"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Münafikun 7

Onlar, Resûlullah’ın yanında bulunanlara infak etmeyin ki dağılıp gitsinler, diyen kimselerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar bunu kavrayamazlar.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Humu’llezine yekulune (onlar derler ki): la tunfiku (harcamayın) ala men inde rasuli’llahi (Allah’ın Resulünün yanında bulunanlara), hatta yenfaddu (dağılıp gitsinler). Ve li’llahi (oysa Allah’ındır) hazainu’s-semavati (göklerin hazineleri) ve’l-ardi (ve yerin). Ve lakinne’l-munafikine (fakat münafıklar) la yefkahun (anlamazlar).

Mukatil Tefsiri
Sonra Allah Teâlâ: “Onlar, ‘Resûlullah’ın yanında bulunanlara harcamada bulunmayın ki dağılıp gitsinler’ diyen kimselerdir.” buyurdu. Burada kastedilen Abdullah b. Übey’dir. Bunun sebebi şudur: Resûlullah Benî Lihyân gazvesinden ganimetle dönerken gece şiddetli bir rüzgâr çıktı ve Resûlullah’ın devesi kayboldu. Sabah olunca insanlar Resûlullah’a bu rüzgârın sebebini sordular. Resûlullah da Medine’de münafıkların ileri gelenlerinden Rifâa b. et-Tâbût’un öldüğünü haber verdi. Bunun üzerine münafıklardan biri: “Muhammed gaybı bildiğini iddia ediyor, fakat devesinin yerini bilmiyor. Madem kendisine gaybı haber veren biri var, ona devesinin yerini de bildirseydi.” dedi. Bunun üzerine başka bir adam ona susmasını söyleyerek, eğer Muhammed onların iddia ettiği gibi gaybı bilseydi kendileri hakkında da vahiy geleceğini ifade etti.

Daha sonra o münafık Resûlullah’ın yanına geldiğinde Resûlullah ashabına onun sözünü anlatıyordu. Resûlullah şöyle buyurdu: “Bir münafık, devemin kaybolmasına sevinerek ‘Muhammed gaybı bildiğini iddia ediyor, devesinin yerini niçin bilmiyor?’ dedi. Allah’a yemin olsun ki o yalan söylemiştir. Ben gaybı bildiğimi iddia etmiyorum ve gaybı da bilmem. Ancak Allah bana onun sözünü de, devemin yerini de bildirdi. Deve şu vadidedir ve yuları bir ağaca takılmıştır.” Bunun üzerine insanlar gidip baktılar ve deveyi Resûlullah’ın tarif ettiği yerde buldular. Münafık bunu görünce hayrete düştü ve arkadaşlarının yanına dönerek içlerinden birinin konuşulanları başkasına aktarıp aktarmadığını sordu. Onlar da hiç kimsenin yerinden kalkmadığını ve bu sözleri kimseye anlatmadığını söylediler.

Bunun üzerine adam: “Şahitlik ederim ki Muhammed Allah’ın Resûlüdür. Sanki gerçek anlamda ancak bugün Müslüman olmuş gibiyim. Çünkü Resûlullah benim gizlice söylediğim sözü insanlara haber verdi. Şahitlik ederim ki Allah onu bundan haberdar etmiş ve o doğru söylemiştir.” dedi.

Daha sonra Medine’ye yaklaşılırken bir Âmirli ile bir Cüheyneli arasında tartışma çıktı. Abdullah b. Übey Cüheyneli’nin tarafını tuttu. Fakir bir kimse olan Ca‘l b. Abdullah ise Âmirli’ye yardım etti. Abdullah ona küçümseyici sözler söyledi. Bunun üzerine Ca‘l karşılık verince Abdullah öfkelendi. Ca‘l ise rızkın Allah’ın elinde olduğunu söyleyerek onun sözlerini reddetti.

Bunun üzerine Abdullah b. Übey arkadaşlarına dönerek: “Eğer siz Ca‘l’i ve onun gibileri, sizin sayenizde elde ettikleri yiyeceklerden mahrum bıraksaydınız, Muhammed’i bırakıp kendi kabilelerine ve dostlarına dönerlerdi. Resûlullah’ın yanında bulunanlara harcamayın ki dağılıp gitsinler.” dedi. Yani Muhammed’in etrafından ayrılıp uzaklaşsınlar demek istedi.

Ardından şöyle dedi: “Eğer Ca‘l gidip bunları Muhammed’e haber verirse ona inanacak ve beni zalim sayacaktır. Oysa biz Muhammed’i Mekke’den kovulmuş haldeyken yanımıza aldık, ona yardım ettik ve onu omuzlarımız üzerinde taşıdık. Eğer Medine’ye dönersek üstün olan aşağı olanı oradan çıkaracaktır.” Bu sözleriyle kendisini ve arkadaşlarını üstün, Resûlullah ile ashabını ise aşağı görmekteydi.

Bu sırada genç sahabî Zeyd b. Erkam ayağa kalkarak: “Vallahi aşağı ve değersiz olan sensin. Kavmin içinde sevilmeyen sensin. Muhammed ise Rahmân’ın izzeti ve Müslümanların sevgisi içindedir. Bu sözlerinden sonra seni asla sevmeyeceğim.” dedi. Abdullah b. Übey ise durumu kurtarmak için: “Ben sadece seninle şakalaşıyordum.” cevabını verdi.

Zeyd b. Erkam gidip bu olayı Resûlullah’a haber verdi. Abdullah’ın sözleri Resûlullah’ı üzdü ve haber insanlar arasında yayıldı. Bunun üzerine Resûlullah Abdullah b. Übey’i çağırdı. Abdullah bazı Ensar mensuplarıyla birlikte geldi. Resûlullah ona: “Bana ulaştığı söylenen sözleri sen mi söyledin?” diye sordu. Abdullah ise: “Sana kitabı indiren Allah’a yemin ederim ki bunların hiçbirini söylemedim. Zeyd yalan söylemiştir. Seninle çıktığım bu gazveden daha çok cennete girmemi umduğum başka bir amelim yoktur.” dedi. Ensar’dan bazı kimseler de onu destekleyerek: “Ey Allah’ın Resûlü! Bu bizim büyüğümüz ve efendimizdir. Ensar’ın gençlerinden birinin sözüyle onu suçlama.” dediler. Bunun üzerine Resûlullah onu mazur gördü.

Daha sonra Ensar arasında Zeyd’i kınayan sözler yayıldı ve bazıları onun yalan söylediğini ileri sürdü. Zeyd ise bundan dolayı üzülerek daha önce yaptığı gibi Resûlullah’a yakın duramaz oldu. Bunun üzerine Allah Teâlâ Zeyd’i doğrulayan ve Abdullah b. Übey’i yalanlayan bu ayeti indirdi:

“Onlar, ‘Resûlullah’ın yanında bulunanlara harcamada bulunmayın ki dağılıp gitsinler’ diyen kimselerdir.”

Ardından Allah Teâlâ: “Göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır.” buyurdu. Yani rızkın, yağmurun, bitkilerin ve bütün nimetlerin anahtarları Allah’ın elindedir. “Fakat münafıklar bunu anlamazlar.” Yani münafıklar hayrın, rızkın ve bütün nimetlerin Allah’ın elinde olduğunu kavrayamazlar.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Onlar, arkadaşlarına, Resûlullah’ın yanında bulunan muhacir sahabilere infak etmeyin ki onun etrafından dağılıp gitsinler, diyen kimselerdir.

“Göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır” buyruğu ise, göklerde ve yerde bulunan her şeyin Allah’a ait olduğunu ifade eder. Bunların hazinelerinin anahtarları O’nun elindedir. Hiç kimse, O’nun dilemesi olmadan bir başkasına herhangi bir şey veremez.

“Fakat münafıklar kavrayamazlar” yani bunun böyle olduğunu anlamazlar. Bu yüzden, “Resûlullah’ın yanında bulunanlara infak etmeyin ki dağılıp gitsinler” demektedirler.

Bu konuda tefsir ehli de aynı görüşü benimsemiştir.

İbn Abbas şöyle demiştir: “Resûlullah’ın yanında bulunanlara infak etmeyin ki dağılıp gitsinler” ayeti hakkında: ‘Muhammed’e ve arkadaşlarına yiyecek vermeyin ki açlığa düşsünler ve peygamberlerini terk etsinler’ demektir.

Katâde şöyle demiştir: Bu, Abdullah b. Übey’in münafık arkadaşlarına söylediği sözdür: ‘Muhammed’e ve arkadaşlarına infak etmeyin ki onu terk etsinler. Siz onlara harcamayı bıraksanız onu bırakır ve etrafından ayrılırlardı.’

Katâde’den yapılan başka bir rivayette de Abdullah b. Übey b. Selûl’ün arkadaşlarına: ‘Resûlullah’ın yanında bulunanlara infak etmeyin. Eğer onlara infak etmezseniz onun etrafından dağılır giderler’ dediği nakledilmiştir.

Dahhâk ise bu ayette geçen “infak etmeyin” sözünün, farz olan zekâtı değil, yardım ve destek sağlamayı kastettiğini söylemiş ve bunu söyleyenlerin münafıklar olduğunu belirtmiştir.

Zeyd b. Erkam şöyle demiştir: İbn Übey bu sözü söylediğinde durumu Peygamber’e haber verdim. Bunun üzerine o geldi ve yemin etti. İnsanlar bana: “Sen Resûlullah’a yalan mı söyledin?” demeye başladılar. Nihayet evime çekildim; beni gördüklerinde “İşte yalan söyleyen kişi budur” demelerinden korkuyordum. Sonra “Onlar, Resûlullah’ın yanında bulunanlara infak etmeyin ki dağılıp gitsinler, diyen kimselerdir” ayeti indirildi.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/munafikun-6/,https://kutsalayet.de/munafikun-8/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız