Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size kelâle hakkında fetva veriyor: Eğer bir kişi ölür de çocuğu bulunmaz, fakat bir kız kardeşi olursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşin çocuğu yoksa erkek kardeş onun mirasçısı olur. Eğer iki kız kardeş olurlarsa, bıraktığı malın üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı kardeşler olurlarsa, erkeğe iki kadının payı kadar pay vardır. Allah size açıklıyor ki sapmayasınız. Allah her şeyi bilendir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Yestaftuneke (senden fetva isterler) kul (de ki) allahu (Allah) yuftikum (size hüküm verir) fil kelaleti (kelale hakkında) in (eğer) imruun (bir kişi) haleke (ölür) leyse (yoksa) lehu (onun) veled (çocuğu) ve lehu (ve onun) uhtun (bir kız kardeşi) fe leha (ona vardır) nısfu (yarısı) ma (şeyin) terake (bıraktığı) ve huve (ve o) يرثها (ona mirasçı olur) in (eğer) lem (yoksa) yekun (olmazsa) leha (onun) veled (çocuğu) fe in (eğer) kaneta (olursa) اثنتين (iki kadın) fe lehuma (ikisine vardır) sulusan (üçte iki) ma (şeyin) terake (bıraktığı) ve in (ve eğer) kanu (olurlarsa) ihveten (kardeşler) ricalen (erkekler) ve nisaen (ve kadınlar) fe li zzekeri (erkeğe) mislu (gibi) hazzil unseyeyn (iki kadının payı) yubeyyinu (açıklar) allahu (Allah) lekum (size) en (ki) tadillu (sapmayasınız) vallahu (ve Allah) bi kulli şey’in (her şeyi) alima (bilendir)
Mukatil Tefsiri
Bu ayet, Ensar’dan Câbir b. Abdullah ve kız kardeşleri hakkında indirilmiştir.
Kelâle, çocuğu ve babası bulunmaksızın ölen kimseye verilen isimdir. Câbir b. Abdullah Medine’de hastalanınca Resûlullah onu ziyaret etti. Bunun üzerine Câbir:
“Ey Allah’ın Resûlü! Ben kelâleyim; ne babam var ne de çocuğum. Malım hakkında nasıl davranayım?” diye sordu.
Bunun üzerine Allah Teâlâ bu ayeti indirdi.
Ayette geçen “Bir kişi ölürse” ifadesi, onun vefat etmesi anlamındadır. Eğer ölen kişinin çocuğu yoksa ve bir kız kardeşi bulunuyorsa, kız kardeş mirasın yarısını alır.
“Erkek kardeş ona mirasçı olur” ifadesi ise kız kardeşin, kendisinden önce erkek kardeşi hayatta olduğu halde ve çocuğu bulunmaksızın ölmesi durumunu açıklamaktadır. Böyle bir durumda erkek kardeş onun mirasına varis olur.
Eğer ölen kişinin iki kız kardeşi varsa, mirasın üçte ikisi onlarındır.
Eğer mirasçılar erkek ve kadın kardeşlerden oluşuyorsa, miras paylaşımında erkeğe iki kadının payı kadar hisse verilir.
Allah Teâlâ bu hükümleri, insanların mirası taksim ederken hata etmelerini önlemek için açıklamıştır. Ayetin sonundaki “Allah her şeyi bilendir” ifadesi de özellikle mirasın nasıl paylaştırılacağı konusunda Allah’ın tam bilgi sahibi olduğunu ve bu hükümleri eksiksiz bir ilimle koyduğunu bildirmektedir.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah bu buyruğuyla şöyle demektedir: “Senden fetva istiyorlar.” Yani ey Muhammed, senden kelâle hakkında hüküm vermeni istiyorlar. Kelâlenin anlamını daha önce, doğruluğunu gösteren delillerle açıklamış ve bu husustaki görüş ayrılıklarını zikretmiştik. Bu sebeple burada tekrar etmeye gerek yoktur. Bizim kanaatimize göre kelâle, çocuk ve baba dışında kalan miras durumudur.
“Eğer bir kişi ölür, çocuğu bulunmaz ve bir kız kardeşi olursa, bıraktığı malın yarısı onundur” buyruğunun anlamı şudur: Eğer insanlardan biri ölürse —Süddî’nin de dediği gibi, “ölür” yani vefat ederse— ve onun ne erkek ne de kız çocuğu bulunmazsa, ayrıca ana-baba bir veya baba bir kız kardeşi varsa, bıraktığı mirasın yarısı bu kız kardeşine aittir. Geriye kalan kısım ise asabelerin olur.
Nakledildiğine göre Resûlullah’ın sahâbeleri kelâle meselesini çok önemsemiş ve bu konuda sorular sormuşlardı. Bunun üzerine Allah Teâlâ bu ayeti indirdi. Katâde şöyle demiştir: “İnsanlar Allah’ın Nebîsine kelâleyi sordular. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: ‘Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size kelâle hakkında fetva veriyor…’ ayetin sonuna kadar.” Katâde ayrıca Ebû Bekir’in hutbesinde şöyle dediğini nakleder: “Biliniz ki Nisâ sûresinin başında miraslarla ilgili indirilen ayet çocuk ve baba hakkındadır. İkinci ayet eşler ve anne bir kardeşler hakkındadır. Nisâ sûresinin sonunda yer alan bu ayet ise ana-baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır. Enfâl sûresinin sonunda yer alan ‘Akraba olanlar Allah’ın kitabına göre birbirlerine daha yakındırlar’ (Enfâl 75) ayeti ise akrabalığın doğurduğu asabeler hakkındadır.”
Saîd b. Müseyyeb’den nakledildiğine göre Ömer b. Hattâb, Nebî’ye kelâleyi sormuş, o da: “Allah bunu açıklamamış mıydı?” buyurmuştur. Bunun üzerine “Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size kelâle hakkında fetva veriyor” ayeti nazil olmuştur.
Câbir b. Abdullah şöyle anlatmıştır: “Hastalanmıştım. Yedi veya dokuz kız kardeşim vardı. Nebî yanıma geldi, yüzüme üfledi ve kendime geldim. ‘Ey Allah’ın Elçisi! Malımın üçte birini kız kardeşlerime vasiyet edeyim mi?’ dedim. ‘Güzel olur’ buyurdu. ‘Yarısını mı?’ dedim. Yine ‘Güzel olur’ buyurdu. Sonra çıktı. Daha sonra tekrar dönerek bana şöyle dedi: ‘Ey Câbir! Bu hastalıktan öleceğini sanmıyorum. Allah kız kardeşlerin hakkında hüküm indirdi ve onlar için mirasın üçte ikisini belirledi.’” Câbir bu ayetin kendi hakkında indirildiğini söylerdi.
Başka bir rivayette Câbir şöyle demiştir: “Hastalandım. Nebî ve Ebû Bekir yürüyerek beni ziyarete geldiler. Beni baygın buldular. Resûlullah abdest aldı ve abdest suyundan üzerime döktü. Kendime geldiğimde: ‘Ey Allah’ın Elçisi! Malım hakkında nasıl tasarrufta bulunayım?’ diye sordum. Dokuz kız kardeşim vardı; ne babam ne de çocuğum bulunuyordu. Bana hiçbir cevap vermedi. Nihayet ‘Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size kelâle hakkında fetva veriyor’ ayeti nazil oldu.” İbn Münkedir, Câbir’in “Bu ayet benim hakkımda indirildi” dediğini nakletmiştir.
Resûlullah’ın bazı sahâbeleri bu ayetin Kur’an’dan inen son ayet olduğunu söylerlerdi. Berâ b. Âzib şöyle demiştir: “Kur’an’dan inen son ayet ‘Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size kelâle hakkında fetva veriyor’ ayetidir.” Yine ondan nakledildiğine göre tamamen inen son sûre Tevbe sûresi, son inen ayet ise Nisâ sûresinin sonundaki bu ayettir.
Bu ayetin nerede indiği hususunda da görüş ayrılığı vardır. Câbir b. Abdullah bunun Medine’de indiğini söylemiştir. Başkaları ise Resûlullah’ın bir yolculuğu sırasında nazil olduğunu söylemişlerdir. İbn Sîrîn’in rivayetine göre ayet, Nebî’nin bir seferi sırasında indirilmişti. Huzeyfe b. Yemân onun yanında bulunuyordu. Nebî ayeti Huzeyfe’ye bildirdi, Huzeyfe de yürüyüş sırasında arkasında bulunan Ömer’e aktardı. Ömer halife olduktan sonra ayetin açıklamasını Huzeyfe’ye sordu. Huzeyfe ona: “Yönetici olman beni o gün söylemediğim bir şeyi sana söylemeye sevk eder sanıyorsan yanılıyorsun” dedi. Ömer ise: “Bunu kastetmedim, Allah sana rahmet etsin” cevabını verdi.
Ömer’den kelâle konusunda farklı görüşler nakledilmiştir. Ölümüne yakın dönemde kelâleyi “çocuğu ve babası bulunmayan kimse” olarak tanımlamıştır. Başka bir rivayette ise “baba dışında kalanlar” demiştir. Yine şöyle dediği nakledilmiştir: “Resûlullah ile hiçbir meselede kelâle ayeti hakkında tartıştığım kadar tartışmadım. Nihayet göğsüme vurdu ve: ‘Nisâ sûresinin sonunda indirilen yaz ayeti sana yeter’ buyurdu.” Ömer ayrıca şöyle demiştir: “Bu konuda Ebû Bekir’e muhalefet etmeye utanıyorum.” Ebû Bekir ise kelâleyi “çocuk ve baba dışında kalan durum” olarak açıklıyordu.
Ömer’in hayatı boyunca kelâle hükmünü kesin biçimde öğrenmeyi arzuladığı da nakledilmiştir. Şöyle demiştir: “Resûlullah’ın bize açıkça açıklamış olmasını en çok istediğim üç mesele vardı: kelâle, hilafet ve faiz konuları.” Başka bir sözünde ise: “Kelâleyi bilmeyi, bana Rum saraylarının cizyesinin verilmesinden daha çok isterdim” demiştir. Bir defasında sahâbeleri toplayıp kelâle hakkında herkesin konuşacağı bir hüküm vermeye niyetlenmiş, fakat meclise bir yılan girince toplantı dağılmış ve Ömer: “Allah bu işi tamamlamak isteseydi tamamlatırdı” demiştir.
Bir başka hutbesinde şöyle demiştir: “Üç hususta Resûlullah’ın bize açık bir vasiyet bırakmasını isterdim: dede, kelâle ve faiz kapıları.” Yine şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kelâleden daha çok sorduğum hiçbir mesele olmadı. Resûlullah bu konuda bana kızgınlık gösterdiği kadar hiçbir konuda göstermedi ve sonunda göğsüme parmağıyla vurup: ‘Nisâ sûresinin sonundaki yaz ayeti sana yeter’ buyurdu.”
Ebû Ca‘fer der ki: Eğer biri, “Allah ‘Eğer bir kişi ölür, çocuğu bulunmaz ve bir kız kardeşi olursa, bıraktığı malın yarısı onundur’ buyurduğu halde, ümmetin büyük çoğunluğu ölen kişinin hem kızı hem kız kardeşi bulunursa kızına yarım, geri kalanı da kız kardeşine verir. Bu nasıl açıklanır?” diye sorarsa ona şöyle cevap verilir: Bu ayette belirlenen yarım pay, ölen kişinin ne erkek ne de kız çocuğu bulunmadığı ve kelâle olarak miras bıraktığı durum içindir. Eğer bir kız çocuğu bulunursa kız kardeş artık belirli bir farz sahibi olarak değil, asabe olarak miras alır. Allah kitabında “çocuğu varsa kız kardeşe hiçbir şey yoktur” buyurmamıştır. Dolayısıyla İbn Abbas ve İbn Zübeyr’den nakledilen görüşü destekleyecek açık bir delil yoktur. Allah, kız kardeşin payını kelâle durumunda açıklamış, diğer durumların hükmünü ise Resûlüne vahiy yoluyla bildirmiştir. Böylece kız kardeşi, ölenin kızlarıyla birlikte asabe kılmıştır. Bu ise kelâle olarak miras alması durumundan farklı bir hükümdür.
“Eğer kız kardeşin çocuğu yoksa erkek kardeş onun mirasçısı olur” buyruğu, bir kadının çocuğu ve babası bulunmaksızın kelâle olarak ölmesi halinde erkek kardeşinin ona mirasçı olacağı anlamına gelir.
“Eğer iki kız kardeş olurlarsa, bıraktığı malın üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı kardeşler olurlarsa, erkeğe iki kadının payı kadar pay vardır” buyruğunun anlamı şudur: Eğer geride kalan kardeşler iki kız kardeş ise ve ölen kişi çocuksuz olarak kelâle bırakmışsa, mirasın üçte ikisi onların olur. Eğer geride erkek ve kadın kardeşler birlikte bulunursa, miras taksiminde erkeğe iki kız kardeşin payı kadar verilir. Buradaki kardeşler ana-baba bir veya baba bir kardeşlerdir.
“Allah size açıklıyor ki sapmayasınız” buyruğu ise, Allah’ın mirasların taksimini, kelâlenin hükmünü ve farz paylarını açıklamasının sebebinin insanların miras konusunda haktan sapmamaları olduğunu ifade eder. Yani Allah bunları size, mirasları taksim ederken hata etmemeniz, doğruluktan ayrılmamanız için açıklamaktadır. İbn Cüreyc de bu ifadenin miraslar hakkında olduğunu söylemiştir. İbn Sîrîn’den nakledildiğine göre Ömer bu ayeti okuduğunda: “Allah’ım! Kelâleyi kime açıkladıysan bana açıklanmadı” derdi.
Ebû Ca‘fer der ki: “Allah size açıklıyor ki sapmayasınız” ifadesindeki “en” edatı hakkında dil âlimleri farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bir kısmına göre mansuptur ve anlamı “sapmamanız için”dir. Bir kısmına göre ise “Allah size sapmamanız için açıklıyor” anlamındadır. Burada lafızda bulunmayan “lâ” olumsuzluk edatı anlam bakımından takdir edilmiştir. Araplar bu kullanımı yaygın olarak yaparlar.
“Allah her şeyi bilendir” buyruğunun anlamı ise şudur: Allah kullarının miraslarının taksimi ve diğer bütün işlerdeki maslahatlarını bilir. O, her şey hakkında tam bilgi sahibidir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…