Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, sabredenler için bu daha hayırlıdır.
Diyanet Vakfı
Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.
Kurtubi Tefsiri
Şayet bir ceza verecek olursanız, size yapılan saldırının misliyle karşılık verin. Sabrederseniz, yemin olsun ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
Bu âyete dair açıklamalarımızı dört başlık halinde sunacağız:
1. Âyetin Nüzul Sebebi:
Tefsir bilginlerinin büyük çoğunluğu, bu âyet-i kerimenin Medine’de indiğini kabul etmektedirler. Bu âyet-i kerîme, Uhud günü Hazret-i Hamza’ya müsle yapılması (azalarının kesilmesi) hakkında inmiştir. Bu husus, Sahih-i Buhârî’de Siyer bölümünde söz konusu edilmektedir.
en-Nehhâs ise bu âyetin Mekke’de İndiği kanaatindedir. Anlamı itibariyle de kendisinden önce Mekke’de inmiş âyetler ile güzel bir bağlantısı vardır. Çünkü burada davet olunan ve kendisine öğüt verilenden, kendisiyle tartışılana, oradan da yaptığı fiile karşılık ceza verilene tedrici olarak geçiş yapılmaktadır. Ancak, Cumhûrdan gelen rivâyet daha sağlamdır.
Dârakutnî’nin rivâyetine göre İbn Abbâs şöyle demiş: Müşrikler, Uhud’da öldürülenleri bırakıp gittikten sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) öldürülenlerin yanına gitti. Hoşuna gitmeyen bir manzara ile karşılaştı. Hamza’nın karnının yarılmış olduğunu, burnunun ve kulaklarının kesilmiş olduğunu görünce şöyle dedi: “Eğer kadınlar üzülmeyecek, yahut benden sonra izlenecek bir sünnet olmayacak olsaydı, Allah onu yırtıcı hayvanların ve kuşların karnından (kıyâmet gününde) dirilteceği vakte kadar bırakırdım. Yemin ederim ki, onun yerine yetmiş kişiye müsle yapacağım.” Daha sonra bir örtü getirilmesini istedi, onunla yüzünü örttü. Ayakları dışarıda kaldı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), bu örtüyle yüzünü kapattı, ayaklarının üzerine de izhir otu koydu. Sonra onu öne geçirerek üzerinde on defa tekbir getirdi. Daha sonra (şehidler) birer birer getirilip (cenaze namazları kılınmak üzere) konuluyordu, Hamza ise mekânında duruyordu. Sonunda Hazret-i Hamza’nın üzerine yetmiş namaz kılmış oldu. Çünkü (Uhud’da) öldürülenlerin sayısı yetmiş idi. Şehidlerin defnedilme işi bitirildikten sonra şu:
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et… Sabret, senin sabrın ancak Allah iledir.” (125-127) âyetleri indi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da sabretti ve kimseye müsle uygulamadı. Dârakutnî, W, 118
Bunu, İsmail b. İshâk da Ebû Hüreyre yoluyla rivâyet etmiştir. Ancak İbn Abbâs’ın bu rivâyeti daha tamdır.
Taberi de, bir grubun şöyle dediğini nakletmektedir: Bu âyet-i kerîme, herhangi bir haksızlıkla karşı karşıya kalan kimsenin, eğer eline imkân geçirecek olursa, ancak uğradığı haksızlık kadarıyla karşılık vermesi ve bunu aşmaması hususunda inmiştir. Bunu, el-Maverdî de, ibn Sirîn ve Mücahid’den nakletmektedir.
2, Zulme Uğrayan Kimse, Herhangi Bir Yolla Zulmünün Karşılığını Alabilir mi;
Başkası tarafından malı alınarak zulme uğramış,bir kimse ile daha sonra o zalim kişi, zulmettiği kimseye bir mal emanet edecek olursa, zulme uğrayan kişinin zalimin kendisine zulmettiği miktarda, o emanete hainlik etmesinin câiz olup olmadığı hususunda ilim adamlarının farklı görüşleri vardır. Bir kesim, bunu yapabilir demişlerdir. İbn Sirîn, İbrahim en-Nehâî, Süfyan ve Mücahid bunlar arasındadır. Bu görüşü savunanlar, bu âyet-i kerimeyi ve lâfzının umumî oluşunu delil göstermişlerdir.
Malik ve onunla birlikte bir başka kesim ise: Onun böyle bir şey yapması câiz değildir, derler ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şu âyetini delil gösterirler: “Sana emanet verene emanetini tastamam öde. Ama sana hainlik edene sen hainlik etme.” Bu hadisi Dârakutnî rivâyet etmiştir. Dârakutnî, 111, 35 Bu hususta yeterli açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/194. âyet, 2. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.
İbn İshak’ın Müsned’inde de yer aldığına göre bu Hadîs-i şerîf, başkasının karısı ile zina eden bir kimse hakkında varid olmuştur. Bu kişi daha sonra, diğerinin kendi hanımını yanında bırakıp yolculuğa çıkmak suretiyle zina edenin hanımını eline geçirmiş oldu. Bu adam bu mesele hakkında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile istişare edince, Hazret-i Peygamber ona şöyle dedi: “Sana bir şey emanet edene sen emanetini tastamam öde. Sana hainlik edene sen hainlik etme.” Buna göre İmâm Mâlik’in mal ile ilgili hususlardaki görüşü pekişmektedir. Çünkü hıyanet bu hususta söz konusudur. Hıyanet büyük bir aşağılıktır, ondan kurtuluş yoktur. O bakımdan kişinin kendi adına bundan uzak durması gerekir. Eğer kendisine emanet olarak bırakılmamış bir maldan hakkını alacak imkânı bulursa, bunun câiz olma ihtimali yüksektir ve sanki Allah onun lehine hüküm vermiş gibidir. Mesela, hakim tarafından verilen hüküm gereğince hakkını alması gibi.
Şöyle de denilmiştir: Bu âyet-i kerîme neshedilmiştir. Onu nesheden âyet-i kerîme ise:
“Sabret, senin sabrın ancak Allah iledir” (en-Nahl, 16/127) âyetidir.
3. Kısasta Eşitlik;
Bu âyet-i kerimede kısasta, misli misline uygulamanın câiz olduğuna delil vardır. Bir kimse eğer bir demir ile başkasını öldürmüş ise o da onunla öldürülür. Taş ile öldüren taş ile öldürülür. Bununla birlikte vacib olan miktar aşılmaz. Bu hususa dair yeterli açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/194. âyet, 2. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır.
4. Lâfızlarda Eşitlik:
Yüce Allah, bu âyet-i kerimede, maruz kalınan eziyetleri “ukubet: ceza (mealde; saldın)” diye adlandırmıştır. Ukubet ise gerçekte ikincisidir (saldırıya karşılık verilen cezadır.) Bu kullanımın sebebi, iki lâfzın birbirine eşit olması (müSavat) ve sözün başına uygun düşmesi İçindir. Bu âyet burada:
“Ve onlar tuzak kurdular, Allah da tuzaklarına karşılık verdi” (Âl-i İmrân, 3/54.) âyeti ile,
“Allah da onlarla alay eder” (el-Bakara, 2/151 âyetlerinin tam aksinedir. Çünkü burada ikinci kelime (Allah’ın tuzak kurması ve alay etmesi) mecazdır, birincisi hakikattir. Bu açıklamayı İbn Atiyye yapmıştır.