gibi bir özürden dolayı orucu bozmuş olmak. O zaman muhayyer olmasıyla birlikte, ya oruca yeniden başlar ve ona bu durumda bir şey lazım gelmez; çünkü vechi üzere adağını yerine getirmiştir. Yahut da orucuna, (tutmadıklarını) bina eder ve kefareti de verir. Zira kefaret -bundan aciz olsa dahi- adağı terk etmiş olması hasebiyle gereklilik oluşturmaktadır. İşte burada orucu bina etmesi caiz olur; çünkü orucun bozulması bir özre binaendir, yoksa hüküm açısından peşpeşe tutmayı kesemez.
Peki, bu özür eğer yolculuk yapmak gibi mübah bir şey olursa, o vakit peşpeşe orucu kesmesi caiz olur mu? Bunda ise iki görüş gelmiştir.
İkincisi: Özürsüz olarak orucu bozmuş olması. Bu durumda oruca baştan başlar ve kefaret de ödemez. Kefaret konusundaki bu ayrımı sadece İmam Şafii söylemiştir; zira o kefareti adak konusunda vacip görmemiştir.
Belirli bir ayı oruçla geçireceğini adamış olsa ve tutarken de orucu bozmuş olsa, o vakit bu, iki durumdan hali değildir:
Özürsüz olarak orucu bozması ki, bunda iki görüş gelmiştir:
Birincisi: Orucu keser ve ona baştan başlaması gerekli olur. Çünkü bu, adağı nedeniyle peşpeşe tutması gereken bir oruç sayıldığından, özrü olmadığı halde orucu bozmasıyla onu geçersiz kılmış oldu ve peşpeşe tutmayı şart koşmasına benzer. Bu görüşe göre orucu bozduğu günün hemen peşine o orucunu baştan tutması gerekmektedir, onu ertelemesi ise caiz değildir. Zira ayın geri kalan günleri adak olarak devam etmektedir, öyleyse orucu terk etmesi caiz olmaz. Aynı zamanda bozmuş olduğu o günün orucunun vebalinden kurtulması için kefaret ödemesi de vaciptir.
İkincisi: Orucu peşpeşe tutmayı şart koşması halinde bu oruca baştan başlaması vacip olur. Bu, İmam Şafii’nin kavlidir. Zira orucun peşpeşe tutulma vücubiyeti, zaruri olarak -şart koşulmasıyla- kesinlik kazanmış olduğundan -Ramazan orucunda olduğu gibi- oruç tutulduğu esnada bu, onu geçersiz kılmış olmaz. O vakit orucunu bozması hasebiyle kefareti öder. Oruçtan sonra da bir gün o orucu yerine kaza eder. el-Muvaffak der ki: İnşallah-u Teala kıyasa en uygun olan görüş de budur.
Özürden dolayı orucu bozması. O vakit orucundan geçip gidenlerin üzerine onu bina eder, kazasını yapar ve kefaretini de öder. Bu, (Hanbeli) mezhebimizin de kıyasını oluşturur. Çünkü adağını geçirmiştir, öyleyse kefareti de ödemek durumunda kalır.
Ebu’l Hattab: Bu noktada ona kefaretin vacip olmayacağına dair başka bir görüş de gelmiştir, demiştir. Bu ise Malik ve Şafii mezhebine ait görüştür. Çünkü adanmış şeyler meşru hüküm üzere yorumlanırlar. Şayet bir özürden dolayı Ramazan ayında orucunu bozsa, ona bir şey ödemesi gerekli olmaz. (Ancak) bunun farklı olacağı yönünde cevap verilmiştir. Zira Ramazan’da özürsüz olarak orucunu bozmuş olsa, ona kefaret vacip olmaz.