Bir defa bu konu; özellikle kendisi için yahut onun ve başkası için ikrarda bulunmasından hali değildir. Bu durumda kendisi için ikrarda bulunacak olursa; mesela nesebinin sabit olması noktasında muteber olan bir çocuk için ikrarda bulunması gibi, bunda dört şart vardır:
Ona ikrarda bulunan şahsın nesebinin meçhul olması. Şayet nesebi malum (biliniyor) ise sahih olmaz.
Bu konuda ona karşı anlaşmazlık çıkartacak kimsenin olmaması. Çünkü o zaman aralarında muarız bir durum baş göstereceğinden dolayı birisinin diğerine katılması daha evla sayılmaz.
Doğru söylemesinin imkan dahilinde olması… Yani ikrarda bulunan şahsın benzerinin tevellüt etmesinin muhtemel olması.
Onun çocuk ve deli gibi sözü kabul edilmeyen kimselerden olması… Veyahut da mükellef olduğu halde söz sahibi olan ikrar sahibini tasdik etmesi…
Ama ikrarı -kardeş için ikrarda bulunması gibi- onun ve başkası için olmuş ise söz konusu dört şarta burada itibar edilir. Bunun yanında beşinci bir şarta daha bakılır ki o da: İkrarda bulunan kimsenin veresenin tamamı/hepsi olmasıdır. Şayet ikrarda bulunan karı yahut koca olursa ve onlarla birlikte varis de olmazsa o takdirde onların ikrarıyla nesep sabit olmaz. Çünkü ikrarda bulunan kişi malın hepsine mirasçı olamaz. Eğer imam (devlet başkanı) onunla beraber itirafta bulunursa o zaman nesep sabit olur. Çünkü imam, varisin ortaklığı ve geri kalan payın alınması noktasında Müslümanların makamını temsil etmektedir. Varis olan kişi kız çocuğu, kız kardeş yahut anne olursa veyahut da mirasçı olursa bu fariza sebebiyle malın tümüne mirasçı olur, sözüyle reddetmek ise -oğul gibi- nesebi sabit kılar; çünkü o malın hepsine mirasçıdır.
İmam Şafii’ye göre ise sözüyle nesep sabit olmaz; çünkü reddetmeyi uygun görmez, geri kalan mal ise Devlet hazinesine bırakılır. İkrar konusunda imam uygun gördüğü zaman ise onlara ait iki görüş gelmiştir.