Gördünüz mü Lât ve Uzzâ’yı,
Diyanet Vakfı
Gördünüz mü o Lat ve Uzzayı?
Kurtubi Tefsiri
Şimdi haber verin Lat ve Uzza’dan;
Yüce Allah, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a vahyi, kudretinin eserlerinden birtakım hususları sözkonusu ettikten sonra
“Şimdi haber verin Lat ve Uzza’dan ve diğer üçüncüleri olan Menat’tan” âyeti ile akıl sahibi olmayan varlıklara ibadet ettiklerinden ötürü müşriklere karşı delil getirmekte ve şöyle demektedir: Şu tapındığınız ilahlarınız, benim Muhammed’e vahyettiğim gibi size herhangi bir şey vahyedebiliyorlar mı?
Lat putu Sakin ilerin, Uzza Kureyş ve Kinane oğullarının, Menat da Hilaloğullarının idi.
İbn Hişâm (el-Kelbî) dedi ki: Menat, Huzeyl ve Huzaaltlarındı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke’nin fethedildiği yıl Ali (radıyallahü anh)’ı gönderip o putu yıktırdı. Daha sonra Taif te Lafı put edindiler. Lat, Menat’tan daha yeni bir puttu. Dörtgen bir kaya parçası idi. Bu putun hizmetkarları Sakiflilerdendi. Onlar bu putu inşa ve bina etmişlerdi. Kureyşliler ve bütün Araplar bunu ta’zim ediyorlardı. Araplar bu putun ismi ile Zeydu’l-Lat ve Teymu’l-Lat gibi isimler verirlerdi. Bu put Taif mescidinin soldaki minaresinin yerinde idi, Sakif kabilesi müslüman oluncaya kadar bu put bu haliyle devam etti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın gönderdiği el-Muğire b. Şube orayı yıktı ve ateş ile yaktı. Daha sonra Araplar Uzza’yı put edindiler. Bu da Laftan daha yeni bir puttur. O putu zalim b. Es’ad edinmişti. Şam, Nahle vadisinde Zat-u Irkın üst tarafında idi. Üzerine bir bina kurmuşlar ve bunun içinden bir ses işitiyorlardı.
İbn Hişam dedi ki: Bana babam Ebû Salih’ten, o İbn Abbâs’tan şöyle dediğini nakletti: Uzza bir dişi şeytan idî. Batn-ı Nahle’de üç tane sedir ağacına gelirdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke’yi fethedince Halid b. el-Velid (radıyallahü anh)’ı göndererek şöyle dedi; “Batn-ı Nahle’ye git, sen orada üç tane sedir ağacı göreceksin, birincisini kes.” Halid gidip o ağacı kesti. Hz. Peygambere geri döndüğünde: “Bir şey gördün mü?” diye sordu. Halid, hayır dedi. Peygamber; “İkincisini git kes” dedi. O da ikincisini gidip kesti, sonra Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a geri döndü. Peygamber: “Bir şey gördün mü?” diye sordu. O yine; Hayır, dedi. Peygamber: “O halde üçüncüsünü git kes” diye buyurdu. O da üçüncüsüne gitti. Orada saçlarını serbest bırakmış Habeşli bir kadın ile karşılaştı. Ellerini omuzlarına koymuş, dişlerini gıcırdatıyordu, Arkasında da Dubeyye es-Sülemi vardı. O da o putun bakıcısı idi. Bunun üzerine şu beyiti söyledi:
“Ey Uzza inkar ediyorum seni, tenzih etmem şanını
Çünkü ben gördüm hakir düşürdüğünü Allah’ın seni”
Sonra ona İndirdiği bir darbe ile başını yardı, ansızın bir kömür parçası oluverdi. Sonra ağacı kesti ve hizmetkarı Dubeyye’yi öldürdü. Sonra da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gelip durumu haber verince, Peygamber şöyle buyurdu: “İşte o Uzza idi. Bundan sonra da ebediyyen ona ibadet olunmayacaktır.”
İbn Cübeyr dedi ki: Uzza, cahiliye Araplarının tapındıkları beyaz bir taş idi. Katade: Batn-ı Nahle’de bir bitki idi, demiştir.
Menat, Huzaalıların putu idi. Bazı müfessirlerin naklettiklerine göre Lafı müşrikler lafzatullah’tan almışlardır. “el-Uzza”yı el-aziz’den, Menafi da: “Allah, o şeyi takdir etti” kökünden almışlardır.
İbn Abbâs, İbn ez-Zübeyr, Mücahid, Humeyd ve Ebû Salih: “Laf’ ismini “te” harfi de şeddeli olarak okumuşlar ve şöyle demişlerdir: Bu hacılara seviki yağa batıran bir adam idi. -Bunu Buhârî, İbn Abbâs’tan diye zikretmiştir.- Buhârî, IV, 1841. Bu şahıs ölünce bu sefer onun kabrinin başında toplandılar ve sonunda ona ibadet ettiler.
İbn Abbâs dedi ki: Bu şahıs, bir kayanın yanında sevik ve yağ satar ve onun üzerine dökerdi. Bu şahıs öldükten sonra Sakifliler sevikin sahibini tazim etmek maksadıyla o kayaya tapındılar.
Ebû Salih dedi ki: Bu şahıs Taif’te bir adam idi. Onların ilahlarını korur, gözetir ve onlar için seviki yağa batırırdı. Bu şahıs ölünce Taifliler una ibadet ettiler,
Mücahid dedi ki; Bu adam, dağın başında bir kaç koyunu bulunan bir kişi idi. Bunlardan yağı toplar, keşini alır, sütünü toplardı. Sonra hurma da katarak bunlardan bir çeşit yemek yapar ve bunu hacılara yedirirdi. Bu kişi Batn-ı Nahle’de bulunuyordu. Öldükten sonra ona ibadet ettiler. İşte Lat denilen put budur.
el-Kelbî dedi ki: Bu Sırma b. Gann diye anılan Sakiflilerden bir kişi idi. Adının Amir b. Zarib el-Advani olduğu da söylenmiştir. Şair şöyle demektedir:
“Lata yardıma kalkışmayın, çünkü Allah helâk edecektir onu
Kendisini koruyup intikamını alamayan, size nasıl yardımcı olabilir ki?”
Bununla birlikte sahih kıraat “te” harfi şeddesiz olarak: “Lat” şeklindedir. Bu, putun adıdır. Üzerinde “te” ile vakıf yapılır. el-Ferrâ’nın tercihi de budur.
el-Ferrâ” dedi ki: el-Kisaî’yi Ebû Fek’as el-Esedî’ye bu hususta soru sorarken gördüm. Şöyle dedi: “Zat” kelimesi üzerinde vakıf yaparsan: “Zah” diye yaparsın. “Laf üzerine vakıf yaparsan da: ” Lalı” diye vakıf yaparsın dedi ve: “Şimdi haber verin Laftan” diye okumuştur.
ed-Durî, el-Kisaî’den naklen, el-Bezî de, İbn Kesîr’den naklen, vakıf yapılması halinde “he” ile: diye okumuştur. “Lat” adının “Allah” lâfzından alındığını söyleyenler de aynı şekilde “he” ile vakıf yaparlar.
Bunun aslının: olduğu ve bu yönüyle: ” Koyun” lâfzının aslının;olmasına benzediği de söylenmiştir. Bu durumda Lat: Gizlendi” kökünden türemiş olmaktadır. Şair şöyle demektedir:
“Gizlendi, bir gün olsun dışarı çıktığı bilinmedi
Keşke çıksaydı da biz de onu görseydik.”
es-Sıhah’ta şöyle denilmektedir: Lat, bir putun ismi idi. Bu put Sakiflilere ait olup Taif’te bulunuyordu. Kimi Araplar bunun üzerinde “te” ile vakıf yaparlar, kimileri de “he” ile. el-Ahfeş dedi ki: Biz Araplardan: “Lati ve Uzza” diyenleri duyduğumuz gibi, “o Laftır” deyip, vakıf halinde bunu “te” olarak okuduğunu gördük. Ayrıca: ” O Laftır” diyerek ref konumunda iken cer ile okunduğunu da göstermişlerdir. ” Dün” gibi her durumda kesreli okunan bir lâfız demektir. Böylesi daha güzeldir. Çünkü “Laf’ta bulunan “elif ve “lam” hiçbir şekilde -fazladan gelmiş olsalar dahi- düşmezler, lat ve Uzza lâfızlarını üzerlerinde vakıf yaparak çoğunluğun söylediklerini duyduğumuz şekil ise “Lah” şeklindedir, Çünkü bu aslı bir “he” olup, vasıl halinde “te”ye dönüşmüştür, Böyle bir şivede ise bu kelime: “Şu şu işler oldu” demek gibidir. Kesreli olarak okuyanların söyleyişine göre “Heyhat” da böyledir. Şu kadar var ki “heyhat” lâfzının (sonundaki “elif ile “te”nin) çoğul olması mümkündür. Fakat “el-Lat” lâfzında bunların çoğul için gelmesi mümkün değildir. Çünkü çoğul halinde te harfi ancak elif ile birlikte ilave edilir. Şayet “elif ile “te”yi aynı anda zaid gelmiş kabul edecek olursak, bu sefer isim tek bir harf üzere kalır. (Bu da Arapçada mümkün değildir.)