"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Mudârebe şirketi

Mudârebe şirketi, aynı zamanda “Kırâd” şeklinde de isimlendirilir. Manası: Bir kişinin bir başka kişiye ticaret yapması, elde edilen kazancın aralarındaki şartlı anlaşmaya göre paylaşılması için mal vermesi demektir. Iraklılar bu şirkete “Mudârebe” derken, Hicazlılar ise “Kırâd” demişlerdir. İlim ehli, genel olarak mudârebenin caiz olduğu noktasında icma etmişlerdir.

İnsanların, mudârebe ortaklığına bir tür ihtiyaçları vardır. Çünkü para ve nakit mallar, ancak elden ele dolaşması ve ticaretle değer kazanırlar. Zira tüm bunlara malik olan herkes ticareti güzel yapamazken, ticareti güzel yapan kimseler de elinde bu imkâna ve sermayeye sahip olmayabilirler. Bu durumda her iki taraf da (mal sahibi ile çalışan) bu ortaklığa ihtiyaç duyarlar. İşte Yüce Allah, ihtiyaçlarını gidermeleri için onlara bunu meşru kılmıştır. Bu anlaşıldığına göre, söz konusu şirket hem mudârebe hem de kırâd lafzıyla icra edilebilir. Zira bu iki lafız, birbirlerinin yerine geçen ve aynı anlamdaki lafızlardan sayılmaktadır. Çünkü maksat zaten manasıdır; tıpkı temlik lafzının bey’ (alım-satım) hakkında kullanılması gibidir.

Mudârebe şirketinin hükmü, inân şirketinin hükmüyle aynıdır. Şöyle ki: Ortağın amelinde caiz olan her bir şey, aynı şekilde mudaribin (çalışan ortak) amelinde de caizdir. Ortağın men edildiği şeyden mudarib de men edilir ve hakkında ihtilaf edilen konularda da yine durum burada da aynıdır. Şirketin sermayesi için caiz olan, mudârebenin sermayesi için de caizdir; onda caiz olmayan, yine diğerinde de caiz olmaz.

Mudârebe şirketinin bir başka türü daha vardır: Ortakların her ikisi de sermaye koyar. Buna ilave olarak birisi emeğini de ortaya koyar. Mesela: İki kişinin elinde üç bin dirhem olsa, bu paradan iki bin dirhemi birine, bin dirhemi diğerine ait olsa, iki bin dirhemin sahibi olan kimse, bin dirhemin sahibi olan kimseye kazancın yarı yarıya olması üzerinde anlaşarak yani üç bin dirhem üzerinde tasarrufta bulunmasına izin verse, bu şirket sahih olur. Bunu, İmam Şafiî söylemiştir.

İmam Mâlik ise: Kırâd’a kira akdini katmasının caiz olmaması gibi, aynı şekilde kırâd’a bir ortaklığı katması da caiz olmaz, demiştir. Şöyle cevap verilmiştir: Bu ikisi bir defa diğeri için akitlerden birisini şart koşmuş olmadıklarından dolayı, hepsini men etmemiz de doğru olmayacaktır; sanki söz konusu mal ayrı ve temyize uğramış mal gibi kabul edilir.

Mudârebenin bir başka çeşidi de: İkisinden birisinin malına ikisinin bedenen ortak olmasıdır. Bu da iki kişiden birisi sermaye koyar ve her ikisi de bedenen emeklerini ortaya koyup ortaklık yaparlar. Mesela birisi bin dirhem çıkartır verir, ikisi de beraber amel edip çalışırlar ve söz konusu kazanca da ortak olurlar. Bu da caizdir ve mudârebe şirketi statüsüne girer. Çünkü mal sahibi olmayan kişi, bu yolla ameli ve çalışması sebebiyle (anlaştıkları) şartlara göre -kendi malı da olmadığı halde- kazanca hak sahibi olmaktadır. İşte gerçek mudârebe de budur.

İbn Hamîd, el-Kâdı (İyâz) ve Ebû’l-Hattâb ise: Mal sahibi, kendisiyle birlikte çalışmasını şart koşarsa bu sahih olmaz, demişlerdir. Bu, Mâlikî, Evzâî, Şâfiî, rey ashabı, Ebû Sevr ve İbn Münzir’in mezhebinin görüşüdür. (İmam Ahmed) şöyle demiştir: Mal, âmile (çalışana) teslim edilmedikçe, kendisiyle diğerinin arası da ayrılmadıkça mudârebe sahih olmaz. Çünkü mudârebe, malın çalışan şahsa teslim edilmesini gerektiren bir ortaklıktır. Dolayısıyla çalışmasını şart koştuğu hâlde malı kendisine teslim etmemesi nasıl mümkün olur… Zira eli bu anlaşma üzerindedir, söz konusu mudârebe ortaklığının konumuna muhalefet etmiş sayılır.

El-Kâdı (İyâz) ise İmam Ahmed ve el-Haraki’nin bu görüşünü yorumlayarak, mal sahibinin şartsız olarak söz konusu amele müdahil olabileceğini ifade etmiştir.

El-Muvaffak şöyle der: Bize göre amel (emek), mudârebe ortaklığının iki ana rüknünden birisini oluşturmaktadır. Bunun yanında taraflardan sadece birisinin emeğe ortak olması da caizdir; diğeri her iki duruma hâiz olduğu hâlde -tıpkı malda olduğu gibi- amele katılmaması da caizdir. Onların: “Mudârebe, malı çalışana teslim etmeyi gerektirmektedir.” sözlerine gelince, bu mümkün değildir. Zira bu ortaklık, sadece başkasının malında mutlak olarak kazancından uygun şekilde cüz’î bir bölümünü tasarruf etmeyi gerektirmektedir. Bu ise her iki tarafın da ortak katılımlarıyla elde edilmektedir. Bu nedenledir ki, taraflardan birisine malı teslim etmiş olmasa dahi bir kişi, malını iki kişiye mudârebe şeklinde verecek olursa, bu sahih olur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/sirket-caiz-olan-bir-akittir/,https://kutsalayet.de/mufavada-sirketi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız