Vasiyet bırakan şahsın ölümünden sonra kendisine vasiyeti sarf etme, borçlarını ödeme, söz konusu gereksinimleri yerine getirme, emanetleri ulaştırma ve onları geri verme yetisi verilmiş olan kişi olmasının yanında, vasiyeti bölüştürüp onu, velayeti altında bulunan çocuk, mecnun (deli) ve henüz rüştünü tamamlamamış olan evlatlarına, onların mallarını muhafaza altına alıp gözetmek, onlara ait payları olan mallarını sarf etmek ve bunları üstlenmekle görevli bulunan kimsedir.
Velayeti altında bulunmayan, rüşt çağına ermiş ve aklı başında olan yahut benzer evlatları varsa, onlara velayetlik yapması geçerli değildir. Çünkü hayatta iken kendisine vasiyet bırakılmış olanın bu kimselere velayetlik yapması doğru değildir; dolayısıyla ölümünden sonra naibi için de bu söz konusu olmaz.
el-Muvaffak der ki: Bunların tümü hakkında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Bunu, İmam Malik, Ebu Hanife ve İmam Şafii de söylemiştir. Sadece Ebu Hanife ve İmam Şafii şöyle demişlerdir: Sadece dedenin, oğlunun oğluna (torununa) -ne kadar aşağıya da inse- velayet hakkı vardır. Çünkü onun doğum ve soy açısından bir hakkı bulunur ki, bu yönüyle babaya benzemektedir. Şafii ashabının ise babanın ve dedenin olmaması halinde “anne” hakkında iki görüşleri bulunmaktadır:
Bunlardan birisi şöyledir: Annenin de velayet hakkı vardır; çünkü ebeveynden birisini oluşturmaktadır, tıpkı baba gibi kabul edilir. Bize göre dede, vasıta olması hasbiyle delaleti bulunur ve bu yönüyle kardeş ve amcaya benzer. Babayla da ayrılır zira baba bizzat kendisinin delaleti vardır ve dedeyi hacbeder. Mirasında ve hacbedişinde ona muhalif düşer, bu nedenle ona ilhak olması sahih olmaz, ona kıyas da edilemez. Kadına gelince onun delaleti yoktur; çünkü (bu minvalde ve tasarruflarda o) eksiktir ve hiçbir surette nikah konusunda da delaleti yoktur. Köle de olduğu gibi başkasının malında delaleti olmaz; zira hüküm verme velayetine haiz değildir, aynı şekilde nesep konusunda da durum böyledir.
Bir kimseye vasiyet bırakırsa sonra da başkasına vasiyet etse, bu durumda iki vasiyetçi olurlarsa, ancak adam: “Birincisini vasiyetimden çıkardım yahut azlettim.” derse, o takdirde ikisinden birisi tarafında herhangi bir azledilme olmadığı halde vasiyet mevcut olursa, ikisi de vasiyetçi olurlar, sanki bir defasında olmak üzere ikisine vasiyet bırakmasına benzer. Ama birincisini vasiyetten çıkartacak olursa, azledilmiş olur. İkincisi ise vasiyetçi sayılır, sanki vasiyet sonrası onu ikincisine azletmesi gibi kabul edilir.
Bir adama çok az bir eşya dahi vasiyet bırakabilir. Bu durumda ona bırakılan o şeyden başkası verilemez. Bir eşyanın iki adama birlikte vasiyet olarak bırakılması da caizdir. Her ikisinden birisini tek başına bunda tasarruf sahibi kılması mümkün olduğu gibi, her ikisini bunda beraber tasarruf sahibi kılması da mümkündür. Ama ikisinin yalnız başlarına tasarrufta bulunması doğru değildir.
el-Muvaffak der ki: Bu her iki durumda da bir ihtilafın olduğunu bilmiyorum. Mutlak bir ifadeyle: “Şunda ikinize de vasiyet ettim.” derse, ikisinin de yalnız başına tasarrufta bulunması doğru olmaz. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü bakma noktasında her ikisi de ortak konumdadırlar; dolayısıyla -iki vekil gibi- ikisinin de bunda yalnız başlarına bir yol izlemesi doğru değildir.
Ebu Yusuf ise buna hakkı vardır; zira vasiyet ve velayet parçalanmaz ve bölümlere ayrılmaz. Her biri mala hak sahibi olur ve tek başına tasarrufta bulunabilir, nitekim bu, tıpkı iki kardeşin, kız kardeşlerini evlendirmeleri gibi değerlendirilir, demiştir.
Ebu Hanife ve Muhammed ise şöyle demişlerdir: Bu durumda, kıyasın tersine güzel görünmesi (istihsan) noktasında her ikisi de tek başına, şu yedi tane konuda tasarrufta bulunabilirler: Ölünün kefeni, borcunun ifası, vasiyetinin uygulanması, ayni olarak emanetinin teslim edilmesi, çocuğa gerekli olan yiyecek ve giyecek eşyalarının satın alınması, ondan hibenin kabul edilmesi, ölü lehinde yahut aleyhinde söz konusu olan iddialar bağlamındaki husumetin görülmesi. Çünkü bunlar için insanları toplamak zordur ve bunların ertelenmesi zarar doğurur; dolayısıyla bunların tek başına icra edilmesi caizdir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Ebu Yusuf’un söylediği görüşü, biz de söylüyoruz (ve kabul ediyoruz.) Çünkü o, ikisine velayetini, ikisinin bir arada olmasıyla ilintili sayar ve velayetin parçalanmaz ve bölümlere ayrılmaz olduğunu ifade eder. Bunu, sanki iki vekilin seçilmesi gibi yahut iki vasiyetçinin ancak toplu olarak tasarrufta bulunmalarını açıkça söylemesi gibi kabul eder. Sonra bu iki şekli ortaya koyanların sözlerinin geçersiz ve batıl olduğunu ifade eder. Aynı zamanda Ebu Hanife’nin bu iki şekliyle söylediği görüşünün de geçersiz olacağını ortaya koyar. Her ikisinin de bir araya gelmesi mümkün olmadığına göre, o takdirde hakim gaip de olanın yerine bir emin kimse ikame eder.