Birincisi: Mushaf’ın satılmasının sahih olmamasından hareketle, kiraya verilmesi de sahih değildir.
İkincisi: Mushaf’ın kiraya verilmesi caizdir. Bu, Şafii mezhebine aittir. Çünkü bu, mübah bir intifa (yararlanma) hakkıdır ve ariyet olarak verilmesi de bu yüzden caizdir. Buradan hareketle Mushaf’ın -diğer kitaplar gibi- kiraya verilmesi de caiz olur.
Satışı caiz olan diğer kitaplara gelince, bunların kiraya verilmeleri caizdir. Ebu Hanife’nin mezhebinin muktezasına göre bunların kiraya verilmesi caiz değildir. Çünkü onun, Mushaf’ın kiraya verilmesi yasağının sebebi noktasında, Mushaf’a diğer kitaplardan daha fazla olarak bakılmasını gerekçe göstermiştir. İşte bu sebepten dolayı kiraya verilmesi caiz görülmemiştir. Buna dair delil ise bir kimsenin, ameline ve tasvirlerine bakması için tavanı kiralamasının caiz olmadığıdır.
“(Ancak) bunların farklı şeyler olduğu” şeklinde cevap verilmiştir. Şüphesiz tavana bakmaya ihtiyaç duyulmaz. Bu sebeple, normal hallerde ariyet de söz konusu değildir. Ama burada ise söz konusu kitapları okumaya ve bunlardan ezber yapmaya, çıkarımlar, dinleme ve aktarma gibi maksatlarla kendisine ihtiyaç duyulan bazı durumlar bulunmaktadır.
4) Kurbiyet (Allah’a yakın olması) niyetiyle kişinin ehli kurbet olarak tahsis edilmesi…
Yani şart olarak Müslüman olmasının yanında, İmamlık yapması, Ezan, Hac, Kur’an-ı Kerim öğretiminde bulunması… Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Ebu Hanife de bunu söylemiştir. İshak ise ücretle Kur’an öğretimini kerih görmüştür. Ücretle bu öğretimi şartla beraber kerih görenlerden kimisi de Hasen (el-Basri), İbn Sîrîn, Tavus, Şa‘bî ve Nehaî’dir.
İmam Ahmed’den gelen diğer görüşe göre ise bunlar caizdir. Bu görüşü Ebu’l-Hattâb aktarmıştır. Bunu caiz görenler ise İmam Malik ve İmam Şafii olmuştur. Bunu öğretenlerin (hocaların, imamların vb.) ücreti hakkında ise Ebu Gilâbe, Ebu Sevr ve İbn Münzir ruhsat vermiştir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), bir adamı ezberinde bulunan Kur’an-ı Kerim karşılığında evlendirmiştir. Bu hadis hakkında Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.
Karşılık olarak Kur’an-ı Kerim’in öğretilmesi bir mehir olarak, evlilik için caiz olduğuna göre, kira için Kur’an-ı Kerim’den dolayı ücret almak da caiz olur. Nitekim Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz, Allah’ın kitabı karşılığında aldığınız ücret, ücretlerin en helal olanıdır.”
Sabit olduğu üzere Ebu Saîd (el-Hudrî), yılan sokması sebebiyle bir adama Fâtiha’tu’l-Kitâb’ı okuyarak rukye tedavisi yapmış, adam da iyileşmiştir. Arkadaşları buna karşılık onlardan bir buzağı aldılar ve onu Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e götürdüler. Durumu O’na anlattılar ve bu buzağın durumunu kendisine sordular. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Şüphesiz, sizler (bunu almakla) isabet ettiniz, taksimat ediniz ve ondan bir payı da bana veriniz.” buyurdu.
Bu nedenle (karşılığında) ücret almak caizdir; çünkü hadis bu manaya delalet etmektedir. Bir de bunu rızık vesilesi olarak beytü’l-mal’dan almak da caizdir. Onun için karşılığında ücret almak caiz olur, tıpkı mescit ve köprüler inşa ederek kazanılan ücret gibi kabul edilir. Zira buna ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü bir kimsenin üzerine vacip olması halinde, yerine getirmekten de aciz olması durumunda niyabeten (bedel olarak) kendi yerine başkasının hac yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
İlk görüşün delili ise Osman b. Ebu’l-Âs’ın rivayetidir.
Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine şöyle buyurmuştur:
“Bir müezzin edin ve okuduğu ezandan dolayı da ücret almasın!”
Ubâde b. es-Sâmit’in naklettiğine göre, kendisi şöyle demiştir:
“Suffe ehlinden bazı kimselere yazı yazmasını ve Kur’an-ı Kerim’i öğrettim. İçlerinden birisi de bana bir yay hediye etti. (Kendi kendime); Bu, bir mal değildir. Onunla, Allah yolunda ok atarım. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gidip sorayım dedim. Varıp: Ey Allah’ın Resulü! Kendilerine yazı ve Kur’an öğrettiklerimden birisi bana bir yay hediye etti. O, bir mal değil, Allah yolunda ondan ok atarım, dedim.” Bunun üzerine şöyle buyurdular:
“Eğer boynuna ateşten bir halka takılmasını istiyorsan, kabul et.”
Çünkü bu gibi işlerin sıhhat şartı, Yüce Allah için birer kurbet (yakın olma) vesilesi olmasıdır. Bu nedenle de karşılığında ücret alınması caiz değildir. Tıpkı bir cemaatin, arkasından Cuma namazını kıldıracak bir kimseyi kiralamalarına benzemektedir.
Rukye karşılığında alınan ücret hakkında ise İmam Ahmed, “caizdir” görüşünü tercih etmiştir. Bununla, hakkında ihtilafın söz konusu olduğu fark ise şöyledir: Rukye, bir tedavi uygulamasıdır; bu nedenle alınan ücret ciale (ödül) sayılmaktadır. Haddi zatında tedavi işi karşılığında ücret almak mübahtır. Nitekim ciale konusu kira konusundan daha geniş kapsamlı sayılmaktadır. Öyleyse bu, işin ve sürenin bilinmemesine rağmen caiz sayılmaktadır. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in:
“Şüphesiz, Allah’ın kitabı karşılığında aldığınız ücret, ücretlerin en helal olanıdır.” buyruğundan kasdedilen de rukyede söz konusu olan ciale (ödül)dür. Çünkü Allah Resulü, bu ifadeyi rukye ile ilgili haberin siyakında zikretmiştir.
Kur’an öğretiminin mehir olarak karşılık sayılmasına gelince, hadiste bunun açıkça mehir olduğu anlaşılmamaktadır. Zira hadiste:
“Ezberinde bulunan Kur’an-ı Kerim üzere seni o kadınla evlendirdim.” buyurmuştur. Yani onu mehirsiz, sadece bir ikram olarak kadınla evlendirmiş olması da muhtemeldir. Tıpkı Müslümanlığından dolayı Ebu Talha’yı, Ümmü Süleym ile evlendirmesi buna birer örnek teşkil etmektedir.
İmam Ahmed’den bunun caiz olduğuna dair görüş de nakledilmiştir. Mehir ile ücret arasındaki farka gelirsek: Mehir başlı başına kesin bir ivaz sayılmaz, sadece verilmesi ve ulaştırılması vaciptir. Bu nedenledir ki nikah akdi kıyılırken mehir tesmiyesi yapılmasa da akit caiz ve geçerli olur. Akit fasit de olsa, mehir yine de sahih olarak kalır; ama ücret konusunda durum böyle değildir.
Beytü’l Mal’dan rızık (vesilesi) olma konusuna gelince, bu işlerden menfaatin cari olduğu ve faydanın söz konusu olduğu minvalde bu (ücret), caizdir. Çünkü Beytü’l Mal, Müslümanların menfaati ve maslahatı için çalışır. Öyleyse Müslümanların ihtiyaç duydukları bir hususta menfaat celbeden bir durum söz konusu olursa Beytü’l Mal buna harcama yapar, verir. Dolayısıyla buradan ücret alabilir; çünkü buna ehildir. Bir de bu konu -ücret konusunun tersine- vakıf işlerine ait faydalı işleri yürütüp orada çalışıp ücret alan kişinin konumunda değerlendirilir.
Şart koşulmaksızın hocaya bir ücret verilecek olursa, İmam Ahmed’in sözünün zahirinden anlaşılan bunun caiz olacağıdır. İlim ehlinden bir grup ise -zikri geçen ok hadisinden dolayı- bunu kerih görmüştür. Çünkü bu, Allah’a bir yakınlaşma (kurbet) ameli sayıldığından dolayı -şartlı olsun, olmasın- buna karşılık ivaz (para vb.) alınması caiz değildir, tıpkı namaz ve oruçtaki durum gibi kabul edilir.
Birinci görüşün delili, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu buyruğudur:
“Beklenti ve istekte bulunmadığın halde sana bundan bir mal gelirse, onu al. Bundan başkası için de nefsine uyma.”
Çünkü bu, şartsız (şart koşulmaksızın) olursa sadece bir hediye hükmünde sayılmış olur. O zaman da sanki ona bir şey öğretmemiş gibi, caiz olur.
Ama ok ile ilgili geçen hadise gelirsek, bu ise bizzat mal hükmünde vâkidir. Muhtemeldir ki o sahabenin bunu Yüce Allah’ın rızasını kazanmak için ihlas ile icra ettiğini Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bildiğinden, buna karşılık o ivazı Allah’ın rızasına muvafık olunmadığı gerekçesiyle almasını kerih görmüştür. Bundan başkasının muhtemel olması da söz konusudur.