"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ölmüş Kimsenin Adağını Yerine Getirmek

Kim ölmeden önce hac yapmayı, oruç tutmayı, sadaka vermeyi, köle azad etmeyi, itikafa girmeyi, namaz kılmayı veya başka bir itaat türü ameli adarsa ve bunları yerine getirmeden vefat ederse, velisi onun adına bu adağı yerine getirir.

İmam Ahmed’den nakledildiğine göre: “Namaz konusunda bunu ölü adına kılmaz.” Çünkü namazın hiçbir şekilde bedeli yoktur. Ancak diğer ameller hakkında, velisinin bunları ölü adına yerine getirmesi caizdir; fakat bu, vacip değildir. Lakin akrabalık bağı ve iyilik açısından bunu yerine getirmesi müstehap görülmüştür.

Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim ölür de üzerinde oruç borcu varsa, onun yerine velisi oruç tutsun.”

İbn Abbas’tan nakledildiğine göre bir adam Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek:
“Ey Allah’ın Resulü! Annem üzerinde bir ay oruç borcu olduğu halde öldü, onun adına bu oruçları kaza edebilir miyim?” diye sordu.
Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:
“Evet, Allah’ın borcu ödenmeye daha layıktır.”

Yine İbn Abbas’tan aktarıldığına göre, Sad b. Ubade el-Ensari annesinin bir adakta bulunduğunu, ancak bunu yerine getiremeden vefat ettiğini söyleyerek bunun hükmünü Peygamber’e sordu. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Annenin adağını onun adına sen yerine getir.” buyurdu.
Bu uygulama sünnet haline geldi. Hadisler hakkında Buhârî ve Müslim ittifak etmişlerdir.

İbn Abbas’tan yine şöyle aktarılmıştır:
Bir adam gelip Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Kız kardeşim hac yapmayı adadı, ancak öldü.” dedi.
Allah Resulü:
“Kız kardeşinin bir borcu olsaydı, onu öder miydin?” diye sordu.
Adam: “Evet.” deyince, Peygamber:
“O halde Allah’ın borcunu öde, çünkü Allah’ın borcu ödenmeye daha layıktır.”

Bu hadisler oruç ve hac konusunda açık, nezir konusunda ise mutlak ifadeler içermektedir. Dolayısıyla hadislerde zikredilmeyen diğer ibadetler de bu hükme kıyas edilir.

Zâhirîler ise hadislerin zahirine dayanarak: “Velinin bu nezri yerine getirmesi vaciptir.” demiştir. Ancak ilim ehlinin cumhuru: “Bu, veli üzerine vacip değildir; fakat mal konusunda bir hakkın bulunması ve ölü lehine terk edilmesi istisnadır.” demiştir.

Hz. Peygamber’in bu konudaki emirleri ise mendup ve müstehap olarak yorumlanmıştır. Bu görüşe delalet eden karinelerden bazıları şunlardır:

Bu emirlerin borca benzetilmesi; çünkü ölü borcunu ödeyecek bir mal (terike) bırakmamışsa, varis için bu borcu ödemek vacip olmaz.
Sahabelerin Peygamber’e: “Bu adağı yerine getireyim mi, getirmeyeyim mi?” diye sormaları. Bu tür sorulara verilen cevaplar sorunun içeriğine göre değişir. Eğer soru caizliği ifade ediyorsa, cevap da caizliği; vacipliği ifade ediyorsa, cevap da vacipliği ifade eder.
Bu bağlamda konumuzla ilgili olarak sorunun amacı caizlik olduğundan, Peygamber’in cevabı da bu fiilin caiz olduğu anlamına gelir.

İmam Mâlik: “Bir kimse başkasının yerine Mescid-i Haram’a yürüyerek gidemez, onun adına namaz kılamaz, oruç tutamaz.” demiştir. Diğer bedeni ibadetler de bu kapsamda namaza kıyas edilmiştir.

İmam Şafiî: “Ölü adına hac yapılabilir.” demiştir. Ancak iki görüşünden birine göre ölü adına namaz kılınamaz ve oruç da tutulamaz; sadece onun adına her gün bir yoksul yedirilir. Çünkü İbn Ömer’den rivayetle Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, onun yerine her gün bir yoksul doyurulsun.”

el-Muvaffak der ki: İbn Ömer’in hadisi şer‘î aslı olan vacip oruçlar hakkında gelmiştir. Bu nedenle hadislerin arasını cem etmek (uyumlu hale getirmek) gerekir. Eğer hadislerin birbiriyle çeliştiğini söylersek, bizim zikrettiğimiz hadisler daha sahih, daha çok ve önceliklidir.

Evla olan, bu adağın velisi tarafından yerine getirilmesidir. Ancak bu adağı başkası da yerine getirirse geçerli olur; bu, ölenin borcunun başkası tarafından ödenmesine benzer. Çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu borca benzetmiş ve bu kıyasa dayanmıştır. Ayrıca varisin bu ameli icra etmesi, ölüye bir bağış ve ikram niteliğindedir. Başkasının bu bağışı yerine getirmesi de bu hükmü kazanır.

Eğer adak mal ile ilgili ise, o zaman doğrudan ölenin terikesine (mirasına) taalluk eder.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/pespese-tutmak-sekliyle-adanmis-bir-orucu-kesmek/,https://kutsalayet.de/verese-sahiplerine-terikede-kalan-mulkun-sabit-olmasi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız