Kişi, akit kıymaksızın, şart koşmaksızın ve ücret de belirtmeksizin elbisesini bir terziye ve dikim ustasına, dikmesi yahut kısaltması için verecek olur, söz konusu terzi ve dikim ustası da bu hususta tayin edilmiş belli kimseler konumunda bulunuyor iseler, bu işi icra etmeleri durumunda her ikisi de ücreti almaya hak sahibi olurlar. Çünkü cari olan örf, bu minvalde söz gibi kabul edilir. O zaman, o memleketin parası ve nakdi gibi işlem görür, sanki hamama girme hükmü gibi kabul edilir. Zira şahit olunan o hal, bunu gerektirmektedir, bu yönüyle arz etmek gibi sayılır.
İmam Şafü ise bu durumda onların ücret alma hakları yoktur. Çünkü onlar, bu işi ivaz olmaksızın icra etmişlerdir; dolayısıyla o kişinin ameline karşılık bunu teberru etmeleri gibi kabul edilir, demiştir.
Ama terzi ve dikim ustası, bu hususta tayin edilmiş belli kimseler konumunda bulunuyor değillerse, o durumda ücret almaya hak sahibi olamazlar. Ancak akit kıyar, ivazı şart koşar yahut arz etmek şekliyle bir muamele gerçekleşirse bu müstesnadır. Çünkü böylece akdin yerini dolduracak cari bir örf yok demektir. Bu takdirde onu teberru (bağış) etmiş yahut mal sahibinin izni olmaksızın çalışmış gibi sayılır.
Şayet satması için bir adama elbise verirse, bunun hükmü, inanlara satışta bulunup dalında belli kimseler konumunda yer alan terzi ve dikim ustasının hükmü gibidir. Ona ecr-i misil vardır. Eğer bu konumda değillerse -açıklaması geçtiği üzere- ona bir şey yoktur. Öyleyse bunlardan birisine elbisesini verecek olur da üzerinde ücrete dair kesin bir anlaşma muamelesi yapılmamış olursa, bu durumda ona ecr-i misil vardır.