Kırk gün içerisinde kan avdet edecek olursa, bu hususta iki rivayet yer almaktadır:
Bu, o bayanın nifasından (loğusa hâlinden) sayılır, bundan dolayı namazı ve orucu bırakır. Temizlendiği vakit ise gusül alır, namazı kılar ve orucu da tutar. Çünkü bu zaman zarfında gelen kanı, nifas kanıdır, ilkindeki nifas gibidir ve kesintisiz (kanın) gelmesi gibidir.
Bu, hakkında şüphe bulunan bir husustur. Namazı kılar, orucu da tutar; sonra orucu ihtiyaten de kaza yapar. Bu rivayet ise İmam Ahmed’den meşhur olarak gelen rivayettir. Kocasına ise yaklaşmaz. Bu hâlinde bulunurken ibadetlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Çünkü ibadetler onun hakkında kesinlik arz ederken, kan sebebiyle bu ibadetlerin kendisinden sakıt olacağında şüphe vardır. İhtiyaten kaza yapması emredilir. Zira bu durumdaki kadının namaz ve oruç farziyeti kesindir. Bunun yanında ameliyle, kanın gelmesinden dolayı orucun sakıt oluşu ise şüpheli sayılmaktadır.
İmam Malik der ki: İki ya da üç günden sonra kan görecek olursa, bu nifas (loğusa) kanıdır. Bu iki süreden uzaklaşacak olursa, hayız kanıdır.
On beş gün temizlikten sonra bir gün bir gece kan gören bir bayan hakkında İmam Şafii’nin ashabına ait iki görüş gelmiştir:
Bu kan, hayız kanı olur.
Bu, nifas kanı sayılır. Bir defa bunu hayız kanı sayanlar, ancak ibareyi karıştırmış olsalar gerektir. Çünkü “hayız” ve “nifas”ın hükmü aynıdır. Şöyle ki; nifas gören ve hayız olan kadınlar -ihtilafsız olarak- kendilerine haram sayılan ve kendilerinden sakıt olan tüm konularda aynıdır, aynı hükme tâbidir. Cinsel temas kurmalarının haram oluşu, ferç dışında ellemek ve faydalanmanın helal oluşu konuları da böyledir.
İhtilaf ise kefaret konusundadır. Nifas konusunda iddet olmadığından bu yönüyle hayızdan ayrılmaktadır. Çünkü öncesinde doğum yapmakla sona ermektedir. Bunun yanında öncesinde hamile kalındığı için buluğa da işaret etmemektedir.