Şüphesiz sizin için hayvanlarda da ibret vardır. Karınlarındakinden, bağırsaklar ile kan arasından, içenlere hoş ve saf bir süt içiririz.
Diyanet Vakfı
Kuşkusuz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir süt içiriyoruz.
Kurtubi Tefsiri
Davarlarda da sîzin için elbette ibret vardır. Size onların karınlarındaki dışkı ile kan arasından içenlerin boğazından kolaylıkla geçen hâlis bir süt İçiriyoruz.
Bu âyete dair açıklamalarımızı on başlık halinde sunacağız:
1. Davarlardaki İbretler:
Yüce Allah’ın:
“Davarlarda” âyetinde geçen davarlara dair geçen açıklamalar daha önce (el-En’âm, 6/142’de) geçmiş bulunmaktadır. Burada kasıt deve, inek, koyun ve keçiden ibaret olan dört hayvan türüdür.
“Sizin için elbette bir İbret” Allah’ın kudretine, vahdaniyetine ve azametine delâlet
“vardır.” İbret asıl anlamı itibariyle birşeyin hakikatinin benzerlik yolu ile tanınabilmesi için, birşeye temsil ile benzeltilmesi, anlatılmasıdır. Yüce Allah’ın:
“… ibret alın .,.”(el-Haşr, 59/2) âyeti da buradan gelmektedir.
Ebû Bekr el-Verrak der ki: Davarlardaki ibret, bu hayvanların sahiplerine musahhar kılınması, onlara itaat etmesi yanında, senin Rabbine karşı gelip isyan etmen ve her hususta O’na muhalefet etmendir. Hiç şüphesiz günahı olmayan bir varlığın günahkar bir varlığı sırtında taşıması en büyük ibretlerdendir.
2. İçirmek:
“Size … içiliyoruz” âyetinin Medineliler, İbn Âmir ve Ebû Bekr’den gelen rivâyete göre Âsım “mim” harfini üstün olarak; İçirdi, içirir” kökünden gelen bir fiil olarak okumuştur. Diğerleri ile Hafs’ın rivâyetine göre Âsım “mim” harfini ötreli olarak den gelen bir fiil gibi okumuşlardır. Kûfeliler ile Mekkelilerin kıraati bu şekildedir. Bunların iki ayrı şive oldukları söylenmiştir. Lebîd der ki:
“Kavmim Necdoğullarına su içirdiği gibi,
Numeyre de Hilalli kabilelere de hep su içirmiştir.”
Bununki Lebid her İki söyleyişi de aynı beyitte kullanmış bulunmaktadır
Şöyle de açıklanmıştır: Eğer sen, elinden onun dudaklarına içmek üzere içecek bir şey uzatacak olursan, o takdirde: Ona su içirdim” denilir. Şayet ona içecek için nöbet ayırsan yahut kendisi ağzıyla içsin ya da ekinini sulasın diye takdim edecek olursan, o takdirde: Ona su içirdim (sulama imkânı verdim)” denilir. Bu açıklamayı İbn Aziz yapmıştır ve daha önceden de (el-Bakara, 2/60. ayet 1. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.
Bir kesim; (Davarlar) size içirirler” anlamında okumuşlardır ki bu da zayıf bir kıraat olup içirenler davarlardır, demektir. “Ye” ile de okunmuştur ki o takdirde; Allah (azze ve celle) size İçirir, anlamında olur. Ancak kıraat âlimleri ilk iki şekilde okumuşlardır “Nun” harfinin üstün okunması Kureyşlilerin şivesidir. Ötreli okunması İse Himyerlilerin şivesidir.
3. Davarların Karınlarından İçirilenler:
“Onların karınlarındaki…” âyetinde yer alan zamirin neye ait olduğu hususunda farklı görüşler vardır. Zamirin önce gelen cem-i müennese (dişil çoğul olan “davarlar” anlamındaki lâfza) raci olduğu söylenmiştir. Sîbeveyh der ki: Araplar: “Davarlar”dan tek bir kişi İmiş gibi haber verirler, İbnul-A’râbî der ki: Benim görüşüme göre Sîbeveyh bu kanaatini yalnızca bu ayet-i kerimeye istinaden dile getirmiştir. Böyle bir şey onun konumundaki birisine uygun değildir, onun idrâkine yakışmaz.
Şöyle de açıklanmıştır. Çoğul lâfzı olan cins isim, hem müzekker hem müennes geldiğinden dolayı: “Onlar davarlardır” denilebildiği gibi -aynı anlamda olmak üzere-, da denilebileceğinden onlara ait olan zamirin müzekker (ve tekil) olarak gelmesi caizdir. Bu açıklamayı ez-Zeccâc yapmıştır.
el-Kisâî ise şöyle demektedir: Âyetin anlamı bizim sözünü ettiğimiz varlıkların karınlarında… şeklindedir O bakımdan burada zamir sözü geçene aittir. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır:
“Hayır, çünkü o bir öğüttür. Artık dileyen onunla Öğüt alsın.” (Abese, 80/11-12) Şairde şöyle demektedir:
“Kursaklarının tüyü) yolunmuş yavrular gibi.”
Burada da zamir çoğul hakkında tekil olarak gelmiştir. Bunun benzerleri pek çoktur.
el-Kisâî de der ki: “Onların karınlarındakl” âyeti, onların bazılarının karınlarındaki … anlamındadır. Çünkü erkeklerinin sütleri yoktur. Ebû Ubeyde’nin esas kabul ettiği açıklama da budur.
el-Ferrâ’ ise der ki; “Davarlar” ile “Davar” aynı şeydir ve bu, müzekker olarak gelir. O bakımdan Araplar “Bu suya gelen bir davardır” derler. Bundan dolayı burada zamir “davarlar” anlamındaki “davar” lâfzına raci olmuştur.
İbnu’l-A’râbî de der ki: Burada zamirin müzekker gelmesi cem’ manasına racidir. Müenneslik ise cemaat anlamına aittir.
O bakımdan burada cem’ lâfzını nazar-ı itibara alarak zamiri müzekker getirdiği gibi, el-Mü’minûn Sûresi’nde cemaat lâfzını nazar-ı itibara alarak;
“Onların karınlarında olanlardan size içiririz” (el-Mü’minun, 23/21) diye buyurmuştur. İşte bu açıklama ile mana güzel bir hal almaktadır. Cemaat lâfzını nazar-ı itibara alarak müennes kullanım ile, cem lâfzını nazar-ı itibara alarak müzekker kullanım “Yebrîn’in kumlarından ve Filistin Teyhasmın kumlarından daha çoktur.”
4. Lebenu’l-Fahl (Süt Emziren Annenin Kocasın)ın Hükmü:
Değerli ilim adamlarından birisi olan kadı İsmail bu zamirin aidiyetinden lebenu’l-fahlin Lebenu’l Fahls Kadının süte kendisi dolayısıyla sahip olduğu kocasının (ister y kadını boşamış olsun, ister ölmüş olsun, isterse halen onunki evli bulunsun), sut çocuğun süt bübası olması demektir. Bundan dolayı hem çocuk hem baba tarafından neseben haram olanlar, bu rürden süt akrabalığı dolayısıyla da haram olur. (Dr. V. ez-Zuhayli, el-Fıkku’l-lslâmî, VII, 14i, 175) Ayrıca biraz sonra işarette bulunulacak olan en-Nisâ, 4/23. âyet 7. başlığa bakınız. haramlık ifade ettiği hükmünü çıkarmış ve şöyle demiştir. Burada zamirin müzekker gelmesi, davarların erkeklerine raci oluşundan dolayıdır. Çünkü sütün erkeklere ait olduğu kabul edilir. Bundan dolayı Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Âişe, Ebû Kuays’ın kardeşi olan Eflah ile ilgili hadiste geçtiği üzere bunu kabul etmek istemeyince Bk, Buhârî, Nikâh 117; Müslim, fada’ 7 vd.; Ebû Dâvûd, Nikâh 7; Tirmisî, R:ıdün 2; Nesâî. Nikâh 52; İbn Mâce, Nikâh 38; Muvatta’\ Radâ’ 2, 31 Dârimi, Nikâh 48; Müsned, VI, 194. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) lebenü’l-fahlin haramlık gerektirdiği hükmünü vermiştir. O halde; “süt emzirmek kadından, cima ile aşılamak erkektendir.” Böylelikle sütte her ikisi arasında ortaklık cereyan etmektedir.
Lebenü’l-fahlin haramlık hükmünü getirdiğine dair açıklamalar bundan önce en-Nîsa Sûresi’nde (4/23. âyet 7. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’a hamd olsun.
5. Dışkı ile Kan arasından Çıkan Süt:
Yüce Allah:
“Size onların karınlarındaki dışkı ile kan arasından … halis bir süt içiriyoruz” âyeti ile, sütün dışkı ile kan arasından halis olarak çıkmasındaki kudretinin azametine dikkatlerimizi çekmektedir.
“Dışkı” işkembeye doğru inen pislikler demektir. Bunlar dışarı çıkarsa artık bunlara aynı isim verilmez. Mesela işkembenin içinde bulunanları çıkarttım, demek için; tabiri kullanılır,
Âyetin anlamı şudur: Hayvanın yediklerinin bir bölümü işkembede kalir, bir bölümüden de kan oluşur. Daha sonra süt bu kandan süzülüp çıkar. Şanı yüce Allah sütün bu işkembedeki dışkı ile damarlardaki kandançıktığımbize bildirmektedir.
İbn Abbâs der ki; Hayvan yemini yer, yem işkembede yerini aldıktan sonra, işkembede yediklerini pişirir. Altta kalan dışkı ortada kalan süt, üste çıkan ise kan olur. Karaciğer ise bunlar üzerinde görevlidir. Kanı paylaştırır onu ayırd eder ve damarlarda akmasını sağlar. Sütü de memeye akıtır. Dışkı ise olduğu hali ile İşkembenin içinde katır. “(Bu), en üstün seviyede ve yeterli bir hikmettir. Uyarılar ise fayda vermiyor.” (el-Kamer, 54/5)
“Halis” âyeti ile kan ve dışkı aynı yerden olmakla birlikte sütün, kanın kırmızılığından ve dışkının pisliğinden arınmış olduğunu kastetmektedir. İbn Balır der ki: Beyazı halis ve saf anlamındadır, Şair en-Nâbiğa da şöyle demektedir:
“Yenleri bembeyaz, omuzları yeşil.,.”
Bununla, şair (halis kelimesini kullanarak), yenlerin beyazlığını kastetmektedir.
Sütün bu şekilde çıkması ancak her bir şeyi maslahat gereği yerine getiren ve gerçekleştiren kimsenin kudretiyle olur.
6. Meni’nin Necaset ve Tehareti ile İlgili Görüşler:
en-Nakkâş der ki: Bu âyette meninin necis olmadığına delil vardır, Başkası da aynı görüşü dile getirmiş ve şu sözleriyle de bunu delillendirmek İstemiştir: Nasıl ki süt, dışkı ile kanın arasından içimi kolay ve halis olarak çıkıyor ise, meninin de aynı şekilde sidiğin çıktığı yerden temiz çıkması mümkündür.
İbnu’l-A’râbî der ki: Şüphesiz ki bu, büyük bir bilgisizlik ve oldukça çirkin bir mukayesedir. Süt ile ilgili gelen haber ilâhi kudretten sadır olan bir nimet ve bir lütuf olduğu belirtilmekte ve böylelikle bundan İbret alınması istenmektedir. Bütün bunlar, sütün halis ve lezzetli olmakla nitelendirilmesini gerektirmiştir, Meninin süte ilhak edilebilmesi, yahut ona kıyas edilebilmesi ise, bu durumda olmadığından dolayı mümkün değildir.
Derim ki: Ancak buna şöyle diyerek karşılık verebiliriz: Mükerrem kılınmış insanın kendisinden yaratıldığı meninin çıkmasından daha büyük ve daha üstün bir minnet ve lütuf olabilir mi? Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“O su, omurga ile göğüs kemikleri arasından çıkar.” (et-Târık, 86/7) Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah sizin için kendinizden eşler yarattı. Eşlerinizden de size oğullar ve torunlar yarattı.” (en-Nahl, 16/72) Bu da İlâhi lütuf ve ihsanın en ileri derecesidir.
Eğer meni, sidiğin geldiği yerden çıkması dolayısıyla necis olur denilecek olursa, biz şöyle deriz: Bu da bizim kast ettiğimizdir. Necaset arızidir, onun aslı ise tahir olmasıdır. Şöyle de denilmiştir: Meninin çıktığı yer -özellikle kadın için bu böyledir- sidiğin çıktığı yerden başkadır.. Çünkü İlim adamlarının da belirttikleri gibi, erkeklik organının kadına girip çocuğun çıktığı yer, sidiğin çıktığı yerden ayrıdır. Buna dair açıklamalar, daha önce el-Bakara Sûresi’nde geçmiş bulunmaktadır.
Şayet: Meninin aslı kandır, o bakımdan o necistir, denilecek olursa, biz de; böyle bir iddia, misk örneği ile çürütülür. Çünkü, miskin de aslı kandır ve misk tahirdir, deriz. Meninin tahir olduğunu söyleyenler arasında Şâfiî, Ahmed, İshâk, Ebû Sevr ve başkaları da vardır. Çünkü, Âişe (radıyallahü anha) şöyle demiştir: Ben onu (meniyi) Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın elbisesinden kuru olduğu hallerde tırnağım ile kazıyordum. Benzer lafahrîn ve aynı manada: Müslim, Tntâre 105, 106, 109, Ebû Dâvûd, Tahrîre 134: Tirmizî, Tabure 85, 86; Nesâî, Tahrire 18$; İbn Mâce, Tahare 82; Müsned, VI. 35, 67, 97, 125, 132, 135, 213, 239, 263= 280
Şâfiî de der ki: Kazınmıyacak olsa bile bunda bir mahzur yoktur, Sa’d b. Ebi Vakkas elbisesindeki meniyi ovalar ve çıkartırdı. İbn Abbâs der ki: Meni, balgam gibi birşeydir. Sen onu bir izhir otu ile izale et yahut bir bez parçası ile sil. Tirmizî, Tahare 86.
Denilse ki: Hazret-i Âişe’nin şöyle dediği sabittir: Ben, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın elbisesinden meniyi yıkardım ve elbisesindeki yıkama İzleri gözlerinin önünde olduğu halde o elbise ile namaza çıkardı. Buhari, Vudü 64 Müslim, Tnhüre 110; Ebû Dâvûd, Tahâre 134: Tirmizî Tahrire 8,Nesâl, Talinre 187; İbn Mâce, Tahâre 81.
Biz de şöyle deriz: Hazret-i Âişe’nin necaset gibi, elbiselerden izale edilen şeylerden tiksindiği gibi ondan da tiksindiği için yıkamış olması ihtimali vardır. Böylece bu konu ile ilgili hadisler bir arada telif edilmiş olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Malik, arkadaşları ve Evzaî, meninin necis olduğunu söylemişlerdir. Malik der ki: Elbisedeki ihtilam(meni)ın yıkanması bize göre vaciptir ve bu husus üzerinde icma edilmiştir. Aynı zamanda Kûfelilerin de görüşü budur. Ömer b. el-Hattâb, İbn Mes’ûd ve Câbir b. Semura’dan da elbiselerinden meniyi yıkadıklarına dair rivâyetler zikredilmiştir. Ancak, bu hususta İbn Ömer ile Hazret-i Âişe’den farklı rivâyetler gelmiştir. İşte meninin necis ve tahir oluşu ile ilgili bu iki görüşe göre tabiin arasında da farklı kanaatler dile getirilmiştir
7. Sütten Yararlanmak:
Bu âyet-i kerimede, İçmek ve başka yollarla sütten yararlanmanın câiz oluşuna delil vardır. Meytenin (leşin) sütünden yararlanmak ise câiz değildir. Meytenin sütü necis bir kapta bulunan tahir bir sıvıdır. Çünkü meytenin sütünün bulunduğu memesi necistir, süt ise tahirdir. Bu süt sağılacak olursa, o takdirde necis olan bir kaptan alınmış olur.
Ölmüş kadının sütü hususunda ise, bizim mezheb âlimlerimiz farklı görüşlere sahiptir. Kimisi: İnsan hayatta iken de, ölü halde iken de tahir olduğundan dolayı ölmüş kadının sütü de tahirdir derken, kimisi de; ölüm ile necis olur, o bakımdan sütü de necistir demiştir. Her iki görüşe göre de (böyle bir süt emilecek olursa), süt emme yoluyla hurmiyet (süt akrabalığı) sabit olur. Çünkü, süt emen küçük çocuk, tıpkı hayatta olan kadından süt emdiği gibi o ölen kadının sütü ile gıdalanıp beslenir. Çünkü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Süt emmek, et yapan ve kemiği geliştiren şeydir” Ebû Dâvûd, Nikâh S; Muvatta’, Radâ” 11 (Saîd b. el-Müseyyeb’in sözü olarak); Müsned, I, 432. diye buyurmuş ve bu konuda (hayatta olmak gibi) tahsis yoluna gitmemiştir. Buna dair açıklamalar, bundan önce en-Nisa Sûresi’nde (4/23. âyet, 6. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır.
8. Afiyetle İçilen Bir Gıda:
“İçenlerin boğazından kolaylıkla geçer” âyeti, lezzetli, afiyetle ve içenin herhangi bir şekilde boğazında durup kalmayan bir içecek, demektir.
(Aynı kökten olmak üzere); Şöyle denilir: İçecek, boğazdan kolaylıkla geçti, geçer’v; İçen, onu kolaylıkla içti” Ben onu kolaylıkla içtim, içerim.” Bu fiil, hem müteaddi (geçişli) olur, hem de olmaz. Daha güzel kullanım şekli ise; Onu kolaylıkla içtim” şeklindeki kullanımdır. Bana mühlet “ver, bana karşı aceleci davranma” denilir. Yüce Allah da:
“Onu yudum yudum içmeye çalışacak, rahatça boğazından geçiremeyecek” (İbrahim, 10/17) diye buyurmaktadır, Boğazında tıkanan lokmayı indirmeyi sağlayan şey” demektir. Bu kabilden olmak üzere Su, boğazda tıkanan lokmaları (hıçkırıkları) rahatlıkla geçirtir” denilir. Şair el-Kümeyt’in şu mısraı da buradan gelmektedir:
“Böylelikle o, boğazıma tıkanan lokmayı geçirten ve bunu gideren birşey oldu.”
Rivâyet edildiğine göre, hiçbir kimse süt içerken nefes borusuna kaçmış değildir. Hatta bu, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan da rivâyet edilirç. Süyûtî, ed’Durru’l-Mensur, V, 141
9. Tatlı ve Lezzetti Yiyecekleri Yemek:
Bu âyet-i kerimede, tatlı ve lezzetli yiyecekler yemenin cevazına delil vardır. Bunun, zühde aykın olduğu, yahut zühdü uzaklaştırdığı söylenemez. Ama bunların, uygun şekilde, israfa kaçmaksızın ve aşırıya gitmeksizin kullanılmaları gerekir. Bu anlamdaki açıklamalar, bundan önce el-Mâide Sûresi’nde (5/87. âyet, 1. başlık ve devamında) ve başka yerlerde (el-A’raf, 20/31. âyet, 4. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Sahih hadiste Enes’ten şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Ben, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a, elimdeki bu kab ile bal, nebiz, süt ve su gibi bütün içecek çeşitlerini sunmuş bulunuyorum Müslim, Eşribe 89i Müsned, III, 247
Bazı kurra (ilim adamı), bal peltesini ve sütü mekruh görmekle birlikte, genel olarak ilim adamları bunları yemeyi mubah kabul etmiştir. el-Hasen’den rivâyec edildiğine göre o, beraberinde Malik b. Dinar’ın da bulunduğu bir sofrada bulunuyorken bal peltesi getirilmiş, Malik onu yemek istememişti. Bunun üzerine el-Hasen ona şöyle demiş: Ye, çünkü soğuk su bundan daha büyük bir lütuf ve ihsandır.
10. Yeme ve İçme İle İlgili Dualar:
Ebû Dâvûd ve başkalarının rivâyetine göre İbn Abbâs şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a süt getirildi, O da içti. Ve şöyle buyurdu: “Sizden herhangi bir kimse bir şey yiyecek olursa, Allah’ım, bunu bizim için mübarek kıl ve bize ondan daha hayırlısını yedir” desin. Süt içirilecek olursa bu sefer Allah’ım, bunu bizim için mübarek kıl ve bize bundan çokça ver” desin. Çünkü, sütten başka hem yiyecek, hem içecek yerini tutan birşey yoktur.” Ebû Dâvûd, Eşribe 21; Tirmizî, Deavât 54; Müsned, I, 22% 284
İlim adamlarımız derler ki: Hem nasıl böyle olmasın ki? Çünkü süt, insanın ilk gıdasıdır. Süt ile insanın bedeni gelişir. Sütr bedeni dimdik ayakta tutan ve rahatsız edici her türlü özellikten uzak bir gıdadır. Şanı yüce Allah sütü, ümmetlerin en hayırlıları olan bu ümmetin hidâyeti hususunda Hazret-i Cebrâîl’e alâmet kılmıştır. Nitekim sahih hadiste şöyle denmektedir: “Cebrâîl bana içinde şarap bulunan ve süt bulunan birer kap getirdi. Ben, süt kabını tercih ettim. Bu sefer Cebrâîl bana; Sen, fıtratı tercih ettin. Eğer şarabı tercih etmiş olsaydın, ümmetin azgınlaşırdı, dedi.” Buhârî, Enbiya 24, 48, Tefsir 17. sûre 3, Eşribe 1; Müslim, Îman 272; Tirmizî, Tefsir 17 sûre 1; Nesâî, Eşribe 41; Dârimi, Eşribe 1; Müsned, II, 282, 512
Diğer taraftan Hazret-i Peygamber’in, sütün daha da ziyadeleşmesi için dua edilmesini tavsiye etmesi, sütün çokluğu bolluğun, hayır ve bereketlerin fazlalığının bir alameti olduğunu gösterir. O halde süt herşeyiyle mübarektir.