Mezhebimizin zahirine göre müzaraa, ancak tohumun tarla sahibi tarafından verilmesi, emeğin de işçi tarafından icra edilmesi durumunda geçerli olur.
Bunu, İmam Ahmed (mezhep içerisindeki) topluluğun görüşü üzere ifade etmiştir. Arkadaşlarımızın geneli de bunu tercih etmiştir. Bu, aynı zamanda İmam Şafii ile İshak’ın mezhebini de oluşturmaktadır. Çünkü bu, işçi ile mal sahibinin, neması konusunda ortak oldukları bir akittir. Bu durumda -müsakat ve mudarebe akdinde olduğu gibi- sermayenin ikisinden birisi tarafından öne sürülmesi vaciptir.
Söz konusu olan tohumun işçi tarafından verilmesinin de caiz olacağı İmam Ahmed’den rivayet edilmiştir. Buna göre ikisinden her kim tohumu verecek olursa bu caizdir. Bu, Ebu Yusuf’un ve hadis ehlinden bir topluluğun kavlidir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: İnşallah-u Teala doğru olan da budur… O şöyle de demiştir: Bizim zikrettiklerimizin doğru olduğunu gösteren bir delil de, İbn Ömer’in şu kavlidir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Hayber hurmalarını ve arazisini kendi malları gibi işleyip meyvesinin yarısını Allah Resulüne vermeleri şartıyla Hayber Yahudilerine geri verdi.”
Bir lafzı da şöyledir: “Çalışıp elde edecekleri ekin ve meyve hasılatının yarısını vermek şartıyla anlaşma yaptılar.”
Bu noktada icra ettikleri ameli onların mallarından, ekinlerini de onların üzerine saymış oldu, başkasını ise zikretmemiştir. Hadisin zahirinden anlaşıldığına göre buradaki tohum Hayber ahalisine ait olmuş oldu. Zira müzaraa konusunda bakılması gereken temel esas da Hayber kıssasıdır. Bu minvalde Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), söz konusu olan (kıssadaki) tohumun Müslümanlar üzerine gerekli olacağını zikretmemiştir. Bu, eğer şart olsaydı zikretmeden geçmezdi. Bunun yanında Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabının bir uygulaması olsaydı bu, kuşkusuz naklolunurdu. Çünkü nakledilen şeyin ihlal edilmesi caiz değildir.
Bir de Hz. Ömer (radıyallahu anh) bu iki ameli beraber uygulamıştır…
Anlaşıldığına göre bu meşhur bir uygulamaydı ve karşı çıkan da olmadığından dolayı bu bir icma haline dönüşmüş oldu.
el-Muvaffak şöyle der: Arkadaşlarımızdan kıyas bağlamında ifade ettikleri şeyler, nassın ve icma’nın zahirine ters düşmektedir. Zira biz bunların açıklamasını vermiştik. Durum böyle iken nasıl olur da bu görüşle amel edilebilir? Sonra bu görüş, iki tarafın mal koyup, diğer tarafın da emeğini katması sebebiyle, ikisinden birisine sahip olması örneğiyle de çelişki oluşturmaktadır.